tüketici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tüketici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ara 2016

"Herkes Bunu Kullanmalı!"

Resmî adı Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası olan ancak halk arasında Yerli Malı Haftası olarak bilinen hafta bugün itibariyle başlamıştır. Tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve yerli malı kullanmanın öneminin vurgulandığı bu haftada, 'bilinçli tüketici olma' konusunun da üzerinde durulmaktadır.

Bu kapsamda, tüketiciler, bir ürünü sırf yabancı üretim diye veya ünlü bir markanın amblemini taşıyor diye almak yerine daha ucuz yerli alternatiflerini de göz önünde bulundurmalılar. Ancak bunu yaparken asla "Yerli Malı"nı bir saplantı boyutuna vardırıp da bazı sömürgen yerli üreticilerin ekmeğine yağ sürmemeliler. Bu bakımdan, bilinçli tüketici olma düsturunu da içeren Yerli Malı Haftası, asla ve asla tüketicinin kendi zararına dahi olsa Yerli Malı alması şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu hafta, tüketicilerde hem kendi ceplerini hem de ülke menfaatlerini düşünerek alışveriş yapmaları konusunda bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.

Yerli Malı, Yurdun Malı
Bu kısa açıklamadan sonra Gülse Birsel'in sitemizde daha önce de alıntı yaptığımız "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabının 85 ilâ 88. sayfalarındaki bir başka mizahi yazıyı sizlerle paylaşacağız. İyi okumalar...

     Biz küçükken aralık ayında altını çize çize yerli malı haftası kutlanırdı.
     Şimdi çocuklar okula aynı coşkuyla elma portakal götürüyorlar mı bilmiyorum ama, ben kendi yerli malı haftamı, evimde yaptırmakta olduğum tadilatın son dönemine tekabül eden geçtiğimiz hafta gözyaşlarıyla kutladım!
     Ev  tadilatı bir zincirleme reaksiyon. Bunu bilimsel olarak da kanıtlayabilirim arzu edene.
     Dolayısıyla doğramaların yenilenmesi gerektiği gerçeği, beraberinde iki aylık kapsamlı bir inşaat, o da yanında eşya değişimi gereksinimleri getirdi kapıya. Önce bunların hiçbirini içeri almadım! Ancak insan evini kırıp dökerken öğüt veren çok oluyor. Mimardan, eşten dosttan, konu komşudan sürekli duyduğum cümle şuydu: "E bir kere yaptıracaksın, kendi evin, en iyisini yaptır!"
     Onlara, "Madem ısrarlısınız yaptırayım, faturayı da size yollarım," demek geçti içimden hep ama, çiğlik olmasın diye demedim! Bir bildikleri vardır diye düşünüp evdeki beyaz eşya, aydınlatma filan gibi bazı ihtiyaçları "en iyisinden" almaya karar verdim.
     Ne var ki, iç mimar jargonunda "en iyisi" demek, "ısmarladıktan üç ay sonra yanlış parçalarla ele ulaşan Avrupa çıkışlı kazık mallar" demek oluyor!
     O gün, Nişantaşı'nda şık bir ofise konuşlanmış aydınlatma dükkânı aracılığıyla İtalya'dan ısmarladığımız spotların gelemeyişinin ikinci haftasını kutluyorduk!
     Nişantaşı'ndaki dükkânda bir tek lamba bile olmamasından şüphelenmeliydim gerçi. Koskoca, yüksek tavanlı şık ofiste sadece kataloglar vardı.
     Katalogdan göz kararı seçtiğim spotların parasının peşin ödenmesi gerektiği, bir hafta sonra, istediğim boyun aslında İtalya'da bulunmadığı, iki hafta gecikeceği, üç hafta sonra, yanlış geldiği, dört hafta sonra geldiğinde ise parçalarının eksik olduğu ortaya çıkmış, bu travma üzerine, nur yüzlü, mübarek bir insan rüyama girip bana, "Şişhane'ye git, Şişhane'ye giiit!" demişti. Nur yüzlü insan ablamdı ve belki de rüyama girmemişti de biraz erken aramıştı, dolayısıyle uyku sersemi konuşmuştum. O kadar abartma olur, belgeselci değilim herhalde!
     Uzatmayalım, işte bu bağlamda Şişhane'yi keşfettim.
     Haldun Taner'in hikâyesindeki gibi "Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu" o gün, ama buna rağmen yeni keşfettiğim bu güzide mahallenin üzerimde bıraktığı "nurlu" etkinin azalması mümkün değildi.
     Sayısız ve birbirinden harika, yer yer parçaları Çin malı ama genelde yerli üretim klasik kristal avizelerden nefis modern tasarımlara her şeyin, hem de tak diye bulunduğu Şişhane tam anlamıyla kalbimi çaldı.
     İtalya'dan getirtmeye çalıştığım spotların aynısını, dörtte bir fiyatına ve "Abla iki saat sonra getirsek çok geç olur mu?" şartlarında bulduğum gibi, evin diğer tüm aydınlatma ihtiyaçlarını da birkaç saat içinde Türk kahvesi ikramları eşliğinde seçtim!
     Aynı gün evdeki ankastre ocağın değişmesi gerektiği ortaya çıktı.
     Yine "en iyisi", bu defa bir Alman markası, heyecanla arandı.
     Ocak, geçen yüzyılın en bilinen teknolojik prensibiyle, elektrik enerjisini ısı enerjisine dönüştürme kuralıyla çalışıyordu tabiatıyla, buna rağmen aşağı yukarı ikinci el bir araba fiyatındaydı. Ama ne gamdı. En iyisi olsundu!
     Ancak, konuştukça, bu harika ocağı elde etmem için firmanın bazı şartları olduğunu öğrendim.
     Bir kere para peşin ve kırmızı meşindi.
     Tek seçenek mevcuttu, başka model istersem üç ay beklemem gerekiyordu.
     Ha, bir de tabii gelen ocağı beğenmezsem ya da eve uymazsa, paketi açıldıysa asla geri almıyorlar ve değiştirmiyorlardı. "Paketini açmadan eve uymadığını nasıl anlayabiliriz ki?" gibi bir soru karşısında dudak büküyor, ısrarlı tehditkâr bakışlar atınca da, "Yani markanın kendi şeyi olduğu içiiin..." gibi ne beni ne de kendilerini tatmin eden yanıtlar veriyorlardı. Üstelik beni çok seviyorlar ve ailecek seyrediyorlardı!
     Televizyona çıkmayan sıradan vatandaştan nüfus cüzdanı, ikametgâh sureti, aile ağacı, kan sayımı, efor testi ve kolonoskopi istediklerini tahmin ediyorum!
     Tepem iyice atınca, gelişigüzel bir yerli beyaz eşya üreticisini aradım. Yedide bir, abartmıyorum, yedide bir fiyatına, tıpatıp aynı ocağı, ertesi gün getirebileceklerini söylediler ve paradan bahsedince, "Aşkolsun, getirince alırız, siz beğenin de..." şeklinde konuştular!
     Gerisini mutluluk gözyaşlarıma eşlik eden hıçkırıklar yüzünden duyamadım!
     Kapalı ekonomilerden yana değilim, yanlış anlamayın, prensip olarak enayiliğe karşıyım sadece!
     Yerli malı haftanızı hararetle kutlar, ciddi anlamda her konuda "ecnebi marka" hava cıvasını bırakıp, Türk ithalatçısını kızdırmak pahasına yerli malına dönmenizi tavsiye ederim.
     Hem memnun kalırsınız hem de banka hesabınız ve ülke ekonomisi açısından gayet faydalı olur!
     Arz ederim!

NOT: Referans gösterilen sayfa numarası, aşağıda künyesi verilen baskıya atıf yapmaktadır.
  • KİTABIN KÜNYESİ: Turkuvaz Kitap, Aralık 2009, 214 sf.

5 Eyl 2016

Konu: Etiket Okuma Alışkanlığı

Herkesin hemen hemen her gün yaptığı bir iş olan alışveriş, muhtemelen bu özelliğinden dolayı son zamanlarda pek ciddiye alınmaz oldu. Hatta yapacak çok fazla işi olan şehir insanları, artık alışverişe zaman ayırmak bile istemiyor. Her işini hallettiği gibi alışverişini de bilgisayar başında halletmek isteyenlerin imdadına da online alışveriş siteleri ve online süpermarketler yetişiyor. Bunları tercih etmeyip yine eski usûl marketlere gidenler ise zamandan kazanmak adına hiçbir şeye bakmadan alacağını alıp çıkıyor. Ancak yeme, içme gibi hayati ihtiyaçlarımızı almak için bile uyguladığımız bu baştan savmacı yöntem hem sağlığımıza hem de cebimize zarar veriyor.

Ürünleri Satın Alırken Üstünü Okuyor Musunuz?

Bilinçli tüketici olmanın ilk şartı, alışverişte bilinçli olmaktır. Çünkü daha alışverişini yaparken doğru ve bilinçli hareket eden tüketici, sonradan karşılaşabileceği sorunları minimuma indirmiş olur. Bu nedenle bakanlıkların denetimden geçer not alamamış firmaları açıkladığı listeler oturup beklenmemeli, Bilinçli Sağlık Platformu'nun bu konudaki bir yazısında da belirttiği üzere "en iyi denetleyicinin hiç şüphesiz tüketicinin kendisi" olduğu asla unutulmamalıdır.

Yapılan araştırmalar markaya duyulan güvenin etiket okuma alışkanlığının önüne geçtiğini gösteriyor. Ancak çok tanınmış markalar bile kimi zaman kelime oyunları yapmaktan çekinmiyor.

Örneğin; bu alışkanlık sayesinde, üzerinde "Trans Yağ Yoktur / İçermez" yazan bazı cipslerin besin değerlerini inceleyerek trans yağ içerdiklerini görüp şaşırabilirsiniz. Yine başka bazı ürünlerin içindekiler kısmını okuduğunuzda ise "hidrojene nebati (bitkisel) yağ" ibaresini görüp bunun çok masum bir şey olduğunu düşünebilirsiniz, ancak araştırdığınızda bunun trans yağdan farklı olmadığını göreceksiniz. Firmalar etikete kamuoyunda son derece kötü şöhretli "trans yağ" ibaresini yazmak yerine bunu başka adlar altında gizlemeyi tercih etmekteler.

Başka bir örnek de piyasada bolca bulunan "Nar Ekşili Sos" aldatmacasıdır. Halk arasında "Nar Ekşisi" olarak adlandırılan, satın alınan, kullanılan bu ürünlerin pek çoğunun üzeri okunduğunda gerçek nar ekşisi değil, nar ekşili sos olduğu görülecektir. Tıpkı "Limon Sosu" denen üründe olduğu gibi. Bilindiği üzere şişelerde satılan bu ürün, halk arasında "Limon Suyu" olarak adlandırılsa da gerçek limon ile alakası olmayıp limon aromalı bir kimyasaldır.

"Diyet ürünü" olduğu iddia edilen pek çok kek, bisküvi ve krakere bakıldığında ise yapılan o kadar reklama rağmen sıradan kek, bisküvi ve krakerden farklı olmadığı görülür. Bu ürünler çok küçük gramajlarla, üzerinde küçük puntolarla "2 porsiyondur" yazan ibarelerle veya kalorileri küçük gramlar için hesaplanarak satışa sunulurlar.

Sadece bu sayılı örneklerden bile anlaşılabileceği üzere, etiket konusu, tüketiciler için aldatılmaya, manipüle edilmeye son derece müsait bir konu. Beslenme, hayatımızın kalitesini ve sağlığımızı doğrudan doğruya etkileyen bir durum olduğuna göre, "son kullanma tarihi", "üretim tarihi", "raf ömrü", "içindekiler" gibi kısımlar ile obezitenin önlenmesi adına önemli olan "besin değeri" bilgilerinin mutlaka okunması gerekir.

Bütün bunlara ek olarak marketlerdeki fiyat etiketlerini okumak ev ekonomisi açısından da son derece önemlidir. Burada yalnızca alınan ürünün fiyatına bakmayı kastetmiyorum! Fiyat etiketinde yazan "birim fiyat"a da dikkat edilmesi gerektiğinden bahsediyorum. Örneğin; aynı markanın aynı ürünü farklı ambalaj veya gramajlarla satışa sunulmuş ise bazen marketin yaptığı indirim nedeniyle; ucuz gibi duran ürün pahalı, pahalı gibi duran ürün ucuz olabilir. Bunu anlayabilmek için ikisinin de aynı gramaja sahip oldukları durum, örneğin 1 kilogram veya 1 litre, varsayılarak hesaplanan fiyata bakılmalıdır. İşte, fiyat etiketinde birim fiyat olarak anılan bu rakama dikkat edersek, ürünlerden hangisinin daha ucuza geldiğini öğrenmiş oluruz.

Görüldüğü gibi, etiket okumak, doğru beslenmeden tutun da tasarruf yapmaya kadar pek çok yönden faydalı bir alışkanlık. Lütfen biz de bilinçli bir tüketici olmak için bu alışkanlığı kazanalım, geleceğimiz olan çocuklarımıza da şimdiden kazandıralım!

------------------------------------SON------------------------------------

16 May 2016

"Velev ki Tüketicisin!"

Bu ayki yazımızda, okurunu bazen kahkahalarla güldüren bazen de acı acı gülümseten Gülse Birsel'in, yayınlanmasının üzerinden neredeyse yedi yıl geçen ama hala taze "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabından "tüketici olmak"la ilgili kısa alıntılar paylaşacağız. Ara sıra gülmek de gerekiyor. Kitabın arka kapağında da denildiği gibi "Mizah en iyi silah, en iyi ilaç..." Ayrıca, yalnız bu bölümleri değil, kitabın tamamını okumanızı tavsiye ederiz.

Kitabın Ön Kapağı

Sayfa 136'dan:
     Ambalaj konusundaki dâhice fikirlerden biri sürpriz yumurtadır. Düşünsenize, aslında sattığın plastik, saçma sapan bir oyuncak, ama ambalajın saf çikolatadan yapılmış! Kim hayır diyebilir? Tek ve dev bir hatayla: Ürünün ismi! "Sürpriz yumurta" büyükler için cazip olabilir ama ya hedef kitle, yani çocuklar?
     Çocuğun hayal dünyasında sınır yoktur ki. Hayatı masallar, oyuncaklar, bilimkurgu diziler ve çizgi filmlerle geçen çocuk "sürpriz yumurta" dendiğinde yumurtanın içinden dev, peri, uçan araba, yüzen şato, en kötü ihtimalle hazine sandığı çıkmasını bekler haklı olarak! Bunların yerine plastik kamyon çıktığında sabaha kadar ağlarsa hiç şaşırmayın, ambalaj hatasından!
Sayfa 140'tan:
    Üçüncü denediğim markanın sedan tipi otomobili, beklentilerimi karşıladı. Tam iş ciddiye bindi ki, istediğim "gece karanlığında istridye gölgesi mavisi" renginden bulunmadığı, getirtilmesinin ise birkaç ay süreceği ortaya çıktı! Her şeyden vazgeçebilirdim ama istediğim renkten asla! Bir arabanın benzin deposu olmayabilir, ama rengi kötüyse, orada dur!
    Derken, yarı cip olan modelde karar kıldım!
    Konuşmalar yapıldı, teklif geldi.
    Faksta "120.000 euro" yazıyordu! Yazıyla yüz yirmi bin avro!
    Yarı Cipimle olan ilişkimi o an bitirdim ve o parayla araba yerine yazlık ev alabileceğimi iddia eden söylenmelerle faksı buruşturup attım!
    Ertesi gün bir sanatçı arkadaşımın o arabadan aldığı haberi çıktı gazetede!
    Gerçekten cimri miyim şeklinde düşüncelere gark olmuşken ve başka markaların sitelerine girip araba beğenmeye çalışırken, tiptronik, quattro, önden çekişli, arkadan itişli, cruise control, navigasyon filan gibi kelimelerin arasında boğulmuş, çığlık atmak üzereyken, dedim ki kendi kendime, "Param cebimde kalsın!"
    Beğendiğim arabanın tam onda biri fiyatına aldığım mütevazı otomobilim var. Klimalı, dizel, gaza basınca yürüyor, frene basınca duruyor, ferah, ayrıca park ederken bir arabaya çok yaklaştığında "biiip biiip" diye uyarıyor, ki, bu özelliğin de havalı bir ismi vardır kesin!
    Ona ihanet etmeyeceğim.
    Cimri miyim? Otomotiv konusunda evet!
    Yoksa gönlüm zengindir!
Sayfa 150'den:
     Yatırım konusundaki makus talihim peşimi bu defa da bırakmadı!
     Daha önce bir kere yazmıştım: "Köşeyi dönmek isteyen benim ekonomik seçimlerimi, paramı nereye yatırdığımı takip eder ve hemen tam aksini yapar," diye!
     Ben dolara mı yatırım yapıyorum? Bilin ki Amerikan ekonomisi tarihinin en acılı günleriyle karşılaşacak, dolar dramatik biçimde düşecektir!
     Haddim olmayarak borsada bir şirkete yatırım mı yaptım, o şirket geleceğinden endişe etsin!
     Avrolarımı bozup mevduat faizine mi girdim? Bilin ki avro füze gibi yükselecektir birkaç gün içinde!
     Hatta son krizde avro ve altının sebebi anlaşılamayan biçimde artmasının ve dünya borsalarının çökmesinin nedeni de ben olabilirim diye düşünüyorum! Zira iki gün önce var olan bütün dolar ve altınımı bozup, nedense, sanki çok anlarmışım gibi borsaya girmiştim!
     Teorim, ünlü ekonomist Murat Sertel'in ruhunun benimle dalga geçtiğidir!

NOT: Referans gösterilen sayfa numaraları, aşağıda künyesi verilen baskıya atıf yapmaktadır.
  • KİTABIN KÜNYESİ: Turkuvaz Kitap, Aralık 2009, 214 sf.

14 Mar 2016

Soru 4: Başvuru Sonrasında Heyette Neler Oluyor?

Başvuruyu yaptıktan sonra karar çıkana kadar doğrudan tüketicinin yapacağı bir işlem yoktur. Ancak yine de heyette yaşananları detaya girmeden özetlemek yerinde olur.

Heyete bir başvuru yapıldıktan sonra öncelikle başvuru kayıtlara işlenir ve gereken idari işlemler yapılır.

Daha sonra başvuru dilekçesinde şikayet edilen tarafa bir yazı gönderilerek savunmasını yapması istenir. Tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık konusuna ilişkin her türlü bilgi ve belgeyi taraflardan veya ilgili kişi, kurum ve kuruluşlardan istemeye yetkilidir. İstenen bilgi ve belgelerin sunulması için tebliğ tarihinden itibaren en fazla otuz gün süre verilir. Ancak talep edilirse ve bu talep tüketici hakem heyeti başkanlığınca da uygun görülürse süre uzatılabilir. İstenilen bilgi ve belgeler verilen süre içinde sunulmazsa dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler üzerinden bir karar verilir.

Heyetteki üyelerin mesleklerinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular haricinde, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren bir durum varsa, taraflardan birinin talebi üzerine yahut re’sen, bilirkişi görüşünün alınmasına karar verilebilir. Raporun hazırlanması için bilirkişiye verilecek süre, on beş iş gününü geçemez. Bilirkişinin talebi üzerine bu süre, on beş iş gününü geçmemek üzere, bir defaya mahsus uzatılabilir. Heyetçe gerekli görülmesi halinde aynı uyuşmazlık için mevcut bilirkişiden ek rapor istenebilir veya yeniden bilirkişi görevlendirilebilir.

Heyet, raportör tarafından hazırlanan rapor ve ilgili belgelerin yer aldığı dosya üzerinden inceleme yapar. Eğer gerekli görürse tarafları ve varsa bilirkişiyi ayrıca dinleyebilir.

Tarafların ivedi inceleme talebinde bulunması ve bu talebin başkan tarafından uygun görülmesi halinde başvuru, tüketici hakem heyetince öncelikle gündeme alınarak sonuçlandırılır. Bunun haricindeki başvurular da, başvuru tarih ve sırasına göre en geç altı ay içinde görüşülür ve karara bağlanır. Yapılan başvurunun niteliği, başvuru konusu, mal veya hizmetin özelliği gibi hususlar dikkate alınarak, karar süresi en fazla altı ay daha uzatılabilir. Ancak yönetmelikte belirlenen bu azami süreler, uygulamadaki yoğunluk nedeniyle çoğu zaman aşılmaktadır.


7 Mar 2016

Soru 3: Heyete Nasıl Başvuracağım?

Hakem Heyetlerine sözlü başvuru kabul edilmemektedir. Heyete başvurmak için temel olarak iki yöntem düzenlenmiştir: Islak İmzalı Başvuru veya Elektronik Ortamda Başvuru. 

Önceleri elektronik ortamda başvurunun son derece zor olması ve ağır şartlar taşıması sebebiyle en sık kullanılan yöntem ıslak imzalı başvuru olmuştur. Buna göre başvuru, uyuşmazlık konusunun bir dilekçeyle açıklanması ve varsa delil sayılacak belgelerin de bu dilekçeye eklenerek tüketici hakem heyetine verilmesiyle yapılır.
Banka Dosya Masraflarının iadesinde, bankadan alınan dekont, hesap dökümü, vb. belgelerin; Ayıplı Mal / Hizmet söz konusu olduğunda ise, fatura, servis fişi, sözleşme, vb. belgelerin dilekçeye eklenerek başvuru yapılması gerekmektedir. Banka kredilerinden kesilen masrafların dekontlarını saklamadıysanız, kredi çektiğiniz bankanın genel müdürlüğünden veya herhangi bir şubesinden dekontlarınızı ya da hesap hareket dökümlerinizi talep edebilirsiniz. Bankalar kanunen bu evrakları size vermek zorundadır.
Başvuru dilekçesini kendiniz yazabilirsiniz, ancak yazmak istemezseniz heyetlerde de bulabileceğiniz başvuru formunu kullanarak dahi başvurmanız mümkündür. Söz konusu başvuru formuna buraya tıklayarak da ulaşabilirsiniz.
Eğer başvuru formunu kullanmadan, dilekçeyi kendiniz yazıp götürecekseniz başvurunun geçerli olabilmesi için şunları mutlaka belirtmelisiniz:
  1. Başvuru sahibinin adı - soyadı, T.C. Kimlik Numarası, adresi ve varsa diğer iletişim bilgileri,
  2. Uyuşmazlık değeri (TL cinsinden belirtilmeli*)
  3. Heyetten talep edilenler 
  4. Şikayet edilene ilişkin bilgiler
İkinci olarak, elektronik ortamda yani internet üzerinden de heyete başvuru imkanı tanınmıştır. Bu yöntemde başvuruların e-Devlet kapısı üzerinden Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) ile yapılması zorunludur. Burada başvurunun geçerli olabilmesi için uyuşmazlıkla ilgili başvuru formunun eksiksiz olarak doldurulması ve varsa bilgi ve belgelerin sisteme yüklenmiş olması gerekir.

NOT: Yapılan değişiklikle birlikte, elektronik ortamdaki başvuruların güvenli elektronik imza veya mobil imza ile imzalanmış olma zorunluluğu KALDIRILMIŞTIR! Bu sayılan imza yöntemleri, özellikli ve masraflı yöntemler olduğundan bunların kaldırılmasıyla heyete başvuru önemli ölçüde kolaylaşmıştır. Zira önceki düzenlemeye göre eğer e-imza veya mobil imza kullanmıyorsanız, internetten başvurmuş olsanız bile yine sistem tarafından oluşturulan formu çıktı alıp ıslak imzayla imzalayarak heyete ulaştırmanız gerekmekteydi, aksi halde başvurunuz işleme alınmıyordu. İşte bu nedenle elektronik başvuru yöntemi pek tercih edilmeyen bir yöntemdi. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur; artık e-Devlet şifresiyle yapılan başvuru YETERLİ olup bu ortamda yapılan başvuru, sistem üzerinden doğrudan Tüketici Hakem Heyetine düşmektedir.

Son olarak belirtmek gerekir ki aynı konuyla ilgili olarak birden çok tüketici hakem heyetine başvuramazsınız! Yine aynı konuyla ilgili olarak aynı heyete de birden çok başvuru yapamazsınız! Aksi takdirde karşı taraf buna itiraz edebilir; ayrıca heyet de bunu fark edip gereğini kendiliğinden yapabilir.

Ayrıca, unutmayın ki tüketicilerin yapacağı başvurulardan hiçbir surette ücret alınmaz!


* Uyuşmazlık değeri şayet döviz cinsinden belirtilmiş ise söz konusu bu değer başvuru tarihindeki TCMB efektif döviz satış kuru esas alınarak TL'ye çevrilir.


22 Şub 2016

Soru 1: Hakem Heyetine Başvurmak Zorunlu Mu?

Bu sorunun asıl cevabı doğrudan doğruya sizin uyuşmazlığınıza konu olan değerle alakalıdır. Çünkü belli bir miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hemen mahkemeye gidemezsiniz! (Bu uyuşmazlıklar için hakem heyetine başvurmadan icra takibi yapılıp yapılamayacağı ile ilgili ayrıntılı cevap ve açıklama için tıklayınız.)
İşte bu durumda sizin için, heyete başvuru zorunlu hale gelir.

Altında kalan miktarlar için heyete başvurunun zorunlu olduğu sınır, her yılın sonunda, yeni yılın başından itibaren geçerli olmak üzere yeniden belirlenir. Dolayısıyla görevli heyetin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır. Yani başvuru hangi yıl yapılacaksa o yıl için çıkarılmış tebliğe bakılmalıdır. Bu yıl için başvurularda uygulanacak sınırları sitemizdeki "mevzuat" başlığı altından "teğliğler" altbaşlığına tıklayarak buradan öğrenebilirsiniz.

Bu sınırın üzerindeki uyuşmazlıklar için kural olarak heyete başvuru yapılamaz. Ancak eğer başvurunuz, tek bir uyuşmazlıkla ilgiliyse sınırları aşan kısımdan feragat ederek tüketici hakem heyetine müracaat edebilirsiniz. Unutmayın ki bu durumda, parasal sınırları aşan kısım için tekrar tüketici hakem heyetine başvuru yapılamaz!

Bunun dışında, tüketiciler, arabulucu, ombudsman ve nadiren de tahkim gibi alternatif uyuşmazlık çözüm mercilerine de kendi mevzuatlarına göre başvuru yapabilirler.


15 Şub 2016

Konu: Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkes, bir gün bir şekilde haksızlığa uğrayabilir. Bu bakımdan Tüketici Hakem Heyetleri, hepimizin çok iyi bilmesi gereken bir konu. Ne var ki buna ilişkin doğru bilgiler kanun, yönetmelik gibi hukuki metinlerde geçiyor. Dolayısıyla da tüketiciler tarafından pek okunmuyor.

Biz de bu yazı dizisiyle birlikte herkesin aklına takılan soruları mevzattan referanslar vererek yanıtlamaya çalışacağız. Bu yolla tüketiciler kafalarına takılan soruların en azından bir kısmının cevabına kolaylıkla ulaşabilecekler.
Tüketici Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Aşağıdaki listeden cevabını öğrenmek istediğiniz soruya tıkladığınızda cevap sayfasına yönlendirileceksiniz. Bu konuyla ilgili olarak yeni bir soru-cevap hazırladığımızda da yine aşağıdaki listeye ekleyerek tamamına toplu bir şekilde ulaşmanıza imkan sağlayacağız.

Son olarak, burada cevabını bulamadığınız bir konu olduğunda sitemizdeki "Mevzuat Dizini"ni kullanarak mevzuat üzerinden araştırma yapabileceğinizi de hatırlatmak isteriz.

------------------------------------SON------------------------------------

14 Eyl 2015

Konu: Dolandırıcılık Mağduru Olmayın!

Dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenmiş malvarlığına yönelik bir suçtur. Bu suçun temelinde hileli davranışlar vardır. Ancak bir hileli davranışın dolandırıcılık suçu teşkil etmesi için ortaya bir zararın çıkması ve bu zarardan biri veya birilerinin yararlanması gerekmektedir. Bununla beraber kişinin dolandırıldığının ispatlanabilir nitelikte olması da önem taşımaktadır.

Günümüzde teknolojik imkanların çok ilerlemesi yüzünden dolandırıcılık yöntemleri de artmıştır. Telefon, internet gibi kitle iletişim araçları maalesef kötü niyetli kişilerce sıklıkla kullanılmaktadır. Bizim sitemiz de bir tüketici platformu olduğundan bu çok kapsamlı suçun ancak tüketicileri ilgilendiren bir iki noktasına değinebileceğiz.

Birkaç yıldır insanların, "Yıllardır ödediğiniz kredi kartı aidatlarını ve kullandığınız tüketici kredisi kesintilerini geri alıyoruz!" diyen dolandırıcılar tarafından arandıkları sıkça duyuluyor. Bazı kötü niyetli kişiler bu amaçla internet sitesi bile kurmuş durumdalar. İnsanların kendi haklarını ararken bile dolandırılması hiç şüphesiz çok vicdansızca bir harekettir! Tüketiciler tüm hak arama işlemlerini aracısız ve ücretsiz bir şekilde kendi kendilerine yapabileceklerini bilmiyor olabilirler. Bu işlemler onlara çok karışık ve takip edilemez geliyor olabilir. Ancak bu konuda tüketicilere yol gösteren birçok dernek ve birlik var. Biz de siteyi kurarken üzerimize düşen sorumluluk gereği ilk olarak bu alana yöneldik ve tüketicilere bu konuyu adım adım açıkladık. O yazımıza şuradan ulaşabilirsiniz.

Elbette ki tüketici hakem heyetlerinde taraflar, avukatla da temsil edilebilir. Ancak tarafların avukatla temsil edilmesi durumunda, tüketici hakem heyetleri tarafından lehine karar verilen tarafın avukatına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmez. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.70/1'de de bu husus düzenlenmiştir. İşte bu konudaki dolandırıcılığın ortaya çıkışı da buradan olmuştur. Avukatların vekalet ücretine hükmedilemiyor olması nedeniyle pek dahil olmadığı tüketici hakem heyeti sürecine bazı kişiler danışmanlık sıfatıyla dahil olmuşlardır. Halbuki bu alan da yine avukatlara özgü bir alandır. Avukatların sıkça müdahil olmaması bu resmi durumu hukuken ortadan kaldırmaz. Danışmanlık şirketi maskesi altında komisyonculuk yapan bu şirketlerin durumu son zamanlarda Yargıtay'a da taşınmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2015/219, K.2015/4572 numaralı kararında,
Türk hukuk sisteminde hukuki konular itibariyle danışmanlık şirketlerinin kurulmasına olanak bulunmadığı, bu kapsamdaki işlerin avukatlara özgülendiği, davalı şirkete ait internet sitesinde süreç tamamlandığında ne kadar ücret ödeneceği veya tazminattan bu ücretin mahsup edilip edilmeyeceğinin belirsiz ve 3. kişileri yanıltıcı nitelikte olduğu ...
belirtilerek konuya açıklık getirilmiştir. Kısacası, avukatların çalışma alanına giren hukuki konularda her ne adla olursa olsun danışmanlık şirketi kurulamaz. Özellikle son zamanlarda mantardan hızlı türeyen bu şirketler umarım bu karardan sonra birer birer yok olacaklardır. Çünkü danışmanlık hizmeti verdiğini iddia eden şirketlerin büyük kısmı dolandırıcılık yapmaktadır. Özellikle hakem heyetleri konusunda danışmanlık yaptığını iddia eden kişilere itibar edilmemelidir. Nitekim Yargıtay'ın son kararıyla birlikte bu şirketlerin kuruluşunun bile hukuka aykırı olduğu açıkça tespit edilmiştir.

Sizin telefonunuzla size zarar vermelerine izin vermeyin!

Bu şirketlerce mağdur edilen vatandaşlarımızın sayısı korkunç boyutlara ulaşmıştır. İşin üzücü tarafı suçluların hak ettikleri cezaya çarptırılmamasıdır. Burada sizlerle paylaştığım örnekte durumu daha net göreceksiniz. Aşağıda müşteki ifade tutanağından bir bölümü aktarıyoruz:
... numarasından arayan bayan bir şahıs, "Ben ... danışmanlık şirketinden arıyorum, bankalardan kullanılan kredilerdeki kesintilerin yasal yollarla iadesi için danışmanlık hizmeti veriyoruz, sizin de ev kredisi kullandığınızı sistemden görüyoruz, rakama göre 1400 lira civarındaki bir parayı geri alabileceksiniz." diye bana taahhütte bulunması üzerine ne yapmam gerektiğini sordum, "Biz size gerekli evrakları kargo ile göndereceğiz, işlem için herhangi bir para ödemeyeceksiniz ancak gelen evrakları doldurup bulunduğunuz il veya ilçedeki tüketici hakları hakem heyetine vereceksiniz. Eğer siz 1400 lira parayı geri alabilirseniz bunun içinden 100 lirasını hizmet bedeli olarak alacağız." dedi. "Tamam," dedim ve "ne yapayım?" dediğimde "Evrakların size gönderilmesini kabul ediyorsanız iki kez EVET yazıp ...'e mesaj gönderin." demesi üzerine inandım ve bu numaraya iki tane mesaj gönderdim. Sonrasında ise telefonuma gelen mesajı gördüm ve okuduğumda ...'den gelen iki adet, "... web sitesinden 50 tl karşılığı ürün/hizmet satın alma işleminiz başarı ile gerçekleşmiştir tel: ..." içerikli (müştekinin rızası ile teslim alınan ... markalı cep telefonun gelen mesajlar bölümünde görülmüştür) mesajları görmem üzerine dolandırıldığımı anladım çünkü bana taahhüt edilen bu değildi, ödeme işlem sonrası eğer başarılı olunur ve iade edilen miktar olursa onun içinden kesilmesi suretiyle olacaktı. Ben de ...(operatör) müşteri hizmetlerini aradım ve durumu izah ederek sorduğumda kendilerinin bu durumda yapabilecekleri bir şey olmadığını, bu konudan dolayı davacı olmam gerektiğini söylediler. Bunun üzerine yine ... nolu telefonu birçok kez aradım ancak kimse açmadı ve sürekli olarak ulaşılamıyor diye uyarı verdi. Beni 100 lira dolandıran suçun faillerinin tespiti halinde davacı ve şikayetçiyim.
Olayda da gördüğünüz gibi danışmanlık kisvesi altında öyle profesyonelce yapıyorlar ki bu dolandırıcılığı, tüketiciye adlî şikayetten başka yol kalmıyor. Ancak adli makamlar da bu olaya pek bir şey yapamıyorlar. Aşağıda aynı olayla ilgili savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın (diğer bir deyişle takipsizlik kararının) bir bölümünü okuyabilirsiniz:
... müştekinin anlatımı dışında karşıdaki şahsın müştekiye ne dediğinin anlaşılamayacağı, müştekinin rızası ile iki kez ...'e EVET dediğinin kesinleştiği, müştekiye denilen taahhüdün sadece müştekinin beyanı ile tespit edildiği, ... Danışmanlık ile müşteki arasındaki konuşmanın bilinemeyeceğinden, olay hakkında müştekinin dolandırıldığına dair şüpheden uzak delil yokluğu nedeni ile olay hakkında takibata mahal olmadığına ... karar verildi.
Bu bölüm savcılık kararının gerekçesinin açıklandığı bölümdür ve dolandırıcıların nasıl profesyonelce hareket ettiğinin kanıtıdır. Mağdura hiçbir ispat yolu bırakmamış durumdalar. Bu durumda tüketiciye büyük iş düşüyor. Tüketiciler kendilerine ne söylenirse söylensin danışmanlık yapacağını iddia eden bu kişilere itibar etmemeliler. Böylece kişiler önceden ödedikleri paraları geri almak isterken boşu boşuna paralarını kaptırmış olmasınlar. Yukarıdaki olayda meblağ çok yüksek değil ancak dolandırıcılar mağdurun elini kolunu bağlayan yöntemlerle daha yüksek meblağlar da elde edebilirler. Bunun yanında küçük miktarlarla bile olsa birçok kişiyi dolandıran bu kişilerin suç vasıtasıyla kazandıkları paranın miktarını düşünebiliyor musunuz? Ancak netice itibariyle mağdurun cebinden çıkan miktar, suçun oluşmasında etkili değildir. Hileli yollarla ortaya çıkardıkları zarardan menfaat elde eden kişiler mevcuttur. O halde bu olayda suç oluşmuştur ancak ispat sıkıntısı yaşanmıştır.

Bunların yanında tüketicilere yönelik dolandırıcılığın bir çeşidi de kapı kapı dolaşarak yapılmaktadır. Bu yöntemle ürünler, ederinin iki üç katına satılabilmektedir. İnsanlar uzun taksit vaatleri, iade ve memnuniyet garantisi ile kandırılmaktadır. Aşağıda bu konudan mağdur olan kişilerden birinin iznini alarak paylaştığım ifadelerini okuyabilirsiniz:
Annem 1 ...'ta kapılara gelen pazarlamacılardan birini eve almış. Pazarlamacı çeşitli taktikler uygulayarak anneme piyasada 50 liraya dahi bulunabilen sağlık kemeri (tam adıyla: ... sağlık kemeri) ve bir adet ağrıları yok edici tens cihazı almış. (markaları: ..., internet sitesi: ...). Bu ikisine 300 liralık fatura imzalamış, her ay gelip taksidin birini alacaklarmış ama satıcı bayanın dediği gibi olmadı. Annemin ağrıları hiç kesilmedi. Ayın yirmi beşinde taksidi almaya gelen adama memnun olmadığını ve ürünün faydalı olmadığını bildirmiş ama satıcı gülerek "Olur mu öyle şey teyze! Sen almışsın bir kere. Satılan mal geri alınmaz! Eğer kablosunda bir şey varsa ancak onu tamir ederiz." demiş. Annem de "Paramız boşa gitti. Ürün hiç de dedikleri gibi çıkmadı. Boşu boşuna aldık. Hem de çok pahalıya aldık. İyileşeceğiz sandık." gibi laflar söylüyor. Bunun bir çaresi yok mu? 100 liralık ürünü 300 liraya almamızın yanı sıra biz bu üründen hiç memnun değiliz. Açıkçası çok zor durumdayız. Bu devirde 300 lira da az bir para değil.
Okuduğunuz üzere ürünleri satarken kullanılan tatlı dil, sonrasında kayboluyor. Hatta böyle durumlarda genellikle satan kişilerle para toplayan kişiler farklı oluyor. Satış esnasında verdikleri ve her zaman ulaşılabileceği taahhüdünü verdikleri telefon numaralarına da daha sonra ulaşılamıyor. Bu konuda tüketicilere önemle belirtiyoruz ki kapılara gelen satıcılardan hiçbir şey almamalılar. İhtiyaç duydukları ürünleri yetkili bayilerden mutlaka garanti belgesini imzalatarak almalılar. Yarın öbür gün ürünle ilgili bir problem olduğunda muhatap bulamama ihtimaliniz olan hiçbir yerden alışveriş yapmayınız!

Gerek teknolojik imkanların kullanılması ile yapılan gerekse eski usûlde klasik yöntemlerle yapılan dolandırıcılık faaliyetleri her geçen gün artıyor. Bu konuda görev adli makamlara düştüğü kadar tüketiciye de düşüyor.
Herkes haklarının bilincinde olmak zorunda!
Herkes vereceği kararı iki kez düşünmek zorunda!
Herkes güvenilir kişilerden alışveriş yapmak zorunda!
Herkes kötü niyetli kişilerden daha uyanık olmak zorunda!

------------------------------------SON------------------------------------

17 Ağu 2015

Bölüm 7: Kredi Kartı Aidatları Hakkındaki Yazılarımızı Bitirirken...

Bundan önceki yazımızda kart bedelleri hakkında Yargıtay'ın görüşünü öğrenmeye çalıştık. Ancak görüldüğü üzere Yargıtay, henüz bu konuda net bir karar verebilmiş değil! Yılda farklı farklı görüşleri savunduğu çeşitli kararlara imza atarak her iki tarafa da tabiri caizse göz kırpıyor Yargıtay. Maalesef bankaları cesaretlendiren de işte bu durum!

Aslına bakılırsa Yargıtay'ın net bir görüş bildirmemesinin bir sebebi de kanun koyucu otoritenin konuyla ilgili açık düzenleme yapmamasıdır. Bankaların sundukları kredi kartı hizmetleri hakkında tüketiciyi koruyan açık bir yasal düzenlemeye acil ihtiyaç var.

Ancak yine de mevcut hukuki göstergeler, bankaların herhangi bir ad altında kredi kartı ücreti almasına engel teşkil ediyor. Neticede bankaların müşteriden tahsil edebilecekleri ücretler kalem kalem bellidir. Yâni böyle bir bedele açıkça yasal dayanak verilmediyse o para müşteriden hiçbir surette alınmamalıdır. Umarım Yargıtay bir daha bankaların müşteri aleyhinde kullanabilecekleri hiçbir karara imza atmaz ve böylece tüketiciyi sömürenlerin eline bir koz vermiş olmaz.

Bankalar da, oksimoron bir ifadeyle açıklamak gerekirse, yasal hırsız olmaktan vazgeçmek zorundalar. Müşterilerini artırmak için türlü türlü reklamlar, alışveriş kampanyaları, karşılıksız puan hediyeleri vs. yapan bankalar her nedense mevcut müşterilerini çantada keklik olarak görüyorlar ve onları sömürmekten geri kalmıyorlar. Bu sömürüye bir son vermek için hakkını arayanları ise kendi parasının peşinde süründürmeyi tercih ediyorlar.

Hatta bu işleri kendi kendine takip edemeyeceğini düşünen kişiler, bir de sözde danışmanlık şirketlerinin dolandırıcılığına maruz kalıyorlar. Ne yazık ki son zamanlarda bu konuda dolandırıcılık çok artmış durumda. Bu vesileyle şu anki yazı dizisinden sonra dolandırıcılık konusuyla ilgili bir yazı kaleme alacağız. Ancak konu itibariyle farklı olduğundan bu diziden bağımsız olacak. Yazıyı okumak isteyenler buraya tıklayarak ulaşabilirler.

Burada da tekrar belirtelim ki bu konuda hiçbir danışmana veya danışmanlık şirketine ihtiyacınız yok. Tüm işlerinizi burada anlatılanlar rehberliğinde kendiniz takip edebilirsiniz. Haksız yere sizden alınan kredi kartı bedellerini tüm kişi ve kurumlardan bağımsız, kendi kendinize ücretsiz bir şekilde alabilirsiniz.

Yazı dizisi boyunca detaylıca açıklanan tüm gerekçeler doğrultusunda haksız şart kabul edilmesi gereken ve hiçbir hizmet karşılığı olmaksızın alınan bu bedeller hukuken batıldır. Yani geçersizdir. Gelinen aşamada, çeşitli tüketici mahkemeleri ve Yargıtay kararıyla da "kredi kartı aidat ücretlerinin haksız şart niteliğinde ve tüketiciden tahsilinin haksız olduğu sabitlenmiştir." Bu nedenle Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin tüketici lehine karar vermesi ve bu kararlara yapılan itirazların mahkemelerce reddedilmesi gerekmektedir.

Unutmayın ki bu yazı dizisi sadece kredi kartlarıyla ilgilidir. Yazıların içinde geçen tüm kart terimleri, kredi kartı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla burada geri alınabileceği iddia edilen aidatlar, kredi kartlarından yapılan kesintilerdir. Vadesiz hesaplara ait bankamatik kartlarından alınan hesap işletim ücreti, bu yazı dizisinin kapsamı dışındadır.

Son olarak yapmamız gereken zorunlu hukuki açıklama şudur: Burada yazılanlar tüketicilere yalnızca yol gösterme amacı taşımaktadır. Açıklananları uygulayıp uygulamamak tüketiciye/okuyucuya kalmıştır. Sitemiz, yazılanların uygulanmasıyla elde edilecek kazançlarla ilgilenmediği gibi doğabilecek maddi zararlardan da sorumlu tutulamaz.

------------------------------------SON------------------------------------

13 Tem 2015

Bölüm 6: Yargıtay Kararlarında Kredi Kartı Ücreti

Bir önceki yazımızın tamamında bankaların iddialarını mevzuat bakımından tek tek yanıtladık. Ancak bankalar mevzuatın yanında mahkeme içtihatlarını da kullanarak kendilerini haklı çıkarmaya uğraşmaktalar. Burada temas edilmesi gereken iki nokta bulunmaktadır: Bunlardan ilki, içtihatların hukukî niteliği; ikincisi ise bankaların bazı içtihatları bilinçli olarak çarpıtmalarıdır.

Mahkeme kararları hangi mahkeme tarafından verilmiş olursa olsun hukukun yardımcı kaynaklarıdır. Emsal karar olarak bilinen kararlar da adı üstünde örnek kararlardır. Mahkemelerce uygulanma gibi bir zorunluluğu olmayan bu kararlar, yargıda benzer olaylarda aynı kararların verilebilmesine imkân sağlar.

Ancak belirtmemiz gereken önemli bir husus da Yargıtay kararlarının tamamına ulaşabileceğiniz bir platformun olmadığı gerçeğidir. Bu kararlara büyük hukuk kütüphanelerinde bulunan Yargıtay Kararları Dergisi'nin ciltlerini karıştırarak veya ücretli içtihat bilgi bankalarından yararlanarak ulaşabilmektesiniz. Bununla birlikte tüketici dernekleri tüketicileri ilgilendiren kararların numaralarını ve özetlerini paylaşmaya gayret göstermektedirler. Ayrıca Yargıtay'ın kendi internet sitesinde de kelimeyle veya karar numarasıyla arama yapılabilecek sınırlı bir emsal karar arama bölümü mevcuttur. Oradan kendi hukuki durumunuza uygun emsal kararları bulmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir karar Yargıtay tarafından verilmiş bile olsa, ilk derece mahkemelerine karşı kesin bağlayıcılığı yoktur. İlk derece mahkemelerinin uymaları gereken kararlar sadece içtihadı birleştirme kararlarıdır. Çünkü bu kararlar Yargıtay tarafından ilk derece mahkemelerine yol göstermek için alınmış özellikli kararlardır ve yanlış uygulamaları önlemeyi amaçlar.

Ancak mahkemelere hiçbir yükümlülük getirmeyen Yargıtay kararlarının bile mahkemelere emsal olarak sunulmasının sebebi, Yargıtay'ın bir temyiz mahkemesi olmasıdır. Yâni temyiz edildiğinde kararının Yargıtayca bozulmasından çekinen hâkim, kendini önceki Yargıtay kararlarına uymak zorunda hissedebiliyor. Bunun da sıkıntısı şu ki Yargıtay sık sık fikir değiştirebilen bir kurum! Zaten aşağıdaki örneklerden de göreceğiniz bu konuya bir sonraki bitiriş yazımızda da değineceğiz.

Mevzu hukuk bakımından temelsizliği aşikâr olan üyelik bedeli kesintisinin birkaç Yargıtay Kararı ile temellendirilmek istenmesi hukukun yanında akla ve mantığa da aykırıdır. Ancak bu bile, bankaların bu konudaki çaresizliğinin bir dışavurumudur. Bununla birlikte tüketici mahkemelerinin itiraz neticesinde verdiği kararlar kesin olduğundan hakimlerin tüketiciyi koruyan daha cesur kararlar aldıklarını görmek tüketiciler için bir umut vesilesidir.

Kaldı ki gerek eski gerekse yeni tarihli kararlar incelendiğinde Yüksek Yargı’nın yerleşik uygulaması gereğince ekseriyetle kart hamilinin haklı bulunduğu görülecektir. Örneğin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından verilen E.2007/11236, K.2008/2982 sayılı kararına göre,
"Kredi kartı hizmetinin tüketicilere sunulmasında esasen bankanın menfaati ve kârı vardır. Elde edilen menfaatler dışında ayrıca üyelik aidatının alınmasının hukuka ve iyi niyet kurallarına uygun düşmediği, hazırlanan sözleşmelere kullanıcının iştirakinin söz konusu olamayacağından bu sözleşmelerdekinin aksine konulan kurallarla da kredi kart sahiplerinin yükümlü olmasının kabul edilmesi de doğru olamayacağından (kart hamilinin yaptığı) itirazın kabulü gerekir."
Bu kararda kredi kartında asıl menfaatin bankalarda olduğu hatırlatılmıştır. Çünkü bankaların gördükleri hizmetin aslî karşılığı faizdir. Kredi kartında da faiz söz konusu olduğundan verilen hizmet, karşılığını bulmakta ve bankalar kuruluş amaçları olan kârdan yoksun kalmamaktadır. Zaten kendi borcuna işleyen faizi düzenli bir şekilde ödeyen müşteriye bankanın başka herhangi bir bedel tahakkuk ettirmesi mümkün değildir. Bunun yanında bankalar, kart sahibi müşterilerin o kartla yaptığı her alışveriş için alışveriş yapılan yerden belli bir yüzdelik oranda komisyon da almaktadır. Başka bir ifadeyle kredi kartı sahipleri, sırf o kartı kullandıkları için bile bankaya para kazandırmaktadırlar. Bankaların herkesi kredi kartı sahibi yapmaya çalışmalarının, kart kullanmaya özendirmelerinin altında yatan sebep de işte bu komisyon gelirlerini artırmak istemeleridir. Ne kadar çok kredi kartı müşterisi, o kadar çok kredi kartıyla alışveriş ve komisyon geliri demektir. Görüldüğü üzere bankalar, hem kartla ödeme yapanlar üzerinden hem de mağazasında kartla ödeme kabul edenler üzerinden para kazanmaktadır. Ve bu durum, yukarıdaki kararda da belirtildiği gibi bu işten esas karlı çıkanın bankalar olduğunu çok net göstermektedir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2008/5 sayılı genelgesine de konu olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E.2008/4345, K.2008/6088 sayılı kararında şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Sözleşmenin davacı banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu, sözleşmenin on iki punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir. Davacı (banka), tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir."
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin yukarıdaki karar ile aynı doğrultudaki E.2008/15042, K.2009/5386 sayılı ve E.2009/12552, K.2009/11294 sayılı kararları ve sair daha pek çok kararın gerekçeleri incelendiğinde ekseriyetle bankaların haksız bulunduğu görülecektir. Yukarıda alıntılanan karar, bu bedellerin tamamını tartışmasız olarak haksız şart saymıştır. Çünkü bankalarda beş on dakikada düzenlenen sözleşmelerin yukarıdaki kararda açıklandığı şekilde hazırlanıp doldurulduğu herkesçe bilinmektedir.

Bu durum aynı zamanda Türk Borçlar Kanunu m.20 ve devamında düzenlenen genel işlem koşullarıyla özdeştir. Ancak tüketiciler için özel düzenleme, tüketicileri korumayı amaçlayan kanunlarla getirilmiştir. Bu bahsettiğim durum, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 13/10/2011 tarihinde verdiği E.2011/5605, K.2011/14474 sayılı kararda da dile getirilmiştir:
"Görüldüğü gibi mevzuatımızda, sözleşmede bulunan haksız şartlarla ilgili olarak, tüketiciyi bağlamayacağı ve batıl olma gibi hukuki müeyyide getirilmiştir. Tüketicinin bu hakkını kullanması ile ilgili herhangi bir zaman sınırlaması bulunmamaktadır. Tüketici bu hakkını her zaman kullanabilir. Borçlar Kanunundaki düzenlemeler, tüketici hakkını korumaya yeterli olmadığı için Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Yasanın amacı, sağlayıcı ve satıcıya karşı daha zayıf durumda olan tüketiciyi korumaktır. Bu amaçla çıkan yasada yorumun tüketici lehine olması esas olmalıdır."
Burada Yargıtay'ın ilk iki alıntıdaki kararlara nispetle daha yeni tarihli bir kararını görmüş olduk. Kararda açık bir şekilde tüketici lehine yorum tavsiye edilmektedir. Ayrıca bankanın, 5464 sayılı Kanunun 11. maddesine dayanarak müşterinin 10 günlük itiraz süresi olduğu şeklindeki iddiasına cevap verilmiştir. Önceki yazımızda mevzuat çerçevesinde yalanladığımız bu savunma içtihatlarla da kesinkes çürütülmüştür. Bu yukarıda alıntılanan karar aynı zamanda davacı tarafın Medeni Kanun m.2’ye dayanan iddialarına doğrudan doğruya bir yanıt niteliğindedir:
"Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi haksız şart niteliğinde olduğu kabul edilen ve tüketiciden kredi kartı ücreti, kredi kartı aidatı vb. isimler altında alınan bedelleri tüketicinin bir süre ödemesi, sözleşmedeki haksız şarta icazet verdiği ve bundan sonra da ödemeye devam edeceği anlamına gelmez. Kredi kartı hamili belli bir süre ödeme yaptıktan sonra, haksız şart niteliğinde olan sözleşme hükmüne uygulanması gereken "haksız şartın bağlayıcı olmayacağına" ilişkin müeyyide gereği talepte bulunabilir. Hal böyle olunca tüketici haksız şart niteliğinde olan kredi kartı aidatını bir süre ödedikten sonra gelecek dönemler için sözleşmedeki hükmün haksız şart olması nedeniyle ileriye yönelik olarak talepte bulunabileceği gözetilmeksizin aksine düşüncelerle bu talebin iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğine dair mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir."
Görüldüğü üzere bu bedelleri bir süre ödemiş olsanız bile kesinlikle kabul etmiş sayılmıyorsunuz. Size istediğiniz zaman itiraz etme hakkı tanınmış ve bankanın iddia ettiğinin aksine Yargıtay bu itirazı iyi niyet kurallarına aykırı bulmamış.

Peki, bu bedelin hukuksuzluğu bu kadar ortadayken bankaları hâlâ bir hukuki kılıf uydurma çabalarına sevk eden şey ne? Bu sorunun cevabı maalesef yine Yargıtay kararlarında gizli. Çünkü Yargıtay'ın bazı kararlarında öyle ifadeler var ki bu önceki kararlar Yargıtay'dan çıkmamış sanırsınız. Yargıtay üyeleri öyle bazı kararlar almışlar ki bankalar bunları müşterilerini süründürmek için kullanmaya kalkmışlar. Müşterilere ulaşan cevaplarda da mahkemeye sunulan dava dilekçelerinde de bankaların tarafını tutan bu Yargıtay kararları kullanılır olmuş. Örneğin birçok dava dilekçesine alınmış ve sanki bankaları haklıymış gibi gösteren kararlardan biri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'ne ait 22/03/2011 tarihli ve E.2010/14259, K.2011/4306 sayılı kararda şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Bankalar bunun aksine kâr amacıyla kurulan müesseselerdir. Bu yüzden gördükleri hizmetin karşılığını da isteyebilirler. Ayrıca çok sayıda banka bulunduğuna göre de davacı kendi yükümlülüklerini yerine getirmek kaydıyla dilediği bankadan kredi kartı kullanma imkanına da sahiptir. Bu durunda davacı ile davalı banka arasındaki sözleşmenin iltihakı bir sözleşme olmadığının kabulü gerekir. Bankalar gördükleri hizmetin uygun bir karşılığını istemek hakkına sahiptir. Kredi kartı hizmetinin banka için riski bulunduğu gibi bir maliyeti de bulunmaktadır. Bankanın bu maliyeti kredi kartı kullanıcılarına yansıtması doğaldır. Bankaların 5464 sayılı yasanın 25. maddesi gereğince belirledikleri bu ücreti kart kullanıcılarından istediklerinde bunu ödemeye yanaşmayan kişilerle sözleşme yapmaya zorlanamayacakları gibi, mevcut sözleşmelerinde bundan sonra sürdürmeye zorlanamazlar. Taraflar arasında mevcut sözleşme hükümlerine göre davalı bankanın davacıdan üyelik ücreti isteminin kabul edilmemesi nedeniyle sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aralarındaki sözleşmeyi feshetmesi ve kredi kartını kullanıma kapatmasına engel bir hüküm de bulunmamaktadır."
Yukarıdaki kararda vurgulanan "hizmetin uygun bir karşılığı" kavramı çok tartışmalıdır. Çünkü nasıl ve neye göre tespit edildiği belli olmayan bu bedelin hangi hizmet karşılığında istendiği de meçhuldür. Bilindiği üzere hizmetin asıl karşılığı, son yıllarda fahiş miktarlara çıkan kredi kartı üyelik bedeli değil, borcun faizidir. Ayrıca Yargıtay'ın en temel içtihatlarına göre ancak zorunlu, makul ve belgeli masrafların karşılığı tüketiciden istenebilecektir. Bu konuda ispat yükü bankaya aittir. Öte yandan bu bedele itiraz edildiğinde bazı bankaların, müşteri kaybetmemek için bedeli tahsil etmemesi ise uygulamanın keyfiliğini ortaya koymaktadır. Hatta savunmalarında son derece hayatî bir masrafın tahsili şeklinde aksettirmelerine rağmen, çoğu bankanın son zamanlarda müşterilerine sundukları bazı kredi kartlarından yıllık aidat almadıklarını söyleyerek reklam yaptıkları bilinmektedir. Mademki bu bedel zorunlu bir hizmetin karşılığında alınmakta ise uygulamada bu kadar farklılıkla karşılaşılması izah edilmeye fazlasıyla muhtaçtır. Aynı bankaca çıkarılan iki kredi kartından birinden bedel alınıp diğeri için bu bedelden feragat edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden eşitlik prensibine de ters düşmektedir. Buna rağmen yukarıdaki kararın bir benzeri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2011 tarihli ve E.2010/13722, K.2011/5258 sayılı kararında da şu ifadelere yer verilmiştir:
"Davacının kullandığı kredi kartının, üyelik aidatı olarak ödenen paranın iadesine ilişkin davacı şikayeti üzerine verilen hakem kararı nedeni ile banka tarafından iptal edildiği taraflar arasında ihtilafsızdır. Öte yandan sözleşmede üyelik ücreti alınacağının kararlaştırıldığı da sabittir. Davacı, davalıya ait kredi kartını kullanması nedeniyle, davalı banka tarafından bildirilen ücreti, sözleşmede hüküm olsun ya da olmasın ödemekle yükümlüdür. Bir başka deyişle, davalı banka üyelik ücreti ödenmeden kart verme yükümlülüğünde olmayıp, sözleşmedeki buna dair kararlarında haksız şart niteliğinde bulunmamaktadır."
Yukarıda alıntılanan son iki kararda görüldüğü gibi Yargıtay'ın aynı dairesi, önceki kararlarının tam aksine yorumlanabilecek ifadeler kullanmıştır. Bu kararların tarihlerini mahkemeye sunan banka avukatları, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usûl ve hukuka uygun olduğu" şeklinde savunma yapmaktadırlar.

Ancak bankaların bu kararlarla gerekçelendirdiği dava dilekçesine itiraz ederken tüketicilerin dikkat etmesi gereken en önemli nokta, sunulan emsal kararın somut olayla uyuşup uyuşmadığıdır. Örneğin yukarıdaki ifadelerin geçtiği iki kararın konusu da kart aidatına itiraz ya da hakem heyeti kararına itiraz davası değildir. Söz konusu davalar kart aidatını geri almayı başaran müşterisinin kredi kartını iptal eden bankalara karşı tüketicilerce açılan manevi tazminat davalarıdır. Bankaca alıntı yapılan bütün kararlarda "bankanın bundan sonra mevcut sözleşmeleri sürdürmeye zorlanamayacağına ve sözleşmeyi fesheden bankaya karşı tüketicilerin manevi tazminat davası açamayacağına" ilişkin hükümler bulunmaktadır. Yani söz konusu Yargıtay kararları geçmişe dönük haksız kesintilere meşruiyet kazandırmamaktadır. Aksine bu konuda, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 18/07/2011 tarihinde verilen E.2011/4736, K.2011/11579 sayılı karara göre söz konusu yıllık kart aidatının B.K. m.125 (T.B.K. m.146) ve HGK 2010/1-93-88 sayılı kararı uyarınca on yıl geriye dönük olarak tüketiciler tarafından alınabileceğine ilişkin hükmü de kesinleşmiş bulunmaktadır. Ancak bunlar gibi çoğu Yargıtay Kararı da bankalar tarafından bilinçli şekilde yanlış yorumlanarak mahkemelerde tüketicilere karşı bir üstünlük elde edilmek istenmektedir.

Son olarak her iki tarafça verilen emsal karar tarihleri dikkatlice incelendiğinde, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usul ve hukuka uygun olduğu" şeklindeki savunmanın geçersiz hale geldiği anlaşılmaktadır.

Zaten bütün bu hukuksuz uygulamalara bir son verebilmek adına kanun koyucu otorite tarafından da 6502 sayılı Kanunla birlikte bankalara yıllık aidat vb. adlarla herhangi bir ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı sunma zorunluluğu getirilmiştir. Aslında yeni kanunun hiçbir karttan ücret alınmayacağına hükmetmesi beklenirken getirilen bu hükmü pek beklentiyi karşılamasa da tüketiciler lehine bir adım sayılabilir.

Bu yazımızda konuyla ilgili bazı Yargıtay kararlarını incelemiş olduk. Maalesef Yargıtay'ın kısa aralıklarla imza attığı bu çelişkili kararlar, tüketicilerden bankalara; hakem heyetlerinden tüketici mahkemelerine kadar pek çok kişi ve kurumun kafasını karıştırıyor. Bir sonraki yazımız hem bu meseleyle ilgili yorumlarımı içeren hem de konunun bütünüyle ilgili bir iki kelime edeceğim bir son söz niteliğinde olacak. Bitiriş yazımızı okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

15 Haz 2015

Bölüm 5: Kredi Kartı Üyelik Bedelinin Hukukî Mesnetsizliği


Geçmiş yazımızda tüketici mahkemesindeki itiraz süreci hakkında bilgiler vermiştik. Dava için gerekli bilgilere o yazıdan ulaşabilirsiniz.

Bu yazıdan itibaren ise kredi kartı üyelik bedelinin hukukî mesnetsizliğine ilişkin tespit edebildiğim kanıtları sizlerle paylaşacağım. Öncelikle bu yazıda bankaların iddialarını mevzuat bakımından çürüteceğiz. Siz de banka tarafından itirazınıza yanıt olarak sunulan savları bertaraf etmek için kendi durumunuza uyan cevapları dava/cevap dilekçenizde belirtebilirsiniz. (Yazıda bahsi geçen mevzuat metinlerine kolayca ulaşmak için buraya tıklayarak sitemizin mevzuat dizinine göz atabilirsiniz.)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 172. maddesinde, “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder.” denilmektedir. Ayrıca 36. maddesinde de “meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle” herkesin hak arama hürriyetine sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Bununla beraber bankanın heyet kararının iptaline yönelik talebi, yasal bir hak arama mercii olan hakem heyetlerini işlevsizleştirecek ve tüketicileri haklarını aramaktan alıkoyacaktır. Bu, Anayasanın 36. maddesindeki hak arama hürriyetine aykırılık teşkil etmektedir. Aynı zamanda mahkemelerin iş yükünü azaltmak için kurulan hakem heyetlerinin verdikleri kararlara karşı açılan davalar, hedeflenenin tam tersine mahkemelerin iş yükünü artırmış olacaktır. Bu durum, tüketicileri korumak üzere çıkarılan kanunun ve Anayasanın amacına ters düşmektedir.

Önceki yazılarda da bahsettiğim gibi kanun koyucu, tüketicileri korunması gereken bir konumda görmüştür. Bu nedenle de Anayasanın yukarıda anılan hükümlerine dayanılarak Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hazırlanmıştır.

Şu an yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesindeki, "işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanun hükümleri uygulanır." düzenlemesi gereğince uyuşmazlığın tarihi önem kazanmaktadır. Yani siz bankayla sözleşmeyi önceki kanun yürürlükte iken imzalamışsanız artık sizin uyuşmazlığınıza kural olarak 4077 sayılı (eski) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uygulanacaktır.

Bu kanun pek çok değişikliğe uğramıştır. Ancak kredi kartı kullanıcılarını en çok ilgilendiren değişiklik 4822 sayılı kanunun 7. maddesi ile yapılan değişikliktir. Bu değişikliğe göre 4077 sayılı kanunun 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır." Aynı maddenin 3. fıkrasında da “Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.” denilmektedir. Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar, 6502 sayılı (yeni) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesinde de benzer şekilde yeniden kaleme alınmıştır. 

(?) İDDİA: "4077 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince bir maddenin haksız şart sayılması için üç unsurun da bir arada bulunması gerekmektedir. Bu kapsamda tüketiciyle müzakere edilmemiş olsa dahi, tüketici aleyhine dengesizlik yaratmayan, iyi niyet kurallarına aykırı bulunmayan sözleşme şartlarının haksız şart olarak nitelendirilmesi mümkün değildir."
(!) CEVAP: Gerçekten de kanunun ifadesinden bir maddenin haksız şart sayılması için üç unsurun bir arada bulunması gerektiği anlaşılmaktadır. Ayrıca aynı maddenin devamında “Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir.” hükmü vardır. Zaten banka üstteki savunmasında “Sözleşme maddesinin müzakere edilmemiş olması, sözleşme hükmünün haksız şart sayılması için tek başına yeterli değildir.” diyerek şartın müzakere edilmediğini kendisi itiraf etmiştir! Bu bakımdan bankayla tüketicilerin bu bedeli aralarında konuşarak kararlaştırmadıkları bellidir. O halde iki taraflı bir sözleşmede yalnızca tek tarafa menfaat sağlayan böyle bir hükmün bulunması, tam da kanunda geçen “iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde” ifadesinin somutlaşmış halidir. Bankanın savunmasının diğer bir dayanak noktası olan bu ücretin tüketici aleyhine önemli bir dengesizliğe neden olmadığı iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Kaldı ki tüketici aleyhine bir dengesizlik yaratıp yaratmadığına karar verecek merci de davacı banka değildir. Bu çerçevede bankanın dayattığı üyelik sözleşmesi incelendiğinde bunun önceden hazırlanmış, standart bir sözleşme olduğu, tek taraflı olarak bankayı koruduğu ve tüketici aleyhine düzenlenmiş haksız şartlar içerdiği görülecektir. Kısacası kredi kartı üyelik bedeli uygulaması, kanundaki bütün unsurlarıyla dört başı mamur bir haksız şart örneğidir!

(?) İDDİA: "Avrupa Birliği'nin 93/13/EEC sayı ve 5 Nisan 1993 tarihli direktifi de 4077 sayılı Yasanın haksız şarta ilişkin hükümleriyle aynı doğrultudadır ve bir maddeyi haksız şart saymak için üç unsurun bir arada bulunmasını zorunlu kılmaktadır."
(!) CEVAP: Yukarıdaki iddiaya verdiğimiz cevap bu iddianın da yanıtıdır. Burada banka, kendi savlarına Avrupa Birliği mevzuatını dayanak göstermeye çalışmaktadır. Avrupa Birliği’nin tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar hakkındaki 5 Nisan 1993 tarihli ve 93/13/EEC(=AET) sayılı konsey direktifi de anılan kanun maddesiyle aynı doğrultuda hükümler içerdiğinden, tüketiciden yıllık üyelik bedeli adı altında ücret alınmasına imkân tanımamaktadır. Biz yukarıda bankanın iddialarına sağlam bir yanıt verdiğimiz için AB direktifi de doğrudan tüketici lehine bir delile dönüşmüştür. 4077 sayılı Kanunda değişiklik yapan 4822 sayılı kanunun 7. maddesinin gerekçesinden, yapılan bu yeni düzenleme sayesinde tüketici aleyhine oluşan dengesizliği gidermenin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, "(bu) madde ile tüketiciler, satıcılar tarafından matbu olarak hazırlanan sözleşmelere karşı koruma altına alınmaktadır." Bu kapsamda da "haksız şart" olarak değerlendirilmesi gereken yıllık üyelik bedeli, 4077 sayılı kanunun 4822 sayılı kanunla değişik 6. maddesinin 2. fıkrasına göre tüketici için bağlayıcı değildir. Bu hüküm, 6502 sayılı (yeni) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesinin 2. fıkrasında da aynen korunmuştur.

(?) İDDİA: "5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu tüketicilerden yıllık üyelik bedeli alınmasına olanak sağlamaktadır."
(!) CEVAP: Bu iddia tamamen asılsızdır. Aksine, adı geçen kanunun 24. maddesinin 4. fıkrası, "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." hükmüne âmirdir. Aynı maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere, "Kart hamillerinin mesnetsiz uygulamalarla karşılaşmamaları amacıyla sözleşmede var olmadığı VEYA yasal bir uygulamaya dayanmadığı sürece, yaptıkları işlemlerden dolayı kendilerinden faiz, komisyon veya masraf gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilemeyeceği ve kart hamilinin hesabından kesinti yapılamayacağı yönünde düzenleme yapılmıştır." Buradaki 'VEYA' ifadesinden anlıyoruz ki sözleşmede bulunsa dahi yasal bir uygulamaya dayanmadığı sürece tüketiciler asla böyle bir ödemeye zorlanamazlar. Özünde bu madde, yukarıda bahsedildiği üzere Tüketici Kanunundaki haksız şartlara ilişkin hükmün tekrarından başka bir şey değildir. Nitekim orada da kanun, sözleşmelere tek taraflı haksız şart konulamayacağını, konulsa dahi bunların tüketicileri bağlamayacağını söylüyordu.

(?) İDDİA: "5464 sayılı Kanun uyarınca kredi kartı üyelik bedeli tüketiciye bildirilmiş ve davalı bu bedeli herhangi bir itirazda bulunmayarak kabul etmiştir. Aynı kanunun 11. maddesi ile itiraz için 10 günlük süre tanınmış, devamında itiraz edilmeyen hesap özetinin kesinleşeceği düzenlenmiştir."
(!) CEVAP: Bankanın mahkemeyi yanıltmaya yönelik çarpıtmalarla dolu ifadelerinin doruk noktası işte bu iddiadır. Öncelikle burada tüketiciler itiraz etmemekle suçlanmaktadır. Mahkemeye delil olarak sunacağınız posta alındısı bu ithamı boşa çıkaracaktır. Aslında bankalar çoğu zaman, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76/1 hükmünü ihlal etmektedir. Ayrıca 5464 sayılı Kanun’un 11. maddesi "Kart çıkaran kuruluşlar, kart ve ek kart hamillerinin kart kullanımıyla ilgili olarak yapacakları şikâyet ve itiraz başvurularını, başvuru tarihinden itibaren yirmi gün içinde hamilin başvuru yöntemi kullanılarak ve gerekçeli bir şekilde cevaplandırmak zorundadır." demesine rağmen çoğunlukla bu yükümlülüklerini de yerine getirmemektedir. Hakem heyetlerinin istediği savunmayı bile göndermeyerek uzlaşmaz tutumlarında ısrar etmektedirler. Hâl böyleyken bankaların iyi niyetli davrandığı söylemek olanaksızdır. Bunun yanında anılan kanunun 11. maddesinin 2. fıkrasında açıkça "Hesap özetinin kesinleşmesi genel hükümlere göre dava hakkını ortadan kaldırmaz." denilerek kesinleşen hesap özetlerine karşı itiraz hakkının kalkmayacağı vurgulanmaktadır. Bu bağlamda aynı yasanın 44. maddesinde yapılan atfa binaen, uyuşmazlıkların Tüketici Hakem Heyeti’nde ve/veya Tüketici Mahkemesi’nde çözümleneceği hüküm altına alınmıştır. Kaldı ki maddenin yazılışı “-itiraz edilebilir” biçiminde olduğundan, bu 10 günlük sürenin hak düşürücü süre olmadığı izahtan varestedir. Görüldüğü üzere kesinleşen hesap özetine zamanında itiraz etmediğiniz için daha sonra itiraz edemeyeceğinizi ima eden bankanın iddiaları yasal dayanaktan yoksundur.

(?) İDDİA: "Sözleşmede kart ücreti alınacağı açıkça belirtilmiş; sonrasında ekstreye ücret yansıtıldıktan sonra ödenmiş; sözleşme feshedilmeyerek kartın kullanımına devam edilmiş olmasına rağmen tüketicinin kredi kartı ücretinin iptali talebinde bulunması Medeni Kanun m.2'de düzenlenen "objektif iyi niyet" kaidelerine aykırıdır."
(!) CEVAP: Bankanın 5464 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmeliğin 18. maddesini dayanak göstererek, “kartı iptal etme ve sözleşmeyi feshetme haklarına sahip olan ve bu hakları kullanmayan kart hamilinin iyi niyetli olmadığını” iddia eden yaklaşımı da her somut olayda uygulanabilir değildir. Çünkü bilindiği üzere, kredi kartına ait borçlar mevcut iken, kredi kartının iptal edilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, uzun yıllardır borcunu aksatmadan ödeyen kart sahipleri bile borcun tamamını kapatacak ekonomik duruma sahip olmadığı için kartını iptal ettirememektedir. Bu durum ortadayken sırf sözleşmeyi feshetmedi diye tüketicinin bu bedele rıza gösterdiğini düşünmek mantığa aykırıdır. Bu doğrultuda tüketici lehine ifadeler içeren ve bankanın MK m.2'ye yönelik iddialarını boşa çıkaran bir Yargıtay kararını da sonraki yazımızda paylaşacağız.

(?) İDDİA: "Yıllık kart ücreti talepleri, 13.06.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin EK b/2 maddesi gereğince haksız şart olarak nitelendirilemez."
(!) CEVAP: Bankanın, 13/06/2003 tarihinde 25137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğe istinaden yaptığı savunmalara yanıt vermek gereksizdir. Çünkü bu Yönetmelik, 17/06/2014 tarihinde 29033 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yeni Yönetmeliğin 7. maddesine göre, “Tüketiciyle kurulan sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Ancak sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur.” Görüldüğü üzere bir sözleşmede haksız şartların bulunması sözleşmenin tamamını ortadan kaldırmaz veya geçerliliğini etkilemez. Yok sayılan bu hükümler olmadan da sözleşme ayakta tutulabiliyorsa sözleşmenin geri kalanı varlığını devam ettirir. Dolayısıyla banka, hiçbir tüketiciyi haksız ve hukuksuz olduğu sarih olan bu bedeli reddettiği için sözleşmeyi feshetmeye zorlayamaz. Bu bakımdan bankanın “yıllık üyelik bedelini reddedebilmek için öncelikle sözleşmenin feshedilmesi gerektiği” şeklinde yukarıdaki eleştirisinin de temelsiz olduğu görülmektedir. Aynı şekilde bu maddenin ilk cümlesindeki açık hüküm gereği banka, kesin olarak hükümsüz olduğu ifade edilen haksız şartlara dayanarak hiçbir kart sahibini ifaya zorlayamayacaktır. Daha açık bir deyişle, banka ile müşterisi arasında düzenlenen sözleşmede kart ücreti alınacağı belirtilmiş olsa bile, yukarıda sayılan tüm sebepler gereğince haksız şart sayılan bu tahsilat hukuken mümkün olmayacaktır.

(?) İDDİA: "T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın 2007/2 sayılı genelgesi ile bankaların kredi kartlarından ücret almaları şeklindeki uygulamanın yasal mevzuata uygun olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır."
(!) CEVAP: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 12/02/2007 tarihli 2007/2 sayılı genelgesi ile kendini savunan bankanın, aynı bakanlığa ait ve daha yeni tarihli 2007/3, 2007/9 ve 2008/5 sayılı genelgeleri görmezden gelmesi hiç ahlaki değildir. Çünkü Bakanlık, bazı tüketici dernekleri temsilcileri ile yapılan görüşmelerden sonra kademeli olarak görüş değiştirmiştir. Nitekim 01/08/2008 tarihli 2008/5 sayılı genelgesinde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E.2008/4345, K.2008/6088 sayılı Kararı örnek verilerek kart ücretinin iadesini isteyen tüketicinin talebinin yerinde olduğu bildirilmektedir. Bu Yargıtay kararına bir sonraki yazımızda değinilecektir. Bakanlık genelgede, "içtihat birliğini sağlama amacına yönelik bu kararın tüketici sorunları hakem heyetleri tarafından dikkate alınmasının uygun olacağı"nı düşündüğünü de ifade etmektedir. Ancak hepsinden öte, bakanlığın dahi bağımsız karar organlarına genelge göndererek tavsiye ve telkinde bulunmaya yetkisi yoktur. Bu nedenle kart ücretini açıkça meşru addetmiş olsaydı bile genelgenin yasal dayanak olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktı.

(?) İDDİA: "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun görüşleri ile Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi de kart ücretine yasal çerçeve kazandırmaktadır."
(!) CEVAP: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 42-10-B/980 sayılı yazısında, 5464 sayılı Kanunun 24. maddesinin 4. fıkrasındaki "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." şeklindeki açık hükme değinmiştir. Bu yazı, BDDK tarafından da bankalara böyle bir serbesti tanınmadığı anlamına gelir. Yasal dayanak olarak sunulan bir diğer kanun olan Türk Ticaret Kanunu’nun 22. maddesinin ise, doğrudan doğruya "tacir sıfatını haiz borçlu"ya hitap ettiğini ve dolayısıyla tüccar olmayan tüketicilerle uzaktan yakından alakası bulunmadığını hatırlatarak üzerinde daha fazla durmuyoruz.

Buraya kadar bankanın iddialarına şu an itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat bakımından yanıt vermiş olduk. Bankalar mevzuatın katı duruşu karşısında bu bedelin meşruluğunu savunmak için genellikle Yargıtay'ın emsal kararlarını kullanırlar. Emsal kararların niteliği hakkında bilgi verdiğimiz ve tüketici lehine verilen bazı emsal kararları incelediğimiz yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

18 May 2015

Bölüm 4: Tüketici Mahkemesinde İtiraz


Önceki yazımızda tüketici hakem heyetinin kararı detaylıca açıklanmıştı.

Bu karardan sonra başvurusu olumsuz sonuçlanan tüketiciler isterlerse basit bir dava dilekçesiyle mahkemede bu karara itiraz edebilirler. ("Heyetin kararına nasıl itiraz edilir?" başlıklı yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.) Neticede hakem heyetinin kararı her şeyin sonu değil. Heyete başvuru yalnızca yasal bir zorunluluktur, asıl mercî ise tüketici mahkemeleridir. Bu yazıların devamında doğrudan doğruya bu konudan bahsedilmeyecek olsa da bu bedelin hukukî mesnetsizliğine ilişkin buradaki teorik bilgilerden ve açıklamalardan yararlanarak dava dilekçenizi oluşturabilirsiniz. Bu şekilde yapılan itiraz sonucunda verilmiş bir gerekçeli kararı örnek olması için burada paylaşıyoruz. Dava dilekçenize emsal karar olarak ekleyebilirsiniz. Ancak itiraz ederken sizin hakkınızda verilecek mahkeme kararının kesin yani temyiz yolu kapalı olduğunu lütfen unutmayınız.

Başvurunuz olumlu sonuçlandığında ise iki ihtimalden bahsetmiştik. İyi ihtimal: banka itiraz etmeden karara uyarsa paranıza hemen kavuşacaksınız ve bu yazı dizisini okumaya devam etmenize de gerek kalmayacak! Ancak kötü ihtimal olursa yani elinize bankanın karara itiraz ettiğini söyleyen bir kağıt ulaşırsa kendinizi bir anda davalı konumunda bulabilirsiniz. İşte bu yazıda mahkeme aşamasına dair bilgilere ulaşacaksınız.

Ama önce şu soruyu soralım:
Bankalar müşterilerini neden mahkemeye veriyor?
Cevaplayalım:
Çünkü onlar her halükarda kârlı çıkıyorlar da ondan.
Şöyle açıklayalım:
Hakem heyetine bu konuyla ilgili hiç şikayette bulunmayan bir müşteri üzerinden bankalar doğrudan doğruya haksız kazanç elde ediyorlar. Ancak heyete başvuran ve başvurusu olumlu sonuçlanan bir müşteri, hakkını aramakla bankaları bir külfete sokmuş oluyor. Bankalara tanınan itiraz yolu ise somut olayı bir üst merciye taşımak suretiyle onlara yeni bir kurtuluş şansı tanımış oluyor. Eğer davayı kazanırlarsa heyetin kararına göre ödemekle yükümlü oldukları borçtan kurtulmuş olacaklar; davayı kaybederlerse de zaten ödemek zorunda oldukları bir parayı ödeyecekler! Yani dava açıp kaybettiler diye ek bir ödeme yapmayacaklar, heyet kararını aynen uygulayacaklar. Anlayacağınız bu, bankalar için tam bir "taş atıp kolu yorulmama" durumu! Aynı zamanda dava açmak onlara ek zaman da kazandırmakta. Türkiye'de yargının ağır işlemesi, davaların geç sonuçlanması göz önüne alındığında bu ek zamanın hiç de küçümsenmeyecek bir süre olduğunu da belirtelim. Kısacası; siz hakkınız olan parayı hem daha geç alacaksınız, hem de bankayla davalık olmanın stresini yaşayacaksınız ancak banka itirazı sonucunda sadece "zaten uygulaması gereken" heyet kararını uygulamaya mahkum edilecek. O da mahkeme bankayı haklı bulup heyetin kararını iptal etmezse! Artık bu sistem, bankaların tek taraflı olarak borç kaydedip bunu müşterilerinden tahsil edip ses çıkarmayanların paralarına konarak, ses çıkaran milyonlarca insanın paralarını da aylarca karşılıksız şekilde değerlendirdikten sonra istemeye istemeye iade etmek zorunda kalmasına döndü. Bunun adaletle, akılla, mantıkla bağdaşır yanı yok!

Lafı daha fazla uzatmadan davanın gidişatına geçersek;
Tensip tutanağının tarafınıza tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde sizden bir cevap dilekçesi yazmanız istenir. Olaya dair açıklamalarınızın olduğu, daha çok bu bedelin hukukî dayanaksızlığına ilişkin görüşlerinizi dile getirdiğiniz ve varsa delillerinizi de eklediğiniz bir dilekçe, cevap dilekçesi yerine geçecektir. Aslında bu dilekçeyi vermek zorunlu değil! Ancak daha sonra pişmanlık yaşamamak için size tanınan kendinizi ifade etme hakkını kullanmanız önemli. Bir sonraki yazımızda sizin de apaçık göreceğiniz gibi bankaların iddiaları çarpıtmalarla ve yanlışlarla dolu. Bu yanlışları ve çarpıtmaları tespit edip mahkemeye sunmazsanız haklıyken haksız duruma düşebilirsiniz. Ayrıca davanızı görecek hakim açısından da dilekçeniz önemli olabilir. Çünkü hakim, sizin konuyu umursamadığınızı düşünürse bu davayı aleyhinize sonuçlandırabilir. Bu aşamada size verilen iki haftalık süre, kesin süredir. Yani verilen süre içinde gerekeni yapmazsanız daha sonra delil ve cevap sunma hakkınız olmayacak!

Tutanağın elinize geçmesiyle birlikte e-devlet adlı resmî siteden adınıza açılmış bu davayı kontrol edebilirsiniz. Siteye şifre kullanarak girmeniz halinde yalnızca davanın taraflarını ve varsa duruşma tarihlerini takip edebiliyorsunuz. Ancak mobil imza veya e-imza gibi gelişmiş güvenlik seçenekleriyle girdiğiniz takdirde dava dosyasının tamamına ulaşabilmektesiniz. Her ne kadar bu dava için gerek olmasa da başka önemli davalarınızda dosyanın içeriğini görmek isterseniz bu seçenekleri kullanabilirsiniz.

Mahkemeden gelen tensip tutanağının ekinde bankanın dava dilekçesi de bulunacaktır. Bu tür dava dilekçelerinin bir örneğine şuradan ulaşabilirsiniz. Muhtemelen size gelen dilekçede de benzer ifadeler olacaktır. Banka avukatları ne kadar savunursa savunsun bu bedelin hukuken dayanaksız olduğunu yazıların devamında açıklayacağız. Bu açıklamalarımızda mümkün olduğu kadar teorik, sistematik bilgiler vermeye çalışacağız.

➤ Okuyucular açıklamaları okuyup BURADAN indireceği boş dava cevap dilekçesini kendine uygun bilgiler ve açıklamalarla doldurmalıdır. Örnek dilekçede size yazılmış "NOT"lar ve sizin doldurmanız için bırakılmış boşluklar mevcut. Dilekçeyi baştan sona okuyun ve daha sonra bu not ve açıklamaları silin. Dilekçenizi sadece kendi somut olayınıza uygun şekilde doldurunuz. Sizinle ilgili olmayan ifade ve açıklamaları dilekçeden çıkartın. Unutmayınız ki okumadan mahkemeye sunduğunuz her ifade, daha sonra sizi zor durumda bırakabilir. Bu yazı dizisinde sizin olayınıza uygun açıklamalar mutlaka bulacaksınız. Dilekçenizi işte bu uygun açıklamalarla doldurmalısınız. Dilekçenizde tensip tutanağından ulaşabileceğiniz şu iki bilgiyi belirtmeyi özellikle unutmayınız:
- Dilekçenin en üstüne mahkemenin tam adını yazınız.
- Dosyanın esas numarasını ilgili bölüme yazınız. Bu numara davanın açıldığı yıl ile başlayan ve sizin davanıza özel olarak verilen bir numaradır.

Dilekçedeki olaylar ve açıklamalar kısımlarına kendi olayınıza uygun başka yazılar da ekleyebilirsiniz. Örneğin benim tanık olduğum bir olayda banka, on yıllık aidatların iadesini içeren karara itiraz ederken; sadece bir yıllık aidatın iadesini içeren bir başka kararı ise derhal yerine getirdi. Tarafları ve konusu aynı olan, aynı hükme bağlanan kararların birinde haksız olduğunu kabul edip diğerinde ise etmeyerek direnen bankanın tutarlı bir davranış sergilediğini söylemek mümkün değildir. Bu nedenle dava devam ederken ikinci karar gereğince bankanın yaptığı ödemeyi gösteren ibranamenin bir fotokopisi mahkemeye delil olarak sunuldu. Bu delil, aynı bankanın aynı konuyla ilgili tüketici lehine verilen bir diğer kararı hiç itiraz etmeden yerine getirdiğini mahkemeye göstermiştir.

Deliller kısmına yazdığınız her şeyi dilekçe ekinde sunmayabilirsiniz. Zira mahkeme de hakem heyetinden ilgili dosyanın bir bütün halinde celbini isteyecektir. Yahut da o delil sizden önce davacı tarafından zaten mahkemeye sunulmuş olabilir. Mesela, söz konusu hakem heyeti kararı bankanın itiraz dilekçesi ile birlikte zaten mahkeme dosyasına girmiş olacaktır. Aynı belgeyi dosyaya tekrar koymak gereksizdir. Ancak bu kararın sizin delilleriniz arasında da ismen sayılması önemlidir.

Bankaya başvuru yaptığınıza dair elinizde bulunan bir belgeyi ekleyebilirsiniz. Çünkü banka sizi bu bedele daha önce hiç itiraz etmemekle suçlayacaktır. Sunacağınız posta alındısı, faks gönderildi raporu gibi evraklar bu ithama bir cevap niteliğindedir.

Dilekçeye bazı emsal kararları ekleyebilirsiniz. Fakat dilekçenize örnek vermek amacıyla yazdığınız her kararın bir örneğini eklemek son derece lüzumsuzdur. Yukarıda da paylaştığım örnek bir mahkeme kararına şuradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca on yıllık bedel iadesi almak istiyorsanız buradaki  Yargıtay kararını da eklemeniz yerinde olacaktır.

Tüm bu işlemleri tamamladıktan sonra davaya cevap dilekçesi ve eklerini, davalı olduğunuz mahkemenin kalemine ya da adliyede bu iş için görevlendirilmiş büroya elden teslim etmelisiniz. Bunu da yaptıktan sonra beklemekten başka yapacak bir işiniz kalmıyor. Davanız duruşma yapılmaksızın evrak üzerinden incelenecekse karar, evinize tebligat olarak gönderilecektir. Mahkemenin gerekçeli kararının hüküm (son) kısmında, "davacı banka tarafından açılan davanın (yapılan itirazın) reddine"  veya "tüketici hakem heyeti kararının onanmasına" şeklinde ifadelerin olması artık bu davanın kesin (yani yargı yolu kapalı) olarak sizin lehinize sonuçlandığını anlatmaktadır. Dava lehinize sonuçlandıysa hemen banka şubesine gidip paranızı talep edebilirsiniz. Paranın iade süreciyle ve bu süreçte imzalayacağınız ibranameyle veya ilamlı icrayla ilgili olarak bir önceki yazıda yaptığım açıklamalar işinize yarayabilir.

Bundan sonraki yazılar, kredi kartı üyelik bedelinin hukuken hiçbir dayanağı olmadığını açık kanıtlarla ifade edecektir. Bankaların iddiaları tek tek yanıtlanacaktır. Bir sonraki yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

13 Nis 2015

Bölüm 3: Tüketici Hakem Heyetinin Kararı


Bundan önceki yazımızda hakem heyetine başvurunun nasıl yapılacağından bahsedilmişti. Burada biraz da başvuru sonucunda çıkacak karar hakkında bilgi vermeliyiz.

Kararın elinize ulaştığının ispatlanabilmesi ve tebliğ tarihinin tam olarak saptanabilmesi için PTT'den taahhütlü gönderim yapılmaktadır. Dolayısıyla adreste bir alıcının bulunması şarttır. Dağıtıma çıkan kararlar, alıcısına teslim edilemediği takdirde adrese bildirim kağıdı bırakılarak muhtara teslim edilir. Karara eğer oradan da ulaşılamazsa ancak heyetten sormak gerekecektir. Fakat bu durumda Tebligat Kanunu gereğince, kararın muhtara bırakıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır ve karara itiraz süresi gibi tebliğden itibaren işlemeye başlayan süreler işlemeye başlar. Bu kısa posta açıklamasından sonra artık kararın niteliğine geçebiliriz.

Öncelikle belirtelim ki Tüketici Hakem Heyeti kararı yalnızca verildiği uyuşmazlık için hüküm ifade eder. Emsal olarak gösterilse dahi başka hiçbir uyuşmazlık hakkında zorlayıcı bir etkisi yoktur. Bu nedenle her olay tek başına değerlendirilir ve benzer sayılabilecek olaylarda bile çok farklı kararlar alınabilir.

Kararların zorlayıcı etkisi yalnızca taraflara yöneliktir. Yâni; hakem heyetlerinin verdiği kararlar tarafları bağlar, itiraz edilmediği takdirde kesinleşir ve uyulması zorunluluk teşkil eder. Genel olarak hakem heyetinden lehte ve aleyhte olmak üzere iki tip karar çıkabilir.

Kararın lehinize çıkması durumunda şikayetiniz haklı bulunmuş ve talebiniz kabul edilmiş demektir. Bu durumda tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karşı tarafça kararın yerine getirilmesi gerekmektedir. Hatta şikayet edilen taraf, sizin talebinizin yanı sıra devlete de tebligat ve varsa bilirkişi ücretlerini ödemek zorunda kalır. Tüketici lehine verilen bir karara satıcı veya sağlayıcının uymaması durumunda ise icra müdürlüklerine doğrudan müracaat edilebilir. Bunun için şurada paylaştığımız örnek dilekçe gibi bir dilekçeyi kendinize uygun şekilde düzenleyerek icra müdürlüğüne teslim edebilirsiniz. Aleyhine karar verilen tarafça, (birkaç paragraf altta açıklanacak olan) itiraz yolu kullanılmış olsa bile, kararın icra edilebilir nitelikte kalmaya devam edeceğini de şimdiden belirtelim.

Kararın aleyhinize çıkması durumunda ise şikayetiniz haksız bulunmuş demektir. Bu durumda elbette başvuru dilekçenizde yazdığınız talebiniz yerine getirilmeyecektir. Başvurunuzun olumsuz sonuçlandığı bu aşamada dahi herhangi bir ücret ödemezsiniz. Ayrıca, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Tüketici Mahkemesi nezdinde bu sonuca itiraz etme hakkınız mevcuttur. Tüketici Mahkemelerinde tüketiciler tarafından açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Aleyhinize çıkan bu karara karşı yaptığınız itirazı görüşen mahkemenin kararı kesindir. Davacı olduğunuz taraf kendisini avukatla temsil ederse ve dava neticesinde siz bir kez daha haksız bulunursanız mahkeme karşı tarafa vekalet ücreti ödemenize hükmedecektir. Ancak bu mahkemeler, tüketicileri korumak için kurulmuş ihtisas mahkemeleridir. Bu nedenle bu mahkemelerden çoğunlukla tüketici lehine kararlar çıktığı görülmüştür.

Bu itiraz yolu, tüketici lehine çıkan kararlarda karşı tarafa da sunulmuştur. Neticede aleyhine karar çıkan ve bir yaptırıma zorlanan satıcı veya sağlayıcı da tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir. Ancak yukarıda da değindiğim gibi bu itiraz tek başına tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Dava dilekçesinde talep edilmesi şartıyla hâkim, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Eğer talep edilmemişse veya edilmesine rağmen hakim ihtiyati tedbir kararı vermemişse tüketici tarafından ilamlı icra başlatılabilir. Buna rağmen bu teorik bilgi pratikte her zaman uygulama imkanı bulamıyor. Çünkü icra dairesi, süresinde itiraz edilmiş ve halihazırda bir davaya konu olan kararı bekletebiliyor. Bu nedenle mahkemeye taşınmış bir olayda herhangi bir sürprizle karşılaşmamak adına sizin de beklemeniz yerinde olabilir. Çünkü pek sık karşılaşmasak da bazı mahkemeler tüketici lehine olan heyet kararını bozmaktalar. Bu durumda, 6502 sayılı Kanun (madde 70, fıkra 6) gereğince, tüketici lehine verilen kararlara karşı açılan itiraz davalarında, mahkemece kararın iptali durumunda ne yazık ki tüketicinin vekâlet ücreti ödemesine hükmedilmektedir.

İtiraz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı itirazın kabul edilmesi gerektiği veya kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılamayı gerektirmediği takdirde tüketici mahkemesi evrak üzerinde, kararı değiştirerek veya düzelterek onama kararı verebilir. Tarafların kimliklerine, ticaret unvanlarına ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır. Karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek veya düzeltilerek onanır. Kısacası, evrak üzerinde incelemeyle karar verileceğinden bu davalarda duruşma yapılmaz. Yani bu davalara davalı sıfatıyla gidip katılmanız bile gerekmez.

Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir. Tüketici hakem heyeti kararına yapılan itiraz sonucunda verilen karar, kararı veren mahkeme tarafından ilgili tüketici hakem heyetine de gönderilir.

Bütün bu anlatılanlar çerçevesinde, lehinize verilen karar elinize geçtiği anda banka şubesine gidip kararın yerine getirilmesini isteyebilirsiniz. Bankanın genel merkez iletişim adresi başka bir şehirde ise postanın ulaşması muhtemelen uzun sürecektir. Bekleme sürenizi azaltmak adına banka memuruna sizin elinizdeki kararı genel merkeze faksla ulaştırmasını rica edebilirsiniz ya da her şeyin doğal seyrinde gitmesini bekleyebilirsiniz. Banka itiraz etmeden kararı yerine getirmeyi seçtiyse şubeye gelmeniz için size bir kısa mesaj (SMS) atacaktır. Bankada imzalayacağınız İbraname ile paranızı alacaksınız. Hakem heyeti, paranızın yasal faiziyle geri ödenmesine hükmetmişse bankacı, faizli ödemenin ancak birkaç gün sonra faiz hesaplanınca yapılabileceğini ama kabul ederseniz anaparayı hemen ödeyebileceğini söyleyebilir. Faizden vazgeçmek kaydıyla paranızı hemen alabilirsiniz veya birkaç gün sonra yasal faiziyle birlikte almayı seçebilirsiniz. Çünkü o anki ödemeyi alırken imzaladığınız ibraname sonucunda, kararla ilgili başka bir hakkınız ve alacağınız kalmadığını kabul etmiş olacaksınız. O yüzden bankadan bu belgenin bir fotokopisini almanızı tavsiye ederim. Bir yıllık aidatlar, meblağ düşük olduğu için genelde bu şekilde geri alınabilmektedir. Ancak aidatların on yıllık geri ödenmesine hükmedildiği durumlarda bankalar itiraz yoluna başvurmaktadır. Siz bu durumdan elinize bir tensip tutanağı ve ekinde dava dilekçesi geçtiğinde haberdar olabilirsiniz.

Birdenbire adliyeden gelen bir kağıtla karşı karşıya kaldığınızda ister istemez endişelenebilirsiniz. Hatta, "Nereden girdim bu işe! Bankalarla baş edilir mi hiç?" diyebilirsiniz. Sonrasında davayı kaybetme olasılığını düşünüp mahkeme masraflarını nasıl ödeyeceğinizi kara kara düşünmeye başlamış olabilirsiniz. Tensip tutanağında yazan süre içinde davaya cevap vermek isteyip ne yazacağınızı bilemiyor olabilirsiniz. Ancak hemen endişelenmeyin! Tüketici mahkemelerinin genellikle tüketici lehine kararlara imza attıklarını size tekrar hatırlatırım.

Bir sonraki yazımızda mahkemeden gelen tensip zaptı ile davacının dava dilekçesinden bahsedilecek; sizin cevap dilekçenizi nasıl yazmanız, dilekçenizde neleri belirtmeniz gerektiğine değinilecektir. Aşağıdaki linkten bu yazıya gidebilirsiniz.

______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.