dava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şub 2017

Bir Yargıtay Üyesinin Yargıyla İmtihanı

Yargıtay Üyesi Abdullah Yaman, bir GSM firmasıyla başından geçen dava sürecini mizahi bir dille kendi sosyal medya hesabından paylaştı.

Sürece dahil olan karakterlerden tutun da mahkemelerimizin mevcut vaziyetine kadar tam teşekküllü bir komedi filmi senaryosu olabilecek bu olay, yazıda da belirtildiği gibi Kemal Sunal'ın meşhur Davacı filmini hatırlatıyor.

Davacı Film Afişi (1986)

Aradan geçen onca yıla rağmen düzelmeyen hukuk uygulamamızdaki acziyetin kısa bir özeti sayılabilecek bu yazıyı, üzülerek söylüyorum ki kederli bir tebessümle okuyacaksınız! İşte o paylaşım:

     DAVACI
   
     AVEA, yeni adıyla Türk Telekom…
     Zamanında internet paketine abone olmuşum...
     Sözleşmeye yerleştirdikleri tuzak bir madde ile bir yılda ödemem gereken tutardan fazlasını bir aylık faturaya yansıtarak ödememi istediler…
   
     Haksız olduklarını bildiğim için muhtelif uyarılara rağmen ödemedim…
     Adamlar dosyayı avukata vererek icra takibi başlattı…
     Derhal itirazda bulunmam üzerine takip durdu…
     Ama AVEA'nın avukatı durmak nedir bilmiyor... İcra Memurunun e-imzasını temin ederek oradan arabama haciz koyduruyor… Yetmedi evime icra gönderiyor... Kapıcı mesleğimi söyleyip direnmese kimsenin bulunmadığı evin kapısını çilingir vasıtasıyla kırarak haciz yapacaklar…
   
     Olayı öğrenir öğrenmez avukatlarına ulaşmaya çalıştım… Mesleki sıfatımı bile söylememe rağmen karşıma kendisi değil, çırağı çıktı…
   
     Bekliyorum ki, özür dilerler, iş tatlıya bağlanır, diye…
     Ama ne gezer... Avukata ulaşmak ne mümkün…
   
     Baktım olmayacak avukat hakkında “duran takibe rağmen haciz başlattığı için” baroya disiplin duyurusunda bulundum…
   
     Ancak bir sürü caydırıcı sebep ileri süren Baro yetkilileri dilekçemi almak istemedi…
     Son çare, avukat ve İcra memurları hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunmak oldu… Nitekim hepsi yargılanıp ceza aldılar...
   
     Bu arada AVEA firması aleyhine de haksız haciz nedeniyle manevi tazminat davası açtım…
   
     AVEA vekili ne cevap verse iyi: “Benzer yanlışlıkları başka kişilere de yapıyoruz, davacı belli ki Yargıtay üyeliğinden dolayı kendini ayrıcalıklı zannedip mahkeme üzerinde vesayet kurup tazminat koparma derdinde” diyerek aklı sıra hakime mektup yazıyor...
   
     Bu cevabı, mizahtan başkası paklamaz diye herifin anlayacağı dilden mizahi bir karşı dilekçe yazıyorum... Ta ki, hakim de okuyup eğlensin... Ama ne gezer... Taraflardan etkilenmemek için dilekçe okumaktan sarfınazar eden bir hakime düşmüşüz...
   
     Nihayet ilk duruşmadayız... Kurum avukatı seri dosyaların davalısı olarak lakayt bir şekilde koltuğuna yayılmışken, ben askerlikte öğrendiğim "esas duruş" vaziyetinde ayakta bekliyorum...
   
     Hakim bana kimsin necisin diye diye bile sormadan tutanağa geçiyor: “davacı söz alarak dilekçemi aynen tekrar ediyorum, dosyanın bilirkişiye tevdii için gerekli masrafı ödemek üzere mehil istiyorum” diye...
   
     Hemen devreye girip; "hakim bey, bu dosyada bilirkişilik bir şey yok karşı taraf da eylemini zaten ikrar ediyor" dememe fırsat kalmadan tutanağı yazıcıdan çıkartmasıyla bize uzatması bir oluyor…
   
     Duruşmadan sonra vakit geçirmeden bir dilekçeyle mahkemeye başvurup gereksiz ara kararından vazgeçilmesini istiyorum. Heyhat kitap yazmaktan dilekçe okumaya fırsat bulamamış bir hakime düştüğümden dilekçeyi okumadan dosyaya havale ediyor...
   
     Müteakip duruşmada talebimle ilgili olumlu olumsuz bir karar verilmesini beklerken yine bana sormadan ve benim ağzımdan: "parayı denkleştiremediğim için bilirkişi masrafını yatıramadım, yeniden mehil verilsin” diyerek ikinci kez kesin mehil veriyor…
   
     Derhal araya girerek: “hakim bey bilirkişi benim ne kadar üzüldüğümü mü ölçecek, konuyu değerlendirecek olan mahkemenin bizatihi kendisidir. Kaldı ki celse arasında bu hususta size dilekçe bile verdim okuduysanız gerekçelerini orada yazmıştım" deyince, hukukçu olduğumu idrak ederek: Telaşla dosyayı üstün körü karıştırıp tamam icra dosyasını isteyelim diyerek daha önceden gelmiş dosyayı yeniden isteyerek zaman kazanıyor...
   
     Sözü uzatmayayım hakimle kavga edip basının diline düşmemek için üçüncü duruşmadan sonra kendimi vekil marifetiyle temsil ediyorum. Nihayet sonunda hakim dosyayı okumaya vakit bulmuş olsa gerek ki 5000 TL manevi tazminata karar vermiş…
   
     Daha fazlası AVEA yı iflasa götürebilir veya hakim maaşıyla geçinen bir insanı yoldan çıkarabilir diye 5000 TL yi münasip görmüş…
   
     AVEA yaptığı hukuksuzluğun bedelini bu kadar ucuza kapatınca derhal benimle temasa geçerek uzlaşma teklifinde bulundu… Ama bunca keyfiliğin firmaya ibretlik bir maliyeti olmalı ki bir daha aynı cesareti kendilerinde bulmasınlar diye kararı temyiz ettim.. Adamlar ise temyize cevap bile vermediler...
   
     Dosyayı inceleyen ilgili daire “tamam durduk yere bir Yargıtay Üyesinin evine haciz götürülüp konu komşuya rezil edilmesi yanlış olmuş ama miktardan bozma yaparsak meslektaşlarını kayırdılar şeklinde bir kanaat uyanır" endişesiyle tazminatı münasip görerek oyçokluğuyla onuyorlar... Karar düzeltme talebim de aynı tartışmalar neticesinde reddedilmiş...
   
     Bilin bakayım sonunda ne oldu… Yıllar süren cedelleşme neticesinde uyuşmazlık sona erdi derken aynı firma adı geçen faturayı yeni bir avukatlık bürosuna vererek tekrardan öde diye habire uyarı üzerine uyarı göndermekte...
   
     Adamlara kızamıyorum doğrusu... Olmayan bir borçtan dolayı duran takibe rağmen bir Yargıtay üyesinin evine çilingirle hacze gitmenin tarifesini öğrendiler... En fazla 5000 TL ödeyerek kurtuluyorsun...
   
     "Aman ha meslektaşını koruyorlar demesinler" saikiyle ters motivasyona savrulan "tarafsız" hakimlerimiz olduğu müddetçe bu GSM operatörleri tarafından daha çok öpülürüz...
   
     NOT: Yazı uzamasın diye oldukça özet geçtim... Ama beş yılı aşkın süredir devam eden bu vakıa neredeyse tam 6 ayrı dosyaya konu oldu... Sizlerden ricam bundan böyle Kemal Sunal'ın "DAVACI" filmini komedi niyetiyle değil, belgesel gözüyle izleyin... Valla eksiği var fazlası yok...
KAYNAK:  Bu yazı, aşağıda bağlantıları verilen internet sitelerinde de paylaşılmıştır.

18 Nis 2016

Soru 9: Hakem Heyetine Başvurmadan İcra Takibi Yapılabilir Mi?

Tüketici Hakem Heyetlerinin verdiği kararlar, aynen bir mahkeme kararı gibi ilâmlı icraya konu olabilmektedir. Ancak hukukumuzda bir de herhangi bir ilâma veya ilâm niteliğinde bir belgeye dayanmadan gidilebilen ilâmsız (adi) icra yolu vardır. İşte buradaki soru da hakem heyetine başvurmadan söz konusu bu ilâmsız icra (adi takip) yolunun kullanılıp kullanılamayacağı ile ilgilidir.

Yargıtay'ın, 2015 yılında verdiği bir kararında "icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaat edilmesinin zorunlu olduğunu" belirtmesi üzerine, 2017 yılı Aralık ayında Tüketici Kanunu'nun 68. maddesinin 1. fıkrasına “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla” ibaresi eklendi.

Bu kanun değişikliğiyle amaçlanan, tüketici hukukunda Yargıtay'ın kısmen tıkadığı ilâmsız icra yolunu açmaktı. Görünüşe göre, söz konusu kanun değişikliği ile bu yol açılmış oldu. Yani artık tüketici hakem heyetine başvuru yapmadan icra takibi YAPILABİLMEKTEDİR!

İcra takibi BAŞLATILMASININ önünde hukuki bir engel yoktur! ANCAK yapılan bir ilamsız icra takibine, karşı tarafın itiraz etmesi halinde bu itirazı hükümden düşürerek takibe devam etmek çok uğraştırıcı bir süreçtir. Mevcut duruma göre; Tüketici Kanunu kapsamına giren bir uyuşmazlıkla ilgili olarak taraflardan biri ilamsız icra takibi başlatmış ve karşı taraf bu takibe tebliğden itibaren 7 gün içinde itiraz etmiş ise icra takibi durur. İcra takibini başlatan tarafın takibe devam edebilmek için itirazın iptali davası açması gerekir. İcra takibindeki uyuşmazlık miktarı Tüketici Hakem Heyeti parasal sınırları dahilinde olsa bile, adından da anlaşılacağı üzere bu bir “dava” olduğu için artık Hakem Heyetine gidilemez. Dolayısıyla itirazın iptali davası, uyuşmazlık miktarına bakılmaksızın Tüketici Mahkemesinin görev alanındadır. Temmuz 2020’de yapılan düzenleme ile Tüketici Mahkemesinde görülecek davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak bir dava şartı haline getirilmiştir. Bu bakımdan Tüketici Mahkemesinde bir dava açmak için öncelikle arabulucuya başvurulmalıdır. Arabuluculuk yöntemiyle anlaşma sağlanamazsa süreç sonunda düzenlenen son tutanak ile birlikte Tüketici Mahkemesinde dava açılabilir. İtirazın iptali davası da aynı şartlara tabidir. Özetle, “Yargıtay’ın tıkadığı ilamsız icra yolunu açan” söz konusu kanun değişikliği uyarınca eğer bir ilamsız icra takibi başlatılmış ve itiraz sonucu takip durmuşsa o zaman artık uyuşmazlık miktarına bakılmaksızın Tüketici Mahkemesinde itirazın iptali davası açılması gerekir ancak bu davayı açmak için de öncelikle arabulucuya başvurulması şarttır.

Esasen bu hukuki olarak da problemli bir konudur! Çünkü; her yıl yeniden belirlenmekte olan parasal sınırların yani hakem heyeti görev sınırlarının ] altında kalan uyuşmazlıklar için doğrudan mahkemeye gidilemez, fakat hakem heyetlerinin de icra takibine yapılan itirazları kaldırma veya iptal etme yetkisi yoktur! Bu durum Hakem Heyeti parasal sınırları içinde kalan uyuşmazlıklarda bir çelişki yaratmaktadır. Sorunu yukarıda özetlendiği şekilde çözmeye çalıştığımızda ufak miktarlı alacaklarda bile icraya yapılan itirazları kaldırmak için Tüketici Mahkemesinde dava açılması gerekmekte, dava açmak için de arabulucuya başvurmak zorunlu olduğundan süreç gereksizce uzamaktadır. Hatta sırf bu yüzden o icra takibini ortada bırakıp sanki hiç icra takibi yapmamış gibi en baştan hakem heyetine başvurmak bile insana neredeyse daha kolay gelebilir!

İşte bu nedenle biz, hakem heyeti görev sınırları içinde kalan uyuşmazlıklarla alakalı olarak, bu ilamsız icra yolunu kimseye TAVSİYE ETMİYORUZ!  Şu aşamada, doğrudan icra takibi başlatmak yerine yine eskisi gibi hakem heyetine başvuru yapmak, en azından tüketici hukukunda ilamsız icra takibine itiraz meselesi çözülünceye kadar çok daha garantili bir yöntemdir! Aksi halde tüketiciler, hakem heyetlerinde haksız dahi çıksalar ödemedikleri/ödemeyecekleri parayı icra masrafları için vermek zorunda kalabilir, kendilerini bilmedikleri süreçlerin içinde bulabilir, aynı zamanda bir hayli vakit de kaybedebilirler.

Şirketler tarafından haklarında icra takibi başlatılan tüketiciler de borçlu olmadıklarını düşünüyor iseler mutlaka ödeme emrinin kendilerine tebliğinden itibaren 7 gün içinde ilgili icra dairesine giderek takibe itiraz etmelidirler.

SONUÇ OLARAK, mevcut durumda hakem heyetine başvurmadan da hukuken icra takibi BAŞLATILABİLİR! Ancak biz yine de, her yıl yeniden belirlenen parasal sınırların altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurmadan icra takibi başlatılmasını yukarıda sayılan riskleri ve zorlukları nedeniyle şu an için tavsiye etmiyoruz.



(!) DİKKAT: ALTTAKİ AÇIKLAMA, ARALIK 2017'DEKİ KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCEKİ DURUMU DAHA DETAYLI ŞEKİLDE AÇIKLAMAKTA OLUP YALNIZCA GEÇMİŞE DAİR ARŞİV NİTELİĞİNDE BİR EK BİLGİ VERME VE YENİ DÜZENLEMENİN OLUMSUZ YÖNLERİNİ ETRAFLICA GÖZLER ÖNÜNE SERME AMACI TAŞIMAKTADIR. BAŞLIKTAKİ SORUNUN MEVCUT DURUMDAKİ GÜNCEL CEVABI İSE YUKARIDA İFADE EDİLENDEN İBARETTİR!

Oysa bu konu, daha öncesinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 18.03.2015 tarihli, 2015/10571 esas, 2015/8738 karar sayılı içtihadıyla hem akla hem de hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde açıklığa kavuşturulmuştu.
(Kararı indirmek için buraya tıklayabilirsiniz.)

Anılan karara göre; her yıl yeniden belirlenmekte olan hakem heyeti görev sınırlarının altında kalan uyuşmazlıklar için, icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaat edilmesi zorunluydu.  Bu kararın gerekçesi ise özetle şöyle açıklanmıştı:
"6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68. maddesi uyarınca, belirlenen miktarın altında kalan uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuru zorunludur. Yüksek yargı kararlarına göre tüketici hakem heyetleri 'mahkeme' niteliği taşımamaktadır. Buna rağmen TKHK m.70'in 2. fıkrası, tüketici hakem heyeti kararlarının tarafları bağlayacağını ve de İcra ve İflas Kanunu'nun ilâmların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirileceğini hükme bağlamıştır. Buna göre, kararları ilamlı icra yoluyla takip edilebilen Tüketici Hakem Heyetine müracaat etmeden ilamsız icra takibi yapmakta tüketicinin hukuki yararı yoktur. Bu durumda tüketici hakem heyetine müracaat edilip uyuşmazlıkla ilgili olarak bir karar almadan icra takibi yapılamayacağı gibi, Tüketici mahkemesinde de dava açılamaz. Buna karşın ilamsız icra takibi yapılır ve bu icra takibine itiraz edilir ise, itirazın iptali istemiyle tüketici hakem heyetine müracaat edilemez. Bu halde de, kanunun açık hükmü nedeniyle tüketici mahkemesinin, uyuşmazlığın esasıyla ilgili karar verme yetkisi bulunmamaktadır."
Görüleceği üzere, Aralık 2017'de kanuna sonradan eklenen ibare, bu kararda icraya itiraz söz konusu olduğunda doğacağı öngörülen sorunların hiçbirini çözmemektedir. Dolayısıyla bu örnekten de hukukta bir başvuru yolunun önünü açmanın sorun çözmek için tek başına yeterli olmayacağı, hatta -bununla mevcut sorunu çözmek şöyle dursun- başka tür sorunlara bizzat kaynak yaratılabileceği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Değişikliği yapanlar, tüketici hakem heyetlerinin iş yükünü azaltmayı amaçlarken icra dairelerinin iş yükünü artıracaklarını her nedense düşünmemişlerdir. Hâlbuki değişiklik öncesinde, mevcut iş yükü uyuşmazlık miktarına göre heyetler ve daireler arasında paylaşılmış durumdaydı.

Bununla beraber, esas olarak tüketiciyi korumak amacıyla çıkarılan bir kanun tüketicinin bu kadar aleyhine olacak şekilde değiştirilmemeliydi. Çünkü bu değişiklik sonrasında tüketiciler, en ufak bir borç için bile her an icraya verilebilecekler! Ayrıca önceden tüketiciler bu borçları için heyetlerde herhangi bir masraf ödemek zorunda da kalmıyorlardı şimdi ise tüm icra masrafları tüketicinin sırtına yüklenmiş olacak! Yaşanacak tüm hukuki karışıklık da cabası! Kısacası, her açıdan sayılamayacak kadar çok sakıncası olan bu değişikliğin bir an önce geri alınmasını temenni ederek konuyla ilgili yazılmış bir köşe yazısını alıntıladığım yazının bağlantısını buraya ekliyorum.

(!) DİKKAT (SON): KAFA KARIŞIKLIĞI YAŞAMAMAK İÇİN ÖNCE L
ÜTFEN YUKARIDAKİ "DİKKAT" YAZISINI OKUYUNUZ!




11 Nis 2016

Soru 8: Lehime Verilen Karara Karşı Taraf İtiraz Ederse Ne Yapacağım?

Hakem heyeti kararının her şeyin sonu olmadığı, karara itiraz imkanı bulunduğu önceki yanıtlarımızda belirtilmişti. O halde hakem heyeti sizi haklı bulmuş olsa dahi itiraz sonrası mahkeme aşamasında haksız çıkabilirsiniz. Bu nedenle karşı taraf karara itiraz ettiğinde süreci titizlikle takip etmeli, karşı tarafın iddialarına cevap dilekçenizle yanıt vermelisiniz.

Cevap dilekçesi vermek son derece önemlidir. Zira bu size tanınmış bir hukuki dinlenilme ve savunma hakkıdır. Neticede davayı kaybederseniz vekalet ücreti, yargılama gideri vb. adlar altında paralar ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bununla karşılaşmamak adına, hakimi haklı olduğunuza davanın henüz başında inandırmanız sizin lehinizedir. Ayrıca çoğu zaman evrak / dosya üzerinden inceleme yapıldığı için cevap dilekçesini de vermezseniz kendinizi savunacak başkaca bir ortam bulamayabilirsiniz.

Süreç hakkındaki bilgilere geçersek; eğer karşı taraf itiraz etmişse mahkemeden size bir "Tensip Zaptı / Tensip Tutanağı" tebliğ edilir. Bu tutanakta, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde sizden mahkemeye bir cevap dilekçesi vermeniz istenir. Bu iki haftalık sürenin hak düşürücü süre olduğu unutulmamalıdır. Bu bakımdan süreyi geçirirseniz cevap dilekçesi verme hakkınız düşer ve karşı tarafın, dava dilekçesinde savunduğu tüm iddiaları inkâr ettiğiniz varsayılır.

Ayrıca posta memuru geldiği zaman evde kimseyi bulamayıp tebligatı muhtara bırakmışsa, sizin muhtardan teslim aldığınız gün değil, tebligatın muhtara bırakıldığı gün tebliğ tarihi olarak kabul edilir. İki haftalık hak düşürücü süre de muhtara bırakıldığı bu tarihten itibaren başlar.

Ancak tensip tutanağının ekinde karşı tarafın dava dilekçesi mutlaka bulunmalıdır. Çünkü sizden, bu dava dilekçesindeki iddialara bir dilekçeyle cevap vermeniz beklenmektedir. Eğer dava dilekçesi size gönderilmediyse bu usûlsüz tebligat sayılır. Bu durumda ilgili mahkeme kalemine ulaşıp dava dilekçesinin size tebliğ edilmesini istemelisiniz. Düzgün şekilde çıkarılan bu ikinci bildirimin tarafınıza tebliğ edilmesiyle birlikte iki haftalık süreniz başlar.

Bu aşamada nasıl bir cevap dilekçesi verilmesi gerektiği hemen hemen herkesin aklına takılacaktır. Önemle belirtmeliyiz ki internetten bulunan dilekçeler okunmadan mahkemeye asla verilmemeli. İnternetten boş dilekçe örnekleri yahut form dilekçeler bulunabilir ve bunlardan yararlanılabilir. Nitekim sitemizde de şuradaki yazı içerisinde bir dilekçe örneği paylaşılmıştır. Ancak her ne olursa olsun internetten bulunan dilekçenin üzerinde bir yazı varsa titizlikle okunmalıdır. Yalan yanlış beyan ve bilgiler içeren dilekçeyle mahkemeleri yanıltmak suçtur! Bu bakımdan olayla ilgisi bulunan ve doğru ifadeler içeren dilekçeler kullanılmalıdır.

Cevap dilekçenizi baştan sona kendiniz de oluşturabilirsiniz. İnternetten bulduğunuz ve sitemizden de paylaşılmış örnek dilekçelere benzer bilgileri içeren bir metin oluşturabilirsiniz. Karşı tarafın itirazda bulunurken verdiği dava dilekçesi, tensip tutanağıyla birlikte size tebliğ edilir. Burada karşı tarafın iddialarını detaylarıyla öğrenip ona göre savunmanızı yapabilirsiniz. Yine buradaki dilekçenizde de uyuşmazlıkla ilgili olayları ve hukuki dayanaklarınızı açıkladıktan sonra delillerinizi de eklediğiniz dilekçenizi ilgili mahkeme kalemine teslim etmelisiniz.

Bunu yaptıktan sonra size ulaşacak ikinci mektubu bekliyorsunuz. Bu ikinci mektup, bazen sizi sözlü duruşmaya çağırabilse de çoğunlukla davanın sonucunu size bildirmektedir.


4 Nis 2016

Soru 7: Heyetin Kararına Nasıl İtiraz Edilir?

Tüketici Hakem Heyetinin verdiği karar her ne kadar uygulanması zorunlu kararlardan olsa da bu karara itiraz edilebilir. Taraflar, kararın kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde itirazlarını yapabilirler. Bu süre, hak düşürücü süredir. Yani bu süre geçtikten sonra artık itiraz edilemez ve karar kesinleşir. Bu nedenle sürelere titizlikle dikkat edilmelidir.

Ayrıca posta memuru geldiği zaman evde kimseyi bulamayıp tebligatı muhtara bırakmışsa, sizin muhtardan teslim aldığınız gün değil, tebligatın muhtara bırakıldığı gün tebliğ tarihi olarak kabul edilir. On beş günlük hak düşürücü süre de muhtara bırakıldığı bu tarihten itibaren başlar.

Tüketici Hakem Heyetinin kararına karşı itiraz, Tüketici Mahkemesinde yapılır. Yetkili mahkeme, tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesidir. Ancak o yerde bir Tüketici Mahkemesi bulunmuyorsa; Asliye Hukuk Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bu davaya bakar. Bunun için dava dilekçesinde mahkeme "Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)" şeklinde belirtilmelidir.

Mahkemeye itiraz bir dilekçeyle yapılır. Dilekçenizde olayları ve hukuki açıklamalarınızı belirttikten sonra delil olarak gösterdiğiniz evrakları da ekleyerek adliyedeki tevzi bürosuna teslim etmelisiniz. Tüketici olarak tüketici mahkemelerinde açacağınız davalar harçtan muaf tutulmuştur. Bu nedenle dava açarken sadece masraflar için gider avansı yatırırsınız. Dava sonunda haklı çıkmanız durumunda bu yatırdığınız avansı da davalıdan geri alırsınız.

Bir karara itiraz edilmiş olması, o kararın icrasını durdurmaz. Ancak talep edilmesi şartıyla hâkim, hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Bunun için dava açılırken dilekçe, "ihtiyati tedbir talepli" olarak verilebilir.

İnceleme, çoğu zaman evrak üzerinden yapılır. Dolayısıyla taraflar duruşmaya dahi çağrılmadan kendilerine nihai karar tebliğ edilir. Ancak mahkemeye sunulan dava dilekçesinde duruşma talep edilebilir.

Hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir. Yani temyiz edilemez. Mahkeme, itiraz edenin lehine de karar verse aleyhine de karar verse başka bir başvuru merci artık kalmamıştır. Mahkeme kararı, kararı veren mahkeme tarafından ilgili tüketici hakem heyetine de gönderilir.

Hakem heyetinin tüketiciyi haklı bulduğu bir karara karşı itiraz edilmiş ve mahkeme bu itirazı kabul ederek tüketiciyi haksız bulmuş ise, tüketici aleyhine, avukatlık asgari ücret tarifesine göre nispi tarife üzerinden vekâlet ücretine hükmedilir ve ödenecek tutar mahkeme kararında belirtilir. Ne yazık ki bazen bu durum, gerçekte haklı olan tüketicinin hakkına kavuşamamasının yanı sıra bir de zarara uğramasına yol açmaktadır.


28 Mar 2016

Soru 6: Karar Aleyhime Çıkarsa Ne Olacak?

Tüketici, açıkça mağdur da olsa şikayet etmeden önce ilk düşüneceği şey genellikle bu olur. Tüketicinin "Ya haksız çıkarsam?" diye düşünmesi son derece makul bir düşüncedir. Çünkü bu durumda, yapılan masrafların haksız çıkan taraftan alınacağı düşüncesi çok yaygındır. Ancak tüketiciler açısından durum sanıldığı gibi değil!

BİLİRKİŞİ VE TEBLİGAT ÜCRETLERİ:

Uyuşmazlığın tüketici lehine sonuçlandığı durumlarda, bilirkişi ve tebligat ücretleri haksız çıkan karşı taraftan alınmak üzere kararda belirtilir. Ancak tüketici aleyhine sonuçlanan uyuşmazlıklarda, tebligat ve bilirkişi ücretleri Bakanlıkça karşılanır. Dolayısıyla tüketici, haksız da çıksa, sırf şikayet edip hakkını aradı diye masraf ödemek durumunda kalmaz. Bu bakımdan tüketicilerin korkmadan heyetlere başvurması amaçlanmıştır. Zaten heyetlere yapılan başvuru istatistiklerine bakıldığında da yüzde 90'dan fazlasında tüketicilerin haklı bulunduğu görülecektir.

VEKALET ÜCRETİ:

Heyet Aşamasında - Tüketici hakem heyetlerinde taraflar, avukatla temsil edilebilir. Ancak avukatla temsil durumunda, heyetler tarafından lehine karar verilen tarafın avukatına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmez. Yani heyet aşamasında haksız çıkan tüketicinin, vekalet ücreti açısından da karşı tarafa bir para ödemesi söz konusu değildir. Ancak tüketici, eğer mahkeme aşamasında haksız çıkarsa bu durumda karşı tarafa vekalet ücreti ödemek zorunda kalır.

Mahkeme Aşamasında - Heyetin tüketici aleyhine verdiği karar her şeyin sonu değildir. Tüketicinin ve karşı tarafın itiraz hakkı vardır. İtirazın nasıl yapılacağı bir sonraki sorunun cevabında açıklanacaktır. Bu nedenle burada sadece vekalet ücretiyle ilgili kısma değineceğiz. Heyetin kararına karşı Tüketici Mahkemesinde yapılan itiraz sonucunda mahkeme, heyetin haklı bulduğu tüketiciyi haksız bulabilir veya heyetin haksız bulduğu tüketicinin haksızlığını onaylayabilir. Görüldüğü gibi burada mahkeme aşamasındaki her iki durumda da tüketici haksız bulunduğu için, davada karşı taraf avukatla temsil ediliyorsa ona vekalet ücreti ödemeye mahkum edilir.

15 Şub 2016

Konu: Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkes, bir gün bir şekilde haksızlığa uğrayabilir. Bu bakımdan Tüketici Hakem Heyetleri, hepimizin çok iyi bilmesi gereken bir konu. Ne var ki buna ilişkin doğru bilgiler kanun, yönetmelik gibi hukuki metinlerde geçiyor. Dolayısıyla da tüketiciler tarafından pek okunmuyor.

Biz de bu yazı dizisiyle birlikte herkesin aklına takılan soruları mevzattan referanslar vererek yanıtlamaya çalışacağız. Bu yolla tüketiciler kafalarına takılan soruların en azından bir kısmının cevabına kolaylıkla ulaşabilecekler.
Tüketici Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Aşağıdaki listeden cevabını öğrenmek istediğiniz soruya tıkladığınızda cevap sayfasına yönlendirileceksiniz. Bu konuyla ilgili olarak yeni bir soru-cevap hazırladığımızda da yine aşağıdaki listeye ekleyerek tamamına toplu bir şekilde ulaşmanıza imkan sağlayacağız.

Son olarak, burada cevabını bulamadığınız bir konu olduğunda sitemizdeki "Mevzuat Dizini"ni kullanarak mevzuat üzerinden araştırma yapabileceğinizi de hatırlatmak isteriz.

------------------------------------SON------------------------------------

13 Tem 2015

Bölüm 6: Yargıtay Kararlarında Kredi Kartı Ücreti

Bir önceki yazımızın tamamında bankaların iddialarını mevzuat bakımından tek tek yanıtladık. Ancak bankalar mevzuatın yanında mahkeme içtihatlarını da kullanarak kendilerini haklı çıkarmaya uğraşmaktalar. Burada temas edilmesi gereken iki nokta bulunmaktadır: Bunlardan ilki, içtihatların hukukî niteliği; ikincisi ise bankaların bazı içtihatları bilinçli olarak çarpıtmalarıdır.

Mahkeme kararları hangi mahkeme tarafından verilmiş olursa olsun hukukun yardımcı kaynaklarıdır. Emsal karar olarak bilinen kararlar da adı üstünde örnek kararlardır. Mahkemelerce uygulanma gibi bir zorunluluğu olmayan bu kararlar, yargıda benzer olaylarda aynı kararların verilebilmesine imkân sağlar.

Ancak belirtmemiz gereken önemli bir husus da Yargıtay kararlarının tamamına ulaşabileceğiniz bir platformun olmadığı gerçeğidir. Bu kararlara büyük hukuk kütüphanelerinde bulunan Yargıtay Kararları Dergisi'nin ciltlerini karıştırarak veya ücretli içtihat bilgi bankalarından yararlanarak ulaşabilmektesiniz. Bununla birlikte tüketici dernekleri tüketicileri ilgilendiren kararların numaralarını ve özetlerini paylaşmaya gayret göstermektedirler. Ayrıca Yargıtay'ın kendi internet sitesinde de kelimeyle veya karar numarasıyla arama yapılabilecek sınırlı bir emsal karar arama bölümü mevcuttur. Oradan kendi hukuki durumunuza uygun emsal kararları bulmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir karar Yargıtay tarafından verilmiş bile olsa, ilk derece mahkemelerine karşı kesin bağlayıcılığı yoktur. İlk derece mahkemelerinin uymaları gereken kararlar sadece içtihadı birleştirme kararlarıdır. Çünkü bu kararlar Yargıtay tarafından ilk derece mahkemelerine yol göstermek için alınmış özellikli kararlardır ve yanlış uygulamaları önlemeyi amaçlar.

Ancak mahkemelere hiçbir yükümlülük getirmeyen Yargıtay kararlarının bile mahkemelere emsal olarak sunulmasının sebebi, Yargıtay'ın bir temyiz mahkemesi olmasıdır. Yâni temyiz edildiğinde kararının Yargıtayca bozulmasından çekinen hâkim, kendini önceki Yargıtay kararlarına uymak zorunda hissedebiliyor. Bunun da sıkıntısı şu ki Yargıtay sık sık fikir değiştirebilen bir kurum! Zaten aşağıdaki örneklerden de göreceğiniz bu konuya bir sonraki bitiriş yazımızda da değineceğiz.

Mevzu hukuk bakımından temelsizliği aşikâr olan üyelik bedeli kesintisinin birkaç Yargıtay Kararı ile temellendirilmek istenmesi hukukun yanında akla ve mantığa da aykırıdır. Ancak bu bile, bankaların bu konudaki çaresizliğinin bir dışavurumudur. Bununla birlikte tüketici mahkemelerinin itiraz neticesinde verdiği kararlar kesin olduğundan hakimlerin tüketiciyi koruyan daha cesur kararlar aldıklarını görmek tüketiciler için bir umut vesilesidir.

Kaldı ki gerek eski gerekse yeni tarihli kararlar incelendiğinde Yüksek Yargı’nın yerleşik uygulaması gereğince ekseriyetle kart hamilinin haklı bulunduğu görülecektir. Örneğin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından verilen E.2007/11236, K.2008/2982 sayılı kararına göre,
"Kredi kartı hizmetinin tüketicilere sunulmasında esasen bankanın menfaati ve kârı vardır. Elde edilen menfaatler dışında ayrıca üyelik aidatının alınmasının hukuka ve iyi niyet kurallarına uygun düşmediği, hazırlanan sözleşmelere kullanıcının iştirakinin söz konusu olamayacağından bu sözleşmelerdekinin aksine konulan kurallarla da kredi kart sahiplerinin yükümlü olmasının kabul edilmesi de doğru olamayacağından (kart hamilinin yaptığı) itirazın kabulü gerekir."
Bu kararda kredi kartında asıl menfaatin bankalarda olduğu hatırlatılmıştır. Çünkü bankaların gördükleri hizmetin aslî karşılığı faizdir. Kredi kartında da faiz söz konusu olduğundan verilen hizmet, karşılığını bulmakta ve bankalar kuruluş amaçları olan kârdan yoksun kalmamaktadır. Zaten kendi borcuna işleyen faizi düzenli bir şekilde ödeyen müşteriye bankanın başka herhangi bir bedel tahakkuk ettirmesi mümkün değildir. Bunun yanında bankalar, kart sahibi müşterilerin o kartla yaptığı her alışveriş için alışveriş yapılan yerden belli bir yüzdelik oranda komisyon da almaktadır. Başka bir ifadeyle kredi kartı sahipleri, sırf o kartı kullandıkları için bile bankaya para kazandırmaktadırlar. Bankaların herkesi kredi kartı sahibi yapmaya çalışmalarının, kart kullanmaya özendirmelerinin altında yatan sebep de işte bu komisyon gelirlerini artırmak istemeleridir. Ne kadar çok kredi kartı müşterisi, o kadar çok kredi kartıyla alışveriş ve komisyon geliri demektir. Görüldüğü üzere bankalar, hem kartla ödeme yapanlar üzerinden hem de mağazasında kartla ödeme kabul edenler üzerinden para kazanmaktadır. Ve bu durum, yukarıdaki kararda da belirtildiği gibi bu işten esas karlı çıkanın bankalar olduğunu çok net göstermektedir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2008/5 sayılı genelgesine de konu olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E.2008/4345, K.2008/6088 sayılı kararında şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Sözleşmenin davacı banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu, sözleşmenin on iki punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir. Davacı (banka), tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir."
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin yukarıdaki karar ile aynı doğrultudaki E.2008/15042, K.2009/5386 sayılı ve E.2009/12552, K.2009/11294 sayılı kararları ve sair daha pek çok kararın gerekçeleri incelendiğinde ekseriyetle bankaların haksız bulunduğu görülecektir. Yukarıda alıntılanan karar, bu bedellerin tamamını tartışmasız olarak haksız şart saymıştır. Çünkü bankalarda beş on dakikada düzenlenen sözleşmelerin yukarıdaki kararda açıklandığı şekilde hazırlanıp doldurulduğu herkesçe bilinmektedir.

Bu durum aynı zamanda Türk Borçlar Kanunu m.20 ve devamında düzenlenen genel işlem koşullarıyla özdeştir. Ancak tüketiciler için özel düzenleme, tüketicileri korumayı amaçlayan kanunlarla getirilmiştir. Bu bahsettiğim durum, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 13/10/2011 tarihinde verdiği E.2011/5605, K.2011/14474 sayılı kararda da dile getirilmiştir:
"Görüldüğü gibi mevzuatımızda, sözleşmede bulunan haksız şartlarla ilgili olarak, tüketiciyi bağlamayacağı ve batıl olma gibi hukuki müeyyide getirilmiştir. Tüketicinin bu hakkını kullanması ile ilgili herhangi bir zaman sınırlaması bulunmamaktadır. Tüketici bu hakkını her zaman kullanabilir. Borçlar Kanunundaki düzenlemeler, tüketici hakkını korumaya yeterli olmadığı için Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Yasanın amacı, sağlayıcı ve satıcıya karşı daha zayıf durumda olan tüketiciyi korumaktır. Bu amaçla çıkan yasada yorumun tüketici lehine olması esas olmalıdır."
Burada Yargıtay'ın ilk iki alıntıdaki kararlara nispetle daha yeni tarihli bir kararını görmüş olduk. Kararda açık bir şekilde tüketici lehine yorum tavsiye edilmektedir. Ayrıca bankanın, 5464 sayılı Kanunun 11. maddesine dayanarak müşterinin 10 günlük itiraz süresi olduğu şeklindeki iddiasına cevap verilmiştir. Önceki yazımızda mevzuat çerçevesinde yalanladığımız bu savunma içtihatlarla da kesinkes çürütülmüştür. Bu yukarıda alıntılanan karar aynı zamanda davacı tarafın Medeni Kanun m.2’ye dayanan iddialarına doğrudan doğruya bir yanıt niteliğindedir:
"Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi haksız şart niteliğinde olduğu kabul edilen ve tüketiciden kredi kartı ücreti, kredi kartı aidatı vb. isimler altında alınan bedelleri tüketicinin bir süre ödemesi, sözleşmedeki haksız şarta icazet verdiği ve bundan sonra da ödemeye devam edeceği anlamına gelmez. Kredi kartı hamili belli bir süre ödeme yaptıktan sonra, haksız şart niteliğinde olan sözleşme hükmüne uygulanması gereken "haksız şartın bağlayıcı olmayacağına" ilişkin müeyyide gereği talepte bulunabilir. Hal böyle olunca tüketici haksız şart niteliğinde olan kredi kartı aidatını bir süre ödedikten sonra gelecek dönemler için sözleşmedeki hükmün haksız şart olması nedeniyle ileriye yönelik olarak talepte bulunabileceği gözetilmeksizin aksine düşüncelerle bu talebin iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğine dair mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir."
Görüldüğü üzere bu bedelleri bir süre ödemiş olsanız bile kesinlikle kabul etmiş sayılmıyorsunuz. Size istediğiniz zaman itiraz etme hakkı tanınmış ve bankanın iddia ettiğinin aksine Yargıtay bu itirazı iyi niyet kurallarına aykırı bulmamış.

Peki, bu bedelin hukuksuzluğu bu kadar ortadayken bankaları hâlâ bir hukuki kılıf uydurma çabalarına sevk eden şey ne? Bu sorunun cevabı maalesef yine Yargıtay kararlarında gizli. Çünkü Yargıtay'ın bazı kararlarında öyle ifadeler var ki bu önceki kararlar Yargıtay'dan çıkmamış sanırsınız. Yargıtay üyeleri öyle bazı kararlar almışlar ki bankalar bunları müşterilerini süründürmek için kullanmaya kalkmışlar. Müşterilere ulaşan cevaplarda da mahkemeye sunulan dava dilekçelerinde de bankaların tarafını tutan bu Yargıtay kararları kullanılır olmuş. Örneğin birçok dava dilekçesine alınmış ve sanki bankaları haklıymış gibi gösteren kararlardan biri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'ne ait 22/03/2011 tarihli ve E.2010/14259, K.2011/4306 sayılı kararda şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Bankalar bunun aksine kâr amacıyla kurulan müesseselerdir. Bu yüzden gördükleri hizmetin karşılığını da isteyebilirler. Ayrıca çok sayıda banka bulunduğuna göre de davacı kendi yükümlülüklerini yerine getirmek kaydıyla dilediği bankadan kredi kartı kullanma imkanına da sahiptir. Bu durunda davacı ile davalı banka arasındaki sözleşmenin iltihakı bir sözleşme olmadığının kabulü gerekir. Bankalar gördükleri hizmetin uygun bir karşılığını istemek hakkına sahiptir. Kredi kartı hizmetinin banka için riski bulunduğu gibi bir maliyeti de bulunmaktadır. Bankanın bu maliyeti kredi kartı kullanıcılarına yansıtması doğaldır. Bankaların 5464 sayılı yasanın 25. maddesi gereğince belirledikleri bu ücreti kart kullanıcılarından istediklerinde bunu ödemeye yanaşmayan kişilerle sözleşme yapmaya zorlanamayacakları gibi, mevcut sözleşmelerinde bundan sonra sürdürmeye zorlanamazlar. Taraflar arasında mevcut sözleşme hükümlerine göre davalı bankanın davacıdan üyelik ücreti isteminin kabul edilmemesi nedeniyle sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aralarındaki sözleşmeyi feshetmesi ve kredi kartını kullanıma kapatmasına engel bir hüküm de bulunmamaktadır."
Yukarıdaki kararda vurgulanan "hizmetin uygun bir karşılığı" kavramı çok tartışmalıdır. Çünkü nasıl ve neye göre tespit edildiği belli olmayan bu bedelin hangi hizmet karşılığında istendiği de meçhuldür. Bilindiği üzere hizmetin asıl karşılığı, son yıllarda fahiş miktarlara çıkan kredi kartı üyelik bedeli değil, borcun faizidir. Ayrıca Yargıtay'ın en temel içtihatlarına göre ancak zorunlu, makul ve belgeli masrafların karşılığı tüketiciden istenebilecektir. Bu konuda ispat yükü bankaya aittir. Öte yandan bu bedele itiraz edildiğinde bazı bankaların, müşteri kaybetmemek için bedeli tahsil etmemesi ise uygulamanın keyfiliğini ortaya koymaktadır. Hatta savunmalarında son derece hayatî bir masrafın tahsili şeklinde aksettirmelerine rağmen, çoğu bankanın son zamanlarda müşterilerine sundukları bazı kredi kartlarından yıllık aidat almadıklarını söyleyerek reklam yaptıkları bilinmektedir. Mademki bu bedel zorunlu bir hizmetin karşılığında alınmakta ise uygulamada bu kadar farklılıkla karşılaşılması izah edilmeye fazlasıyla muhtaçtır. Aynı bankaca çıkarılan iki kredi kartından birinden bedel alınıp diğeri için bu bedelden feragat edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden eşitlik prensibine de ters düşmektedir. Buna rağmen yukarıdaki kararın bir benzeri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2011 tarihli ve E.2010/13722, K.2011/5258 sayılı kararında da şu ifadelere yer verilmiştir:
"Davacının kullandığı kredi kartının, üyelik aidatı olarak ödenen paranın iadesine ilişkin davacı şikayeti üzerine verilen hakem kararı nedeni ile banka tarafından iptal edildiği taraflar arasında ihtilafsızdır. Öte yandan sözleşmede üyelik ücreti alınacağının kararlaştırıldığı da sabittir. Davacı, davalıya ait kredi kartını kullanması nedeniyle, davalı banka tarafından bildirilen ücreti, sözleşmede hüküm olsun ya da olmasın ödemekle yükümlüdür. Bir başka deyişle, davalı banka üyelik ücreti ödenmeden kart verme yükümlülüğünde olmayıp, sözleşmedeki buna dair kararlarında haksız şart niteliğinde bulunmamaktadır."
Yukarıda alıntılanan son iki kararda görüldüğü gibi Yargıtay'ın aynı dairesi, önceki kararlarının tam aksine yorumlanabilecek ifadeler kullanmıştır. Bu kararların tarihlerini mahkemeye sunan banka avukatları, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usûl ve hukuka uygun olduğu" şeklinde savunma yapmaktadırlar.

Ancak bankaların bu kararlarla gerekçelendirdiği dava dilekçesine itiraz ederken tüketicilerin dikkat etmesi gereken en önemli nokta, sunulan emsal kararın somut olayla uyuşup uyuşmadığıdır. Örneğin yukarıdaki ifadelerin geçtiği iki kararın konusu da kart aidatına itiraz ya da hakem heyeti kararına itiraz davası değildir. Söz konusu davalar kart aidatını geri almayı başaran müşterisinin kredi kartını iptal eden bankalara karşı tüketicilerce açılan manevi tazminat davalarıdır. Bankaca alıntı yapılan bütün kararlarda "bankanın bundan sonra mevcut sözleşmeleri sürdürmeye zorlanamayacağına ve sözleşmeyi fesheden bankaya karşı tüketicilerin manevi tazminat davası açamayacağına" ilişkin hükümler bulunmaktadır. Yani söz konusu Yargıtay kararları geçmişe dönük haksız kesintilere meşruiyet kazandırmamaktadır. Aksine bu konuda, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 18/07/2011 tarihinde verilen E.2011/4736, K.2011/11579 sayılı karara göre söz konusu yıllık kart aidatının B.K. m.125 (T.B.K. m.146) ve HGK 2010/1-93-88 sayılı kararı uyarınca on yıl geriye dönük olarak tüketiciler tarafından alınabileceğine ilişkin hükmü de kesinleşmiş bulunmaktadır. Ancak bunlar gibi çoğu Yargıtay Kararı da bankalar tarafından bilinçli şekilde yanlış yorumlanarak mahkemelerde tüketicilere karşı bir üstünlük elde edilmek istenmektedir.

Son olarak her iki tarafça verilen emsal karar tarihleri dikkatlice incelendiğinde, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usul ve hukuka uygun olduğu" şeklindeki savunmanın geçersiz hale geldiği anlaşılmaktadır.

Zaten bütün bu hukuksuz uygulamalara bir son verebilmek adına kanun koyucu otorite tarafından da 6502 sayılı Kanunla birlikte bankalara yıllık aidat vb. adlarla herhangi bir ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı sunma zorunluluğu getirilmiştir. Aslında yeni kanunun hiçbir karttan ücret alınmayacağına hükmetmesi beklenirken getirilen bu hükmü pek beklentiyi karşılamasa da tüketiciler lehine bir adım sayılabilir.

Bu yazımızda konuyla ilgili bazı Yargıtay kararlarını incelemiş olduk. Maalesef Yargıtay'ın kısa aralıklarla imza attığı bu çelişkili kararlar, tüketicilerden bankalara; hakem heyetlerinden tüketici mahkemelerine kadar pek çok kişi ve kurumun kafasını karıştırıyor. Bir sonraki yazımız hem bu meseleyle ilgili yorumlarımı içeren hem de konunun bütünüyle ilgili bir iki kelime edeceğim bir son söz niteliğinde olacak. Bitiriş yazımızı okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

15 Haz 2015

Bölüm 5: Kredi Kartı Üyelik Bedelinin Hukukî Mesnetsizliği


Geçmiş yazımızda tüketici mahkemesindeki itiraz süreci hakkında bilgiler vermiştik. Dava için gerekli bilgilere o yazıdan ulaşabilirsiniz.

Bu yazıdan itibaren ise kredi kartı üyelik bedelinin hukukî mesnetsizliğine ilişkin tespit edebildiğim kanıtları sizlerle paylaşacağım. Öncelikle bu yazıda bankaların iddialarını mevzuat bakımından çürüteceğiz. Siz de banka tarafından itirazınıza yanıt olarak sunulan savları bertaraf etmek için kendi durumunuza uyan cevapları dava/cevap dilekçenizde belirtebilirsiniz. (Yazıda bahsi geçen mevzuat metinlerine kolayca ulaşmak için buraya tıklayarak sitemizin mevzuat dizinine göz atabilirsiniz.)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 172. maddesinde, “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder.” denilmektedir. Ayrıca 36. maddesinde de “meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle” herkesin hak arama hürriyetine sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Bununla beraber bankanın heyet kararının iptaline yönelik talebi, yasal bir hak arama mercii olan hakem heyetlerini işlevsizleştirecek ve tüketicileri haklarını aramaktan alıkoyacaktır. Bu, Anayasanın 36. maddesindeki hak arama hürriyetine aykırılık teşkil etmektedir. Aynı zamanda mahkemelerin iş yükünü azaltmak için kurulan hakem heyetlerinin verdikleri kararlara karşı açılan davalar, hedeflenenin tam tersine mahkemelerin iş yükünü artırmış olacaktır. Bu durum, tüketicileri korumak üzere çıkarılan kanunun ve Anayasanın amacına ters düşmektedir.

Önceki yazılarda da bahsettiğim gibi kanun koyucu, tüketicileri korunması gereken bir konumda görmüştür. Bu nedenle de Anayasanın yukarıda anılan hükümlerine dayanılarak Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hazırlanmıştır.

Şu an yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesindeki, "işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanun hükümleri uygulanır." düzenlemesi gereğince uyuşmazlığın tarihi önem kazanmaktadır. Yani siz bankayla sözleşmeyi önceki kanun yürürlükte iken imzalamışsanız artık sizin uyuşmazlığınıza kural olarak 4077 sayılı (eski) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uygulanacaktır.

Bu kanun pek çok değişikliğe uğramıştır. Ancak kredi kartı kullanıcılarını en çok ilgilendiren değişiklik 4822 sayılı kanunun 7. maddesi ile yapılan değişikliktir. Bu değişikliğe göre 4077 sayılı kanunun 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır." Aynı maddenin 3. fıkrasında da “Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.” denilmektedir. Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar, 6502 sayılı (yeni) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesinde de benzer şekilde yeniden kaleme alınmıştır. 

(?) İDDİA: "4077 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince bir maddenin haksız şart sayılması için üç unsurun da bir arada bulunması gerekmektedir. Bu kapsamda tüketiciyle müzakere edilmemiş olsa dahi, tüketici aleyhine dengesizlik yaratmayan, iyi niyet kurallarına aykırı bulunmayan sözleşme şartlarının haksız şart olarak nitelendirilmesi mümkün değildir."
(!) CEVAP: Gerçekten de kanunun ifadesinden bir maddenin haksız şart sayılması için üç unsurun bir arada bulunması gerektiği anlaşılmaktadır. Ayrıca aynı maddenin devamında “Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir.” hükmü vardır. Zaten banka üstteki savunmasında “Sözleşme maddesinin müzakere edilmemiş olması, sözleşme hükmünün haksız şart sayılması için tek başına yeterli değildir.” diyerek şartın müzakere edilmediğini kendisi itiraf etmiştir! Bu bakımdan bankayla tüketicilerin bu bedeli aralarında konuşarak kararlaştırmadıkları bellidir. O halde iki taraflı bir sözleşmede yalnızca tek tarafa menfaat sağlayan böyle bir hükmün bulunması, tam da kanunda geçen “iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde” ifadesinin somutlaşmış halidir. Bankanın savunmasının diğer bir dayanak noktası olan bu ücretin tüketici aleyhine önemli bir dengesizliğe neden olmadığı iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Kaldı ki tüketici aleyhine bir dengesizlik yaratıp yaratmadığına karar verecek merci de davacı banka değildir. Bu çerçevede bankanın dayattığı üyelik sözleşmesi incelendiğinde bunun önceden hazırlanmış, standart bir sözleşme olduğu, tek taraflı olarak bankayı koruduğu ve tüketici aleyhine düzenlenmiş haksız şartlar içerdiği görülecektir. Kısacası kredi kartı üyelik bedeli uygulaması, kanundaki bütün unsurlarıyla dört başı mamur bir haksız şart örneğidir!

(?) İDDİA: "Avrupa Birliği'nin 93/13/EEC sayı ve 5 Nisan 1993 tarihli direktifi de 4077 sayılı Yasanın haksız şarta ilişkin hükümleriyle aynı doğrultudadır ve bir maddeyi haksız şart saymak için üç unsurun bir arada bulunmasını zorunlu kılmaktadır."
(!) CEVAP: Yukarıdaki iddiaya verdiğimiz cevap bu iddianın da yanıtıdır. Burada banka, kendi savlarına Avrupa Birliği mevzuatını dayanak göstermeye çalışmaktadır. Avrupa Birliği’nin tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar hakkındaki 5 Nisan 1993 tarihli ve 93/13/EEC(=AET) sayılı konsey direktifi de anılan kanun maddesiyle aynı doğrultuda hükümler içerdiğinden, tüketiciden yıllık üyelik bedeli adı altında ücret alınmasına imkân tanımamaktadır. Biz yukarıda bankanın iddialarına sağlam bir yanıt verdiğimiz için AB direktifi de doğrudan tüketici lehine bir delile dönüşmüştür. 4077 sayılı Kanunda değişiklik yapan 4822 sayılı kanunun 7. maddesinin gerekçesinden, yapılan bu yeni düzenleme sayesinde tüketici aleyhine oluşan dengesizliği gidermenin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, "(bu) madde ile tüketiciler, satıcılar tarafından matbu olarak hazırlanan sözleşmelere karşı koruma altına alınmaktadır." Bu kapsamda da "haksız şart" olarak değerlendirilmesi gereken yıllık üyelik bedeli, 4077 sayılı kanunun 4822 sayılı kanunla değişik 6. maddesinin 2. fıkrasına göre tüketici için bağlayıcı değildir. Bu hüküm, 6502 sayılı (yeni) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesinin 2. fıkrasında da aynen korunmuştur.

(?) İDDİA: "5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu tüketicilerden yıllık üyelik bedeli alınmasına olanak sağlamaktadır."
(!) CEVAP: Bu iddia tamamen asılsızdır. Aksine, adı geçen kanunun 24. maddesinin 4. fıkrası, "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." hükmüne âmirdir. Aynı maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere, "Kart hamillerinin mesnetsiz uygulamalarla karşılaşmamaları amacıyla sözleşmede var olmadığı VEYA yasal bir uygulamaya dayanmadığı sürece, yaptıkları işlemlerden dolayı kendilerinden faiz, komisyon veya masraf gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilemeyeceği ve kart hamilinin hesabından kesinti yapılamayacağı yönünde düzenleme yapılmıştır." Buradaki 'VEYA' ifadesinden anlıyoruz ki sözleşmede bulunsa dahi yasal bir uygulamaya dayanmadığı sürece tüketiciler asla böyle bir ödemeye zorlanamazlar. Özünde bu madde, yukarıda bahsedildiği üzere Tüketici Kanunundaki haksız şartlara ilişkin hükmün tekrarından başka bir şey değildir. Nitekim orada da kanun, sözleşmelere tek taraflı haksız şart konulamayacağını, konulsa dahi bunların tüketicileri bağlamayacağını söylüyordu.

(?) İDDİA: "5464 sayılı Kanun uyarınca kredi kartı üyelik bedeli tüketiciye bildirilmiş ve davalı bu bedeli herhangi bir itirazda bulunmayarak kabul etmiştir. Aynı kanunun 11. maddesi ile itiraz için 10 günlük süre tanınmış, devamında itiraz edilmeyen hesap özetinin kesinleşeceği düzenlenmiştir."
(!) CEVAP: Bankanın mahkemeyi yanıltmaya yönelik çarpıtmalarla dolu ifadelerinin doruk noktası işte bu iddiadır. Öncelikle burada tüketiciler itiraz etmemekle suçlanmaktadır. Mahkemeye delil olarak sunacağınız posta alındısı bu ithamı boşa çıkaracaktır. Aslında bankalar çoğu zaman, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76/1 hükmünü ihlal etmektedir. Ayrıca 5464 sayılı Kanun’un 11. maddesi "Kart çıkaran kuruluşlar, kart ve ek kart hamillerinin kart kullanımıyla ilgili olarak yapacakları şikâyet ve itiraz başvurularını, başvuru tarihinden itibaren yirmi gün içinde hamilin başvuru yöntemi kullanılarak ve gerekçeli bir şekilde cevaplandırmak zorundadır." demesine rağmen çoğunlukla bu yükümlülüklerini de yerine getirmemektedir. Hakem heyetlerinin istediği savunmayı bile göndermeyerek uzlaşmaz tutumlarında ısrar etmektedirler. Hâl böyleyken bankaların iyi niyetli davrandığı söylemek olanaksızdır. Bunun yanında anılan kanunun 11. maddesinin 2. fıkrasında açıkça "Hesap özetinin kesinleşmesi genel hükümlere göre dava hakkını ortadan kaldırmaz." denilerek kesinleşen hesap özetlerine karşı itiraz hakkının kalkmayacağı vurgulanmaktadır. Bu bağlamda aynı yasanın 44. maddesinde yapılan atfa binaen, uyuşmazlıkların Tüketici Hakem Heyeti’nde ve/veya Tüketici Mahkemesi’nde çözümleneceği hüküm altına alınmıştır. Kaldı ki maddenin yazılışı “-itiraz edilebilir” biçiminde olduğundan, bu 10 günlük sürenin hak düşürücü süre olmadığı izahtan varestedir. Görüldüğü üzere kesinleşen hesap özetine zamanında itiraz etmediğiniz için daha sonra itiraz edemeyeceğinizi ima eden bankanın iddiaları yasal dayanaktan yoksundur.

(?) İDDİA: "Sözleşmede kart ücreti alınacağı açıkça belirtilmiş; sonrasında ekstreye ücret yansıtıldıktan sonra ödenmiş; sözleşme feshedilmeyerek kartın kullanımına devam edilmiş olmasına rağmen tüketicinin kredi kartı ücretinin iptali talebinde bulunması Medeni Kanun m.2'de düzenlenen "objektif iyi niyet" kaidelerine aykırıdır."
(!) CEVAP: Bankanın 5464 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmeliğin 18. maddesini dayanak göstererek, “kartı iptal etme ve sözleşmeyi feshetme haklarına sahip olan ve bu hakları kullanmayan kart hamilinin iyi niyetli olmadığını” iddia eden yaklaşımı da her somut olayda uygulanabilir değildir. Çünkü bilindiği üzere, kredi kartına ait borçlar mevcut iken, kredi kartının iptal edilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, uzun yıllardır borcunu aksatmadan ödeyen kart sahipleri bile borcun tamamını kapatacak ekonomik duruma sahip olmadığı için kartını iptal ettirememektedir. Bu durum ortadayken sırf sözleşmeyi feshetmedi diye tüketicinin bu bedele rıza gösterdiğini düşünmek mantığa aykırıdır. Bu doğrultuda tüketici lehine ifadeler içeren ve bankanın MK m.2'ye yönelik iddialarını boşa çıkaran bir Yargıtay kararını da sonraki yazımızda paylaşacağız.

(?) İDDİA: "Yıllık kart ücreti talepleri, 13.06.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin EK b/2 maddesi gereğince haksız şart olarak nitelendirilemez."
(!) CEVAP: Bankanın, 13/06/2003 tarihinde 25137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğe istinaden yaptığı savunmalara yanıt vermek gereksizdir. Çünkü bu Yönetmelik, 17/06/2014 tarihinde 29033 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yeni Yönetmeliğin 7. maddesine göre, “Tüketiciyle kurulan sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Ancak sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur.” Görüldüğü üzere bir sözleşmede haksız şartların bulunması sözleşmenin tamamını ortadan kaldırmaz veya geçerliliğini etkilemez. Yok sayılan bu hükümler olmadan da sözleşme ayakta tutulabiliyorsa sözleşmenin geri kalanı varlığını devam ettirir. Dolayısıyla banka, hiçbir tüketiciyi haksız ve hukuksuz olduğu sarih olan bu bedeli reddettiği için sözleşmeyi feshetmeye zorlayamaz. Bu bakımdan bankanın “yıllık üyelik bedelini reddedebilmek için öncelikle sözleşmenin feshedilmesi gerektiği” şeklinde yukarıdaki eleştirisinin de temelsiz olduğu görülmektedir. Aynı şekilde bu maddenin ilk cümlesindeki açık hüküm gereği banka, kesin olarak hükümsüz olduğu ifade edilen haksız şartlara dayanarak hiçbir kart sahibini ifaya zorlayamayacaktır. Daha açık bir deyişle, banka ile müşterisi arasında düzenlenen sözleşmede kart ücreti alınacağı belirtilmiş olsa bile, yukarıda sayılan tüm sebepler gereğince haksız şart sayılan bu tahsilat hukuken mümkün olmayacaktır.

(?) İDDİA: "T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın 2007/2 sayılı genelgesi ile bankaların kredi kartlarından ücret almaları şeklindeki uygulamanın yasal mevzuata uygun olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır."
(!) CEVAP: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 12/02/2007 tarihli 2007/2 sayılı genelgesi ile kendini savunan bankanın, aynı bakanlığa ait ve daha yeni tarihli 2007/3, 2007/9 ve 2008/5 sayılı genelgeleri görmezden gelmesi hiç ahlaki değildir. Çünkü Bakanlık, bazı tüketici dernekleri temsilcileri ile yapılan görüşmelerden sonra kademeli olarak görüş değiştirmiştir. Nitekim 01/08/2008 tarihli 2008/5 sayılı genelgesinde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E.2008/4345, K.2008/6088 sayılı Kararı örnek verilerek kart ücretinin iadesini isteyen tüketicinin talebinin yerinde olduğu bildirilmektedir. Bu Yargıtay kararına bir sonraki yazımızda değinilecektir. Bakanlık genelgede, "içtihat birliğini sağlama amacına yönelik bu kararın tüketici sorunları hakem heyetleri tarafından dikkate alınmasının uygun olacağı"nı düşündüğünü de ifade etmektedir. Ancak hepsinden öte, bakanlığın dahi bağımsız karar organlarına genelge göndererek tavsiye ve telkinde bulunmaya yetkisi yoktur. Bu nedenle kart ücretini açıkça meşru addetmiş olsaydı bile genelgenin yasal dayanak olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktı.

(?) İDDİA: "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun görüşleri ile Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi de kart ücretine yasal çerçeve kazandırmaktadır."
(!) CEVAP: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 42-10-B/980 sayılı yazısında, 5464 sayılı Kanunun 24. maddesinin 4. fıkrasındaki "Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." şeklindeki açık hükme değinmiştir. Bu yazı, BDDK tarafından da bankalara böyle bir serbesti tanınmadığı anlamına gelir. Yasal dayanak olarak sunulan bir diğer kanun olan Türk Ticaret Kanunu’nun 22. maddesinin ise, doğrudan doğruya "tacir sıfatını haiz borçlu"ya hitap ettiğini ve dolayısıyla tüccar olmayan tüketicilerle uzaktan yakından alakası bulunmadığını hatırlatarak üzerinde daha fazla durmuyoruz.

Buraya kadar bankanın iddialarına şu an itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat bakımından yanıt vermiş olduk. Bankalar mevzuatın katı duruşu karşısında bu bedelin meşruluğunu savunmak için genellikle Yargıtay'ın emsal kararlarını kullanırlar. Emsal kararların niteliği hakkında bilgi verdiğimiz ve tüketici lehine verilen bazı emsal kararları incelediğimiz yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

18 May 2015

Bölüm 4: Tüketici Mahkemesinde İtiraz


Önceki yazımızda tüketici hakem heyetinin kararı detaylıca açıklanmıştı.

Bu karardan sonra başvurusu olumsuz sonuçlanan tüketiciler isterlerse basit bir dava dilekçesiyle mahkemede bu karara itiraz edebilirler. ("Heyetin kararına nasıl itiraz edilir?" başlıklı yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.) Neticede hakem heyetinin kararı her şeyin sonu değil. Heyete başvuru yalnızca yasal bir zorunluluktur, asıl mercî ise tüketici mahkemeleridir. Bu yazıların devamında doğrudan doğruya bu konudan bahsedilmeyecek olsa da bu bedelin hukukî mesnetsizliğine ilişkin buradaki teorik bilgilerden ve açıklamalardan yararlanarak dava dilekçenizi oluşturabilirsiniz. Bu şekilde yapılan itiraz sonucunda verilmiş bir gerekçeli kararı örnek olması için burada paylaşıyoruz. Dava dilekçenize emsal karar olarak ekleyebilirsiniz. Ancak itiraz ederken sizin hakkınızda verilecek mahkeme kararının kesin yani temyiz yolu kapalı olduğunu lütfen unutmayınız.

Başvurunuz olumlu sonuçlandığında ise iki ihtimalden bahsetmiştik. İyi ihtimal: banka itiraz etmeden karara uyarsa paranıza hemen kavuşacaksınız ve bu yazı dizisini okumaya devam etmenize de gerek kalmayacak! Ancak kötü ihtimal olursa yani elinize bankanın karara itiraz ettiğini söyleyen bir kağıt ulaşırsa kendinizi bir anda davalı konumunda bulabilirsiniz. İşte bu yazıda mahkeme aşamasına dair bilgilere ulaşacaksınız.

Ama önce şu soruyu soralım:
Bankalar müşterilerini neden mahkemeye veriyor?
Cevaplayalım:
Çünkü onlar her halükarda kârlı çıkıyorlar da ondan.
Şöyle açıklayalım:
Hakem heyetine bu konuyla ilgili hiç şikayette bulunmayan bir müşteri üzerinden bankalar doğrudan doğruya haksız kazanç elde ediyorlar. Ancak heyete başvuran ve başvurusu olumlu sonuçlanan bir müşteri, hakkını aramakla bankaları bir külfete sokmuş oluyor. Bankalara tanınan itiraz yolu ise somut olayı bir üst merciye taşımak suretiyle onlara yeni bir kurtuluş şansı tanımış oluyor. Eğer davayı kazanırlarsa heyetin kararına göre ödemekle yükümlü oldukları borçtan kurtulmuş olacaklar; davayı kaybederlerse de zaten ödemek zorunda oldukları bir parayı ödeyecekler! Yani dava açıp kaybettiler diye ek bir ödeme yapmayacaklar, heyet kararını aynen uygulayacaklar. Anlayacağınız bu, bankalar için tam bir "taş atıp kolu yorulmama" durumu! Aynı zamanda dava açmak onlara ek zaman da kazandırmakta. Türkiye'de yargının ağır işlemesi, davaların geç sonuçlanması göz önüne alındığında bu ek zamanın hiç de küçümsenmeyecek bir süre olduğunu da belirtelim. Kısacası; siz hakkınız olan parayı hem daha geç alacaksınız, hem de bankayla davalık olmanın stresini yaşayacaksınız ancak banka itirazı sonucunda sadece "zaten uygulaması gereken" heyet kararını uygulamaya mahkum edilecek. O da mahkeme bankayı haklı bulup heyetin kararını iptal etmezse! Artık bu sistem, bankaların tek taraflı olarak borç kaydedip bunu müşterilerinden tahsil edip ses çıkarmayanların paralarına konarak, ses çıkaran milyonlarca insanın paralarını da aylarca karşılıksız şekilde değerlendirdikten sonra istemeye istemeye iade etmek zorunda kalmasına döndü. Bunun adaletle, akılla, mantıkla bağdaşır yanı yok!

Lafı daha fazla uzatmadan davanın gidişatına geçersek;
Tensip tutanağının tarafınıza tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde sizden bir cevap dilekçesi yazmanız istenir. Olaya dair açıklamalarınızın olduğu, daha çok bu bedelin hukukî dayanaksızlığına ilişkin görüşlerinizi dile getirdiğiniz ve varsa delillerinizi de eklediğiniz bir dilekçe, cevap dilekçesi yerine geçecektir. Aslında bu dilekçeyi vermek zorunlu değil! Ancak daha sonra pişmanlık yaşamamak için size tanınan kendinizi ifade etme hakkını kullanmanız önemli. Bir sonraki yazımızda sizin de apaçık göreceğiniz gibi bankaların iddiaları çarpıtmalarla ve yanlışlarla dolu. Bu yanlışları ve çarpıtmaları tespit edip mahkemeye sunmazsanız haklıyken haksız duruma düşebilirsiniz. Ayrıca davanızı görecek hakim açısından da dilekçeniz önemli olabilir. Çünkü hakim, sizin konuyu umursamadığınızı düşünürse bu davayı aleyhinize sonuçlandırabilir. Bu aşamada size verilen iki haftalık süre, kesin süredir. Yani verilen süre içinde gerekeni yapmazsanız daha sonra delil ve cevap sunma hakkınız olmayacak!

Tutanağın elinize geçmesiyle birlikte e-devlet adlı resmî siteden adınıza açılmış bu davayı kontrol edebilirsiniz. Siteye şifre kullanarak girmeniz halinde yalnızca davanın taraflarını ve varsa duruşma tarihlerini takip edebiliyorsunuz. Ancak mobil imza veya e-imza gibi gelişmiş güvenlik seçenekleriyle girdiğiniz takdirde dava dosyasının tamamına ulaşabilmektesiniz. Her ne kadar bu dava için gerek olmasa da başka önemli davalarınızda dosyanın içeriğini görmek isterseniz bu seçenekleri kullanabilirsiniz.

Mahkemeden gelen tensip tutanağının ekinde bankanın dava dilekçesi de bulunacaktır. Bu tür dava dilekçelerinin bir örneğine şuradan ulaşabilirsiniz. Muhtemelen size gelen dilekçede de benzer ifadeler olacaktır. Banka avukatları ne kadar savunursa savunsun bu bedelin hukuken dayanaksız olduğunu yazıların devamında açıklayacağız. Bu açıklamalarımızda mümkün olduğu kadar teorik, sistematik bilgiler vermeye çalışacağız.

➤ Okuyucular açıklamaları okuyup BURADAN indireceği boş dava cevap dilekçesini kendine uygun bilgiler ve açıklamalarla doldurmalıdır. Örnek dilekçede size yazılmış "NOT"lar ve sizin doldurmanız için bırakılmış boşluklar mevcut. Dilekçeyi baştan sona okuyun ve daha sonra bu not ve açıklamaları silin. Dilekçenizi sadece kendi somut olayınıza uygun şekilde doldurunuz. Sizinle ilgili olmayan ifade ve açıklamaları dilekçeden çıkartın. Unutmayınız ki okumadan mahkemeye sunduğunuz her ifade, daha sonra sizi zor durumda bırakabilir. Bu yazı dizisinde sizin olayınıza uygun açıklamalar mutlaka bulacaksınız. Dilekçenizi işte bu uygun açıklamalarla doldurmalısınız. Dilekçenizde tensip tutanağından ulaşabileceğiniz şu iki bilgiyi belirtmeyi özellikle unutmayınız:
- Dilekçenin en üstüne mahkemenin tam adını yazınız.
- Dosyanın esas numarasını ilgili bölüme yazınız. Bu numara davanın açıldığı yıl ile başlayan ve sizin davanıza özel olarak verilen bir numaradır.

Dilekçedeki olaylar ve açıklamalar kısımlarına kendi olayınıza uygun başka yazılar da ekleyebilirsiniz. Örneğin benim tanık olduğum bir olayda banka, on yıllık aidatların iadesini içeren karara itiraz ederken; sadece bir yıllık aidatın iadesini içeren bir başka kararı ise derhal yerine getirdi. Tarafları ve konusu aynı olan, aynı hükme bağlanan kararların birinde haksız olduğunu kabul edip diğerinde ise etmeyerek direnen bankanın tutarlı bir davranış sergilediğini söylemek mümkün değildir. Bu nedenle dava devam ederken ikinci karar gereğince bankanın yaptığı ödemeyi gösteren ibranamenin bir fotokopisi mahkemeye delil olarak sunuldu. Bu delil, aynı bankanın aynı konuyla ilgili tüketici lehine verilen bir diğer kararı hiç itiraz etmeden yerine getirdiğini mahkemeye göstermiştir.

Deliller kısmına yazdığınız her şeyi dilekçe ekinde sunmayabilirsiniz. Zira mahkeme de hakem heyetinden ilgili dosyanın bir bütün halinde celbini isteyecektir. Yahut da o delil sizden önce davacı tarafından zaten mahkemeye sunulmuş olabilir. Mesela, söz konusu hakem heyeti kararı bankanın itiraz dilekçesi ile birlikte zaten mahkeme dosyasına girmiş olacaktır. Aynı belgeyi dosyaya tekrar koymak gereksizdir. Ancak bu kararın sizin delilleriniz arasında da ismen sayılması önemlidir.

Bankaya başvuru yaptığınıza dair elinizde bulunan bir belgeyi ekleyebilirsiniz. Çünkü banka sizi bu bedele daha önce hiç itiraz etmemekle suçlayacaktır. Sunacağınız posta alındısı, faks gönderildi raporu gibi evraklar bu ithama bir cevap niteliğindedir.

Dilekçeye bazı emsal kararları ekleyebilirsiniz. Fakat dilekçenize örnek vermek amacıyla yazdığınız her kararın bir örneğini eklemek son derece lüzumsuzdur. Yukarıda da paylaştığım örnek bir mahkeme kararına şuradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca on yıllık bedel iadesi almak istiyorsanız buradaki  Yargıtay kararını da eklemeniz yerinde olacaktır.

Tüm bu işlemleri tamamladıktan sonra davaya cevap dilekçesi ve eklerini, davalı olduğunuz mahkemenin kalemine ya da adliyede bu iş için görevlendirilmiş büroya elden teslim etmelisiniz. Bunu da yaptıktan sonra beklemekten başka yapacak bir işiniz kalmıyor. Davanız duruşma yapılmaksızın evrak üzerinden incelenecekse karar, evinize tebligat olarak gönderilecektir. Mahkemenin gerekçeli kararının hüküm (son) kısmında, "davacı banka tarafından açılan davanın (yapılan itirazın) reddine"  veya "tüketici hakem heyeti kararının onanmasına" şeklinde ifadelerin olması artık bu davanın kesin (yani yargı yolu kapalı) olarak sizin lehinize sonuçlandığını anlatmaktadır. Dava lehinize sonuçlandıysa hemen banka şubesine gidip paranızı talep edebilirsiniz. Paranın iade süreciyle ve bu süreçte imzalayacağınız ibranameyle veya ilamlı icrayla ilgili olarak bir önceki yazıda yaptığım açıklamalar işinize yarayabilir.

Bundan sonraki yazılar, kredi kartı üyelik bedelinin hukuken hiçbir dayanağı olmadığını açık kanıtlarla ifade edecektir. Bankaların iddiaları tek tek yanıtlanacaktır. Bir sonraki yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.