iddia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iddia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şub 2016

Konu: Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkes, bir gün bir şekilde haksızlığa uğrayabilir. Bu bakımdan Tüketici Hakem Heyetleri, hepimizin çok iyi bilmesi gereken bir konu. Ne var ki buna ilişkin doğru bilgiler kanun, yönetmelik gibi hukuki metinlerde geçiyor. Dolayısıyla da tüketiciler tarafından pek okunmuyor.

Biz de bu yazı dizisiyle birlikte herkesin aklına takılan soruları mevzattan referanslar vererek yanıtlamaya çalışacağız. Bu yolla tüketiciler kafalarına takılan soruların en azından bir kısmının cevabına kolaylıkla ulaşabilecekler.
Tüketici Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Aşağıdaki listeden cevabını öğrenmek istediğiniz soruya tıkladığınızda cevap sayfasına yönlendirileceksiniz. Bu konuyla ilgili olarak yeni bir soru-cevap hazırladığımızda da yine aşağıdaki listeye ekleyerek tamamına toplu bir şekilde ulaşmanıza imkan sağlayacağız.

Son olarak, burada cevabını bulamadığınız bir konu olduğunda sitemizdeki "Mevzuat Dizini"ni kullanarak mevzuat üzerinden araştırma yapabileceğinizi de hatırlatmak isteriz.

------------------------------------SON------------------------------------

13 Tem 2015

Bölüm 6: Yargıtay Kararlarında Kredi Kartı Ücreti

Bir önceki yazımızın tamamında bankaların iddialarını mevzuat bakımından tek tek yanıtladık. Ancak bankalar mevzuatın yanında mahkeme içtihatlarını da kullanarak kendilerini haklı çıkarmaya uğraşmaktalar. Burada temas edilmesi gereken iki nokta bulunmaktadır: Bunlardan ilki, içtihatların hukukî niteliği; ikincisi ise bankaların bazı içtihatları bilinçli olarak çarpıtmalarıdır.

Mahkeme kararları hangi mahkeme tarafından verilmiş olursa olsun hukukun yardımcı kaynaklarıdır. Emsal karar olarak bilinen kararlar da adı üstünde örnek kararlardır. Mahkemelerce uygulanma gibi bir zorunluluğu olmayan bu kararlar, yargıda benzer olaylarda aynı kararların verilebilmesine imkân sağlar.

Ancak belirtmemiz gereken önemli bir husus da Yargıtay kararlarının tamamına ulaşabileceğiniz bir platformun olmadığı gerçeğidir. Bu kararlara büyük hukuk kütüphanelerinde bulunan Yargıtay Kararları Dergisi'nin ciltlerini karıştırarak veya ücretli içtihat bilgi bankalarından yararlanarak ulaşabilmektesiniz. Bununla birlikte tüketici dernekleri tüketicileri ilgilendiren kararların numaralarını ve özetlerini paylaşmaya gayret göstermektedirler. Ayrıca Yargıtay'ın kendi internet sitesinde de kelimeyle veya karar numarasıyla arama yapılabilecek sınırlı bir emsal karar arama bölümü mevcuttur. Oradan kendi hukuki durumunuza uygun emsal kararları bulmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir karar Yargıtay tarafından verilmiş bile olsa, ilk derece mahkemelerine karşı kesin bağlayıcılığı yoktur. İlk derece mahkemelerinin uymaları gereken kararlar sadece içtihadı birleştirme kararlarıdır. Çünkü bu kararlar Yargıtay tarafından ilk derece mahkemelerine yol göstermek için alınmış özellikli kararlardır ve yanlış uygulamaları önlemeyi amaçlar.

Ancak mahkemelere hiçbir yükümlülük getirmeyen Yargıtay kararlarının bile mahkemelere emsal olarak sunulmasının sebebi, Yargıtay'ın bir temyiz mahkemesi olmasıdır. Yâni temyiz edildiğinde kararının Yargıtayca bozulmasından çekinen hâkim, kendini önceki Yargıtay kararlarına uymak zorunda hissedebiliyor. Bunun da sıkıntısı şu ki Yargıtay sık sık fikir değiştirebilen bir kurum! Zaten aşağıdaki örneklerden de göreceğiniz bu konuya bir sonraki bitiriş yazımızda da değineceğiz.

Mevzu hukuk bakımından temelsizliği aşikâr olan üyelik bedeli kesintisinin birkaç Yargıtay Kararı ile temellendirilmek istenmesi hukukun yanında akla ve mantığa da aykırıdır. Ancak bu bile, bankaların bu konudaki çaresizliğinin bir dışavurumudur. Bununla birlikte tüketici mahkemelerinin itiraz neticesinde verdiği kararlar kesin olduğundan hakimlerin tüketiciyi koruyan daha cesur kararlar aldıklarını görmek tüketiciler için bir umut vesilesidir.

Kaldı ki gerek eski gerekse yeni tarihli kararlar incelendiğinde Yüksek Yargı’nın yerleşik uygulaması gereğince ekseriyetle kart hamilinin haklı bulunduğu görülecektir. Örneğin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından verilen E.2007/11236, K.2008/2982 sayılı kararına göre,
"Kredi kartı hizmetinin tüketicilere sunulmasında esasen bankanın menfaati ve kârı vardır. Elde edilen menfaatler dışında ayrıca üyelik aidatının alınmasının hukuka ve iyi niyet kurallarına uygun düşmediği, hazırlanan sözleşmelere kullanıcının iştirakinin söz konusu olamayacağından bu sözleşmelerdekinin aksine konulan kurallarla da kredi kart sahiplerinin yükümlü olmasının kabul edilmesi de doğru olamayacağından (kart hamilinin yaptığı) itirazın kabulü gerekir."
Bu kararda kredi kartında asıl menfaatin bankalarda olduğu hatırlatılmıştır. Çünkü bankaların gördükleri hizmetin aslî karşılığı faizdir. Kredi kartında da faiz söz konusu olduğundan verilen hizmet, karşılığını bulmakta ve bankalar kuruluş amaçları olan kârdan yoksun kalmamaktadır. Zaten kendi borcuna işleyen faizi düzenli bir şekilde ödeyen müşteriye bankanın başka herhangi bir bedel tahakkuk ettirmesi mümkün değildir. Bunun yanında bankalar, kart sahibi müşterilerin o kartla yaptığı her alışveriş için alışveriş yapılan yerden belli bir yüzdelik oranda komisyon da almaktadır. Başka bir ifadeyle kredi kartı sahipleri, sırf o kartı kullandıkları için bile bankaya para kazandırmaktadırlar. Bankaların herkesi kredi kartı sahibi yapmaya çalışmalarının, kart kullanmaya özendirmelerinin altında yatan sebep de işte bu komisyon gelirlerini artırmak istemeleridir. Ne kadar çok kredi kartı müşterisi, o kadar çok kredi kartıyla alışveriş ve komisyon geliri demektir. Görüldüğü üzere bankalar, hem kartla ödeme yapanlar üzerinden hem de mağazasında kartla ödeme kabul edenler üzerinden para kazanmaktadır. Ve bu durum, yukarıdaki kararda da belirtildiği gibi bu işten esas karlı çıkanın bankalar olduğunu çok net göstermektedir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2008/5 sayılı genelgesine de konu olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E.2008/4345, K.2008/6088 sayılı kararında şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Sözleşmenin davacı banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu, sözleşmenin on iki punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir. Davacı (banka), tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir."
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin yukarıdaki karar ile aynı doğrultudaki E.2008/15042, K.2009/5386 sayılı ve E.2009/12552, K.2009/11294 sayılı kararları ve sair daha pek çok kararın gerekçeleri incelendiğinde ekseriyetle bankaların haksız bulunduğu görülecektir. Yukarıda alıntılanan karar, bu bedellerin tamamını tartışmasız olarak haksız şart saymıştır. Çünkü bankalarda beş on dakikada düzenlenen sözleşmelerin yukarıdaki kararda açıklandığı şekilde hazırlanıp doldurulduğu herkesçe bilinmektedir.

Bu durum aynı zamanda Türk Borçlar Kanunu m.20 ve devamında düzenlenen genel işlem koşullarıyla özdeştir. Ancak tüketiciler için özel düzenleme, tüketicileri korumayı amaçlayan kanunlarla getirilmiştir. Bu bahsettiğim durum, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 13/10/2011 tarihinde verdiği E.2011/5605, K.2011/14474 sayılı kararda da dile getirilmiştir:
"Görüldüğü gibi mevzuatımızda, sözleşmede bulunan haksız şartlarla ilgili olarak, tüketiciyi bağlamayacağı ve batıl olma gibi hukuki müeyyide getirilmiştir. Tüketicinin bu hakkını kullanması ile ilgili herhangi bir zaman sınırlaması bulunmamaktadır. Tüketici bu hakkını her zaman kullanabilir. Borçlar Kanunundaki düzenlemeler, tüketici hakkını korumaya yeterli olmadığı için Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Yasanın amacı, sağlayıcı ve satıcıya karşı daha zayıf durumda olan tüketiciyi korumaktır. Bu amaçla çıkan yasada yorumun tüketici lehine olması esas olmalıdır."
Burada Yargıtay'ın ilk iki alıntıdaki kararlara nispetle daha yeni tarihli bir kararını görmüş olduk. Kararda açık bir şekilde tüketici lehine yorum tavsiye edilmektedir. Ayrıca bankanın, 5464 sayılı Kanunun 11. maddesine dayanarak müşterinin 10 günlük itiraz süresi olduğu şeklindeki iddiasına cevap verilmiştir. Önceki yazımızda mevzuat çerçevesinde yalanladığımız bu savunma içtihatlarla da kesinkes çürütülmüştür. Bu yukarıda alıntılanan karar aynı zamanda davacı tarafın Medeni Kanun m.2’ye dayanan iddialarına doğrudan doğruya bir yanıt niteliğindedir:
"Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi haksız şart niteliğinde olduğu kabul edilen ve tüketiciden kredi kartı ücreti, kredi kartı aidatı vb. isimler altında alınan bedelleri tüketicinin bir süre ödemesi, sözleşmedeki haksız şarta icazet verdiği ve bundan sonra da ödemeye devam edeceği anlamına gelmez. Kredi kartı hamili belli bir süre ödeme yaptıktan sonra, haksız şart niteliğinde olan sözleşme hükmüne uygulanması gereken "haksız şartın bağlayıcı olmayacağına" ilişkin müeyyide gereği talepte bulunabilir. Hal böyle olunca tüketici haksız şart niteliğinde olan kredi kartı aidatını bir süre ödedikten sonra gelecek dönemler için sözleşmedeki hükmün haksız şart olması nedeniyle ileriye yönelik olarak talepte bulunabileceği gözetilmeksizin aksine düşüncelerle bu talebin iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğine dair mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir."
Görüldüğü üzere bu bedelleri bir süre ödemiş olsanız bile kesinlikle kabul etmiş sayılmıyorsunuz. Size istediğiniz zaman itiraz etme hakkı tanınmış ve bankanın iddia ettiğinin aksine Yargıtay bu itirazı iyi niyet kurallarına aykırı bulmamış.

Peki, bu bedelin hukuksuzluğu bu kadar ortadayken bankaları hâlâ bir hukuki kılıf uydurma çabalarına sevk eden şey ne? Bu sorunun cevabı maalesef yine Yargıtay kararlarında gizli. Çünkü Yargıtay'ın bazı kararlarında öyle ifadeler var ki bu önceki kararlar Yargıtay'dan çıkmamış sanırsınız. Yargıtay üyeleri öyle bazı kararlar almışlar ki bankalar bunları müşterilerini süründürmek için kullanmaya kalkmışlar. Müşterilere ulaşan cevaplarda da mahkemeye sunulan dava dilekçelerinde de bankaların tarafını tutan bu Yargıtay kararları kullanılır olmuş. Örneğin birçok dava dilekçesine alınmış ve sanki bankaları haklıymış gibi gösteren kararlardan biri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'ne ait 22/03/2011 tarihli ve E.2010/14259, K.2011/4306 sayılı kararda şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Bankalar bunun aksine kâr amacıyla kurulan müesseselerdir. Bu yüzden gördükleri hizmetin karşılığını da isteyebilirler. Ayrıca çok sayıda banka bulunduğuna göre de davacı kendi yükümlülüklerini yerine getirmek kaydıyla dilediği bankadan kredi kartı kullanma imkanına da sahiptir. Bu durunda davacı ile davalı banka arasındaki sözleşmenin iltihakı bir sözleşme olmadığının kabulü gerekir. Bankalar gördükleri hizmetin uygun bir karşılığını istemek hakkına sahiptir. Kredi kartı hizmetinin banka için riski bulunduğu gibi bir maliyeti de bulunmaktadır. Bankanın bu maliyeti kredi kartı kullanıcılarına yansıtması doğaldır. Bankaların 5464 sayılı yasanın 25. maddesi gereğince belirledikleri bu ücreti kart kullanıcılarından istediklerinde bunu ödemeye yanaşmayan kişilerle sözleşme yapmaya zorlanamayacakları gibi, mevcut sözleşmelerinde bundan sonra sürdürmeye zorlanamazlar. Taraflar arasında mevcut sözleşme hükümlerine göre davalı bankanın davacıdan üyelik ücreti isteminin kabul edilmemesi nedeniyle sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aralarındaki sözleşmeyi feshetmesi ve kredi kartını kullanıma kapatmasına engel bir hüküm de bulunmamaktadır."
Yukarıdaki kararda vurgulanan "hizmetin uygun bir karşılığı" kavramı çok tartışmalıdır. Çünkü nasıl ve neye göre tespit edildiği belli olmayan bu bedelin hangi hizmet karşılığında istendiği de meçhuldür. Bilindiği üzere hizmetin asıl karşılığı, son yıllarda fahiş miktarlara çıkan kredi kartı üyelik bedeli değil, borcun faizidir. Ayrıca Yargıtay'ın en temel içtihatlarına göre ancak zorunlu, makul ve belgeli masrafların karşılığı tüketiciden istenebilecektir. Bu konuda ispat yükü bankaya aittir. Öte yandan bu bedele itiraz edildiğinde bazı bankaların, müşteri kaybetmemek için bedeli tahsil etmemesi ise uygulamanın keyfiliğini ortaya koymaktadır. Hatta savunmalarında son derece hayatî bir masrafın tahsili şeklinde aksettirmelerine rağmen, çoğu bankanın son zamanlarda müşterilerine sundukları bazı kredi kartlarından yıllık aidat almadıklarını söyleyerek reklam yaptıkları bilinmektedir. Mademki bu bedel zorunlu bir hizmetin karşılığında alınmakta ise uygulamada bu kadar farklılıkla karşılaşılması izah edilmeye fazlasıyla muhtaçtır. Aynı bankaca çıkarılan iki kredi kartından birinden bedel alınıp diğeri için bu bedelden feragat edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden eşitlik prensibine de ters düşmektedir. Buna rağmen yukarıdaki kararın bir benzeri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2011 tarihli ve E.2010/13722, K.2011/5258 sayılı kararında da şu ifadelere yer verilmiştir:
"Davacının kullandığı kredi kartının, üyelik aidatı olarak ödenen paranın iadesine ilişkin davacı şikayeti üzerine verilen hakem kararı nedeni ile banka tarafından iptal edildiği taraflar arasında ihtilafsızdır. Öte yandan sözleşmede üyelik ücreti alınacağının kararlaştırıldığı da sabittir. Davacı, davalıya ait kredi kartını kullanması nedeniyle, davalı banka tarafından bildirilen ücreti, sözleşmede hüküm olsun ya da olmasın ödemekle yükümlüdür. Bir başka deyişle, davalı banka üyelik ücreti ödenmeden kart verme yükümlülüğünde olmayıp, sözleşmedeki buna dair kararlarında haksız şart niteliğinde bulunmamaktadır."
Yukarıda alıntılanan son iki kararda görüldüğü gibi Yargıtay'ın aynı dairesi, önceki kararlarının tam aksine yorumlanabilecek ifadeler kullanmıştır. Bu kararların tarihlerini mahkemeye sunan banka avukatları, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usûl ve hukuka uygun olduğu" şeklinde savunma yapmaktadırlar.

Ancak bankaların bu kararlarla gerekçelendirdiği dava dilekçesine itiraz ederken tüketicilerin dikkat etmesi gereken en önemli nokta, sunulan emsal kararın somut olayla uyuşup uyuşmadığıdır. Örneğin yukarıdaki ifadelerin geçtiği iki kararın konusu da kart aidatına itiraz ya da hakem heyeti kararına itiraz davası değildir. Söz konusu davalar kart aidatını geri almayı başaran müşterisinin kredi kartını iptal eden bankalara karşı tüketicilerce açılan manevi tazminat davalarıdır. Bankaca alıntı yapılan bütün kararlarda "bankanın bundan sonra mevcut sözleşmeleri sürdürmeye zorlanamayacağına ve sözleşmeyi fesheden bankaya karşı tüketicilerin manevi tazminat davası açamayacağına" ilişkin hükümler bulunmaktadır. Yani söz konusu Yargıtay kararları geçmişe dönük haksız kesintilere meşruiyet kazandırmamaktadır. Aksine bu konuda, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 18/07/2011 tarihinde verilen E.2011/4736, K.2011/11579 sayılı karara göre söz konusu yıllık kart aidatının B.K. m.125 (T.B.K. m.146) ve HGK 2010/1-93-88 sayılı kararı uyarınca on yıl geriye dönük olarak tüketiciler tarafından alınabileceğine ilişkin hükmü de kesinleşmiş bulunmaktadır. Ancak bunlar gibi çoğu Yargıtay Kararı da bankalar tarafından bilinçli şekilde yanlış yorumlanarak mahkemelerde tüketicilere karşı bir üstünlük elde edilmek istenmektedir.

Son olarak her iki tarafça verilen emsal karar tarihleri dikkatlice incelendiğinde, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usul ve hukuka uygun olduğu" şeklindeki savunmanın geçersiz hale geldiği anlaşılmaktadır.

Zaten bütün bu hukuksuz uygulamalara bir son verebilmek adına kanun koyucu otorite tarafından da 6502 sayılı Kanunla birlikte bankalara yıllık aidat vb. adlarla herhangi bir ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı sunma zorunluluğu getirilmiştir. Aslında yeni kanunun hiçbir karttan ücret alınmayacağına hükmetmesi beklenirken getirilen bu hükmü pek beklentiyi karşılamasa da tüketiciler lehine bir adım sayılabilir.

Bu yazımızda konuyla ilgili bazı Yargıtay kararlarını incelemiş olduk. Maalesef Yargıtay'ın kısa aralıklarla imza attığı bu çelişkili kararlar, tüketicilerden bankalara; hakem heyetlerinden tüketici mahkemelerine kadar pek çok kişi ve kurumun kafasını karıştırıyor. Bir sonraki yazımız hem bu meseleyle ilgili yorumlarımı içeren hem de konunun bütünüyle ilgili bir iki kelime edeceğim bir son söz niteliğinde olacak. Bitiriş yazımızı okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

15 Haz 2015

Bölüm 5: Kredi Kartı Üyelik Bedelinin Hukukî Mesnetsizliği


Geçmiş yazımızda tüketici mahkemesindeki itiraz süreci hakkında bilgiler vermiştik. Dava için gerekli bilgilere o yazıdan ulaşabilirsiniz.

Bu yazıdan itibaren ise kredi kartı üyelik bedelinin hukukî mesnetsizliğine ilişkin tespit edebildiğim kanıtları sizlerle paylaşacağım. Öncelikle bu yazıda bankaların iddialarını mevzuat bakımından çürüteceğiz. Siz de banka tarafından itirazınıza yanıt olarak sunulan savları bertaraf etmek için kendi durumunuza uyan cevapları dava/cevap dilekçenizde belirtebilirsiniz. (Yazıda bahsi geçen mevzuat metinlerine kolayca ulaşmak için buraya tıklayarak sitemizin mevzuat dizinine göz atabilirsiniz.)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 172. maddesinde, “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder.” denilmektedir. Ayrıca 36. maddesinde de “meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle” herkesin hak arama hürriyetine sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Bununla beraber bankanın heyet kararının iptaline yönelik talebi, yasal bir hak arama mercii olan hakem heyetlerini işlevsizleştirecek ve tüketicileri haklarını aramaktan alıkoyacaktır. Bu, Anayasanın 36. maddesindeki hak arama hürriyetine aykırılık teşkil etmektedir. Aynı zamanda mahkemelerin iş yükünü azaltmak için kurulan hakem heyetlerinin verdikleri kararlara karşı açılan davalar, hedeflenenin tam tersine mahkemelerin iş yükünü artırmış olacaktır. Bu durum, tüketicileri korumak üzere çıkarılan kanunun ve Anayasanın amacına ters düşmektedir.

Önceki yazılarda da bahsettiğim gibi kanun koyucu, tüketicileri korunması gereken bir konumda görmüştür. Bu nedenle de Anayasanın yukarıda anılan hükümlerine dayanılarak Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hazırlanmıştır.

Şu an yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesindeki, "işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanun hükümleri uygulanır." düzenlemesi gereğince uyuşmazlığın tarihi önem kazanmaktadır. Yani siz bankayla sözleşmeyi önceki kanun yürürlükte iken imzalamışsanız artık sizin uyuşmazlığınıza kural olarak 4077 sayılı (eski) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uygulanacaktır.

Bu kanun pek çok değişikliğe uğramıştır. Ancak kredi kartı kullanıcılarını en çok ilgilendiren değişiklik 4822 sayılı kanunun 7. maddesi ile yapılan değişikliktir. Bu değişikliğe göre 4077 sayılı kanunun 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır." Aynı maddenin 3. fıkrasında da “Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.” denilmektedir. Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar, 6502 sayılı (yeni) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesinde de benzer şekilde yeniden kaleme alınmıştır. 

(?) İDDİA: "4077 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince bir maddenin haksız şart sayılması için üç unsurun da bir arada bulunması gerekmektedir. Bu kapsamda tüketiciyle müzakere edilmemiş olsa dahi, tüketici aleyhine dengesizlik yaratmayan, iyi niyet kurallarına aykırı bulunmayan sözleşme şartlarının haksız şart olarak nitelendirilmesi mümkün değildir."
(!) CEVAP: Gerçekten de kanunun ifadesinden bir maddenin haksız şart sayılması için üç unsurun bir arada bulunması gerektiği anlaşılmaktadır. Ayrıca aynı maddenin devamında “Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir.” hükmü vardır. Zaten banka üstteki savunmasında “Sözleşme maddesinin müzakere edilmemiş olması, sözleşme hükmünün haksız şart sayılması için tek başına yeterli değildir.” diyerek şartın müzakere edilmediğini kendisi itiraf etmiştir! Bu bakımdan bankayla tüketicilerin bu bedeli aralarında konuşarak kararlaştırmadıkları bellidir. O halde iki taraflı bir sözleşmede yalnızca tek tarafa menfaat sağlayan böyle bir hükmün bulunması, tam da kanunda geçen “iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde” ifadesinin somutlaşmış halidir. Bankanın savunmasının diğer bir dayanak noktası olan bu ücretin tüketici aleyhine önemli bir dengesizliğe neden olmadığı iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Kaldı ki tüketici aleyhine bir dengesizlik yaratıp yaratmadığına karar verecek merci de davacı banka değildir. Bu çerçevede bankanın dayattığı üyelik sözleşmesi incelendiğinde bunun önceden hazırlanmış, standart bir sözleşme olduğu, tek taraflı olarak bankayı koruduğu ve tüketici aleyhine düzenlenmiş haksız şartlar içerdiği görülecektir. Kısacası kredi kartı üyelik bedeli uygulaması, kanundaki bütün unsurlarıyla dört başı mamur bir haksız şart örneğidir!

(?) İDDİA: "Avrupa Birliği'nin 93/13/EEC sayı ve 5 Nisan 1993 tarihli direktifi de 4077 sayılı Yasanın haksız şarta ilişkin hükümleriyle aynı doğrultudadır ve bir maddeyi haksız şart saymak için üç unsurun bir arada bulunmasını zorunlu kılmaktadır."
(!) CEVAP: Yukarıdaki iddiaya verdiğimiz cevap bu iddianın da yanıtıdır. Burada banka, kendi savlarına Avrupa Birliği mevzuatını dayanak göstermeye çalışmaktadır. Avrupa Birliği’nin tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar hakkındaki 5 Nisan 1993 tarihli ve 93/13/EEC(=AET) sayılı konsey direktifi de anılan kanun maddesiyle aynı doğrultuda hükümler içerdiğinden, tüketiciden yıllık üyelik bedeli adı altında ücret alınmasına imkân tanımamaktadır. Biz yukarıda bankanın iddialarına sağlam bir yanıt verdiğimiz için AB direktifi de doğrudan tüketici lehine bir delile dönüşmüştür. 4077 sayılı Kanunda değişiklik yapan 4822 sayılı kanunun 7. maddesinin gerekçesinden, yapılan bu yeni düzenleme sayesinde tüketici aleyhine oluşan dengesizliği gidermenin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, "(bu) madde ile tüketiciler, satıcılar tarafından matbu olarak hazırlanan sözleşmelere karşı koruma altına alınmaktadır." Bu kapsamda da "haksız şart" olarak değerlendirilmesi gereken yıllık üyelik bedeli, 4077 sayılı kanunun 4822 sayılı kanunla değişik 6. maddesinin 2. fıkrasına göre tüketici için bağlayıcı değildir. Bu hüküm, 6502 sayılı (yeni) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesinin 2. fıkrasında da aynen korunmuştur.

(?) İDDİA: "5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu tüketicilerden yıllık üyelik bedeli alınmasına olanak sağlamaktadır."
(!) CEVAP: Bu iddia tamamen asılsızdır. Aksine, adı geçen kanunun 24. maddesinin 4. fıkrası, "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." hükmüne âmirdir. Aynı maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere, "Kart hamillerinin mesnetsiz uygulamalarla karşılaşmamaları amacıyla sözleşmede var olmadığı VEYA yasal bir uygulamaya dayanmadığı sürece, yaptıkları işlemlerden dolayı kendilerinden faiz, komisyon veya masraf gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilemeyeceği ve kart hamilinin hesabından kesinti yapılamayacağı yönünde düzenleme yapılmıştır." Buradaki 'VEYA' ifadesinden anlıyoruz ki sözleşmede bulunsa dahi yasal bir uygulamaya dayanmadığı sürece tüketiciler asla böyle bir ödemeye zorlanamazlar. Özünde bu madde, yukarıda bahsedildiği üzere Tüketici Kanunundaki haksız şartlara ilişkin hükmün tekrarından başka bir şey değildir. Nitekim orada da kanun, sözleşmelere tek taraflı haksız şart konulamayacağını, konulsa dahi bunların tüketicileri bağlamayacağını söylüyordu.

(?) İDDİA: "5464 sayılı Kanun uyarınca kredi kartı üyelik bedeli tüketiciye bildirilmiş ve davalı bu bedeli herhangi bir itirazda bulunmayarak kabul etmiştir. Aynı kanunun 11. maddesi ile itiraz için 10 günlük süre tanınmış, devamında itiraz edilmeyen hesap özetinin kesinleşeceği düzenlenmiştir."
(!) CEVAP: Bankanın mahkemeyi yanıltmaya yönelik çarpıtmalarla dolu ifadelerinin doruk noktası işte bu iddiadır. Öncelikle burada tüketiciler itiraz etmemekle suçlanmaktadır. Mahkemeye delil olarak sunacağınız posta alındısı bu ithamı boşa çıkaracaktır. Aslında bankalar çoğu zaman, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76/1 hükmünü ihlal etmektedir. Ayrıca 5464 sayılı Kanun’un 11. maddesi "Kart çıkaran kuruluşlar, kart ve ek kart hamillerinin kart kullanımıyla ilgili olarak yapacakları şikâyet ve itiraz başvurularını, başvuru tarihinden itibaren yirmi gün içinde hamilin başvuru yöntemi kullanılarak ve gerekçeli bir şekilde cevaplandırmak zorundadır." demesine rağmen çoğunlukla bu yükümlülüklerini de yerine getirmemektedir. Hakem heyetlerinin istediği savunmayı bile göndermeyerek uzlaşmaz tutumlarında ısrar etmektedirler. Hâl böyleyken bankaların iyi niyetli davrandığı söylemek olanaksızdır. Bunun yanında anılan kanunun 11. maddesinin 2. fıkrasında açıkça "Hesap özetinin kesinleşmesi genel hükümlere göre dava hakkını ortadan kaldırmaz." denilerek kesinleşen hesap özetlerine karşı itiraz hakkının kalkmayacağı vurgulanmaktadır. Bu bağlamda aynı yasanın 44. maddesinde yapılan atfa binaen, uyuşmazlıkların Tüketici Hakem Heyeti’nde ve/veya Tüketici Mahkemesi’nde çözümleneceği hüküm altına alınmıştır. Kaldı ki maddenin yazılışı “-itiraz edilebilir” biçiminde olduğundan, bu 10 günlük sürenin hak düşürücü süre olmadığı izahtan varestedir. Görüldüğü üzere kesinleşen hesap özetine zamanında itiraz etmediğiniz için daha sonra itiraz edemeyeceğinizi ima eden bankanın iddiaları yasal dayanaktan yoksundur.

(?) İDDİA: "Sözleşmede kart ücreti alınacağı açıkça belirtilmiş; sonrasında ekstreye ücret yansıtıldıktan sonra ödenmiş; sözleşme feshedilmeyerek kartın kullanımına devam edilmiş olmasına rağmen tüketicinin kredi kartı ücretinin iptali talebinde bulunması Medeni Kanun m.2'de düzenlenen "objektif iyi niyet" kaidelerine aykırıdır."
(!) CEVAP: Bankanın 5464 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmeliğin 18. maddesini dayanak göstererek, “kartı iptal etme ve sözleşmeyi feshetme haklarına sahip olan ve bu hakları kullanmayan kart hamilinin iyi niyetli olmadığını” iddia eden yaklaşımı da her somut olayda uygulanabilir değildir. Çünkü bilindiği üzere, kredi kartına ait borçlar mevcut iken, kredi kartının iptal edilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, uzun yıllardır borcunu aksatmadan ödeyen kart sahipleri bile borcun tamamını kapatacak ekonomik duruma sahip olmadığı için kartını iptal ettirememektedir. Bu durum ortadayken sırf sözleşmeyi feshetmedi diye tüketicinin bu bedele rıza gösterdiğini düşünmek mantığa aykırıdır. Bu doğrultuda tüketici lehine ifadeler içeren ve bankanın MK m.2'ye yönelik iddialarını boşa çıkaran bir Yargıtay kararını da sonraki yazımızda paylaşacağız.

(?) İDDİA: "Yıllık kart ücreti talepleri, 13.06.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin EK b/2 maddesi gereğince haksız şart olarak nitelendirilemez."
(!) CEVAP: Bankanın, 13/06/2003 tarihinde 25137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğe istinaden yaptığı savunmalara yanıt vermek gereksizdir. Çünkü bu Yönetmelik, 17/06/2014 tarihinde 29033 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yeni Yönetmeliğin 7. maddesine göre, “Tüketiciyle kurulan sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Ancak sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur.” Görüldüğü üzere bir sözleşmede haksız şartların bulunması sözleşmenin tamamını ortadan kaldırmaz veya geçerliliğini etkilemez. Yok sayılan bu hükümler olmadan da sözleşme ayakta tutulabiliyorsa sözleşmenin geri kalanı varlığını devam ettirir. Dolayısıyla banka, hiçbir tüketiciyi haksız ve hukuksuz olduğu sarih olan bu bedeli reddettiği için sözleşmeyi feshetmeye zorlayamaz. Bu bakımdan bankanın “yıllık üyelik bedelini reddedebilmek için öncelikle sözleşmenin feshedilmesi gerektiği” şeklinde yukarıdaki eleştirisinin de temelsiz olduğu görülmektedir. Aynı şekilde bu maddenin ilk cümlesindeki açık hüküm gereği banka, kesin olarak hükümsüz olduğu ifade edilen haksız şartlara dayanarak hiçbir kart sahibini ifaya zorlayamayacaktır. Daha açık bir deyişle, banka ile müşterisi arasında düzenlenen sözleşmede kart ücreti alınacağı belirtilmiş olsa bile, yukarıda sayılan tüm sebepler gereğince haksız şart sayılan bu tahsilat hukuken mümkün olmayacaktır.

(?) İDDİA: "T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın 2007/2 sayılı genelgesi ile bankaların kredi kartlarından ücret almaları şeklindeki uygulamanın yasal mevzuata uygun olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır."
(!) CEVAP: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 12/02/2007 tarihli 2007/2 sayılı genelgesi ile kendini savunan bankanın, aynı bakanlığa ait ve daha yeni tarihli 2007/3, 2007/9 ve 2008/5 sayılı genelgeleri görmezden gelmesi hiç ahlaki değildir. Çünkü Bakanlık, bazı tüketici dernekleri temsilcileri ile yapılan görüşmelerden sonra kademeli olarak görüş değiştirmiştir. Nitekim 01/08/2008 tarihli 2008/5 sayılı genelgesinde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E.2008/4345, K.2008/6088 sayılı Kararı örnek verilerek kart ücretinin iadesini isteyen tüketicinin talebinin yerinde olduğu bildirilmektedir. Bu Yargıtay kararına bir sonraki yazımızda değinilecektir. Bakanlık genelgede, "içtihat birliğini sağlama amacına yönelik bu kararın tüketici sorunları hakem heyetleri tarafından dikkate alınmasının uygun olacağı"nı düşündüğünü de ifade etmektedir. Ancak hepsinden öte, bakanlığın dahi bağımsız karar organlarına genelge göndererek tavsiye ve telkinde bulunmaya yetkisi yoktur. Bu nedenle kart ücretini açıkça meşru addetmiş olsaydı bile genelgenin yasal dayanak olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktı.

(?) İDDİA: "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun görüşleri ile Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi de kart ücretine yasal çerçeve kazandırmaktadır."
(!) CEVAP: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 42-10-B/980 sayılı yazısında, 5464 sayılı Kanunun 24. maddesinin 4. fıkrasındaki "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." şeklindeki açık hükme değinmiştir. Bu yazı, BDDK tarafından da bankalara böyle bir serbesti tanınmadığı anlamına gelir. Yasal dayanak olarak sunulan bir diğer kanun olan Türk Ticaret Kanunu’nun 22. maddesinin ise, doğrudan doğruya "tacir sıfatını haiz borçlu"ya hitap ettiğini ve dolayısıyla tüccar olmayan tüketicilerle uzaktan yakından alakası bulunmadığını hatırlatarak üzerinde daha fazla durmuyoruz.

Buraya kadar bankanın iddialarına şu an itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat bakımından yanıt vermiş olduk. Bankalar mevzuatın katı duruşu karşısında bu bedelin meşruluğunu savunmak için genellikle Yargıtay'ın emsal kararlarını kullanırlar. Emsal kararların niteliği hakkında bilgi verdiğimiz ve tüketici lehine verilen bazı emsal kararları incelediğimiz yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.