son söz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
son söz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ara 2016

"Herkes Bunu Kullanmalı!"

Resmî adı Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası olan ancak halk arasında Yerli Malı Haftası olarak bilinen hafta bugün itibariyle başlamıştır. Tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve yerli malı kullanmanın öneminin vurgulandığı bu haftada, 'bilinçli tüketici olma' konusunun da üzerinde durulmaktadır.

Bu kapsamda, tüketiciler, bir ürünü sırf yabancı üretim diye veya ünlü bir markanın amblemini taşıyor diye almak yerine daha ucuz yerli alternatiflerini de göz önünde bulundurmalılar. Ancak bunu yaparken asla "Yerli Malı"nı bir saplantı boyutuna vardırıp da bazı sömürgen yerli üreticilerin ekmeğine yağ sürmemeliler. Bu bakımdan, bilinçli tüketici olma düsturunu da içeren Yerli Malı Haftası, asla ve asla tüketicinin kendi zararına dahi olsa Yerli Malı alması şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu hafta, tüketicilerde hem kendi ceplerini hem de ülke menfaatlerini düşünerek alışveriş yapmaları konusunda bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.

Yerli Malı, Yurdun Malı
Bu kısa açıklamadan sonra Gülse Birsel'in sitemizde daha önce de alıntı yaptığımız "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabının 85 ilâ 88. sayfalarındaki bir başka mizahi yazıyı sizlerle paylaşacağız. İyi okumalar...

     Biz küçükken aralık ayında altını çize çize yerli malı haftası kutlanırdı.
     Şimdi çocuklar okula aynı coşkuyla elma portakal götürüyorlar mı bilmiyorum ama, ben kendi yerli malı haftamı, evimde yaptırmakta olduğum tadilatın son dönemine tekabül eden geçtiğimiz hafta gözyaşlarıyla kutladım!
     Ev  tadilatı bir zincirleme reaksiyon. Bunu bilimsel olarak da kanıtlayabilirim arzu edene.
     Dolayısıyla doğramaların yenilenmesi gerektiği gerçeği, beraberinde iki aylık kapsamlı bir inşaat, o da yanında eşya değişimi gereksinimleri getirdi kapıya. Önce bunların hiçbirini içeri almadım! Ancak insan evini kırıp dökerken öğüt veren çok oluyor. Mimardan, eşten dosttan, konu komşudan sürekli duyduğum cümle şuydu: "E bir kere yaptıracaksın, kendi evin, en iyisini yaptır!"
     Onlara, "Madem ısrarlısınız yaptırayım, faturayı da size yollarım," demek geçti içimden hep ama, çiğlik olmasın diye demedim! Bir bildikleri vardır diye düşünüp evdeki beyaz eşya, aydınlatma filan gibi bazı ihtiyaçları "en iyisinden" almaya karar verdim.
     Ne var ki, iç mimar jargonunda "en iyisi" demek, "ısmarladıktan üç ay sonra yanlış parçalarla ele ulaşan Avrupa çıkışlı kazık mallar" demek oluyor!
     O gün, Nişantaşı'nda şık bir ofise konuşlanmış aydınlatma dükkânı aracılığıyla İtalya'dan ısmarladığımız spotların gelemeyişinin ikinci haftasını kutluyorduk!
     Nişantaşı'ndaki dükkânda bir tek lamba bile olmamasından şüphelenmeliydim gerçi. Koskoca, yüksek tavanlı şık ofiste sadece kataloglar vardı.
     Katalogdan göz kararı seçtiğim spotların parasının peşin ödenmesi gerektiği, bir hafta sonra, istediğim boyun aslında İtalya'da bulunmadığı, iki hafta gecikeceği, üç hafta sonra, yanlış geldiği, dört hafta sonra geldiğinde ise parçalarının eksik olduğu ortaya çıkmış, bu travma üzerine, nur yüzlü, mübarek bir insan rüyama girip bana, "Şişhane'ye git, Şişhane'ye giiit!" demişti. Nur yüzlü insan ablamdı ve belki de rüyama girmemişti de biraz erken aramıştı, dolayısıyle uyku sersemi konuşmuştum. O kadar abartma olur, belgeselci değilim herhalde!
     Uzatmayalım, işte bu bağlamda Şişhane'yi keşfettim.
     Haldun Taner'in hikâyesindeki gibi "Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu" o gün, ama buna rağmen yeni keşfettiğim bu güzide mahallenin üzerimde bıraktığı "nurlu" etkinin azalması mümkün değildi.
     Sayısız ve birbirinden harika, yer yer parçaları Çin malı ama genelde yerli üretim klasik kristal avizelerden nefis modern tasarımlara her şeyin, hem de tak diye bulunduğu Şişhane tam anlamıyla kalbimi çaldı.
     İtalya'dan getirtmeye çalıştığım spotların aynısını, dörtte bir fiyatına ve "Abla iki saat sonra getirsek çok geç olur mu?" şartlarında bulduğum gibi, evin diğer tüm aydınlatma ihtiyaçlarını da birkaç saat içinde Türk kahvesi ikramları eşliğinde seçtim!
     Aynı gün evdeki ankastre ocağın değişmesi gerektiği ortaya çıktı.
     Yine "en iyisi", bu defa bir Alman markası, heyecanla arandı.
     Ocak, geçen yüzyılın en bilinen teknolojik prensibiyle, elektrik enerjisini ısı enerjisine dönüştürme kuralıyla çalışıyordu tabiatıyla, buna rağmen aşağı yukarı ikinci el bir araba fiyatındaydı. Ama ne gamdı. En iyisi olsundu!
     Ancak, konuştukça, bu harika ocağı elde etmem için firmanın bazı şartları olduğunu öğrendim.
     Bir kere para peşin ve kırmızı meşindi.
     Tek seçenek mevcuttu, başka model istersem üç ay beklemem gerekiyordu.
     Ha, bir de tabii gelen ocağı beğenmezsem ya da eve uymazsa, paketi açıldıysa asla geri almıyorlar ve değiştirmiyorlardı. "Paketini açmadan eve uymadığını nasıl anlayabiliriz ki?" gibi bir soru karşısında dudak büküyor, ısrarlı tehditkâr bakışlar atınca da, "Yani markanın kendi şeyi olduğu içiiin..." gibi ne beni ne de kendilerini tatmin eden yanıtlar veriyorlardı. Üstelik beni çok seviyorlar ve ailecek seyrediyorlardı!
     Televizyona çıkmayan sıradan vatandaştan nüfus cüzdanı, ikametgâh sureti, aile ağacı, kan sayımı, efor testi ve kolonoskopi istediklerini tahmin ediyorum!
     Tepem iyice atınca, gelişigüzel bir yerli beyaz eşya üreticisini aradım. Yedide bir, abartmıyorum, yedide bir fiyatına, tıpatıp aynı ocağı, ertesi gün getirebileceklerini söylediler ve paradan bahsedince, "Aşkolsun, getirince alırız, siz beğenin de..." şeklinde konuştular!
     Gerisini mutluluk gözyaşlarıma eşlik eden hıçkırıklar yüzünden duyamadım!
     Kapalı ekonomilerden yana değilim, yanlış anlamayın, prensip olarak enayiliğe karşıyım sadece!
     Yerli malı haftanızı hararetle kutlar, ciddi anlamda her konuda "ecnebi marka" hava cıvasını bırakıp, Türk ithalatçısını kızdırmak pahasına yerli malına dönmenizi tavsiye ederim.
     Hem memnun kalırsınız hem de banka hesabınız ve ülke ekonomisi açısından gayet faydalı olur!
     Arz ederim!

NOT: Referans gösterilen sayfa numarası, aşağıda künyesi verilen baskıya atıf yapmaktadır.
  • KİTABIN KÜNYESİ: Turkuvaz Kitap, Aralık 2009, 214 sf.

5 Eyl 2016

Konu: Etiket Okuma Alışkanlığı

Herkesin hemen hemen her gün yaptığı bir iş olan alışveriş, muhtemelen bu özelliğinden dolayı son zamanlarda pek ciddiye alınmaz oldu. Hatta yapacak çok fazla işi olan şehir insanları, artık alışverişe zaman ayırmak bile istemiyor. Her işini hallettiği gibi alışverişini de bilgisayar başında halletmek isteyenlerin imdadına da online alışveriş siteleri ve online süpermarketler yetişiyor. Bunları tercih etmeyip yine eski usûl marketlere gidenler ise zamandan kazanmak adına hiçbir şeye bakmadan alacağını alıp çıkıyor. Ancak yeme, içme gibi hayati ihtiyaçlarımızı almak için bile uyguladığımız bu baştan savmacı yöntem hem sağlığımıza hem de cebimize zarar veriyor.

Ürünleri Satın Alırken Üstünü Okuyor Musunuz?

Bilinçli tüketici olmanın ilk şartı, alışverişte bilinçli olmaktır. Çünkü daha alışverişini yaparken doğru ve bilinçli hareket eden tüketici, sonradan karşılaşabileceği sorunları minimuma indirmiş olur. Bu nedenle bakanlıkların denetimden geçer not alamamış firmaları açıkladığı listeler oturup beklenmemeli, Bilinçli Sağlık Platformu'nun bu konudaki bir yazısında da belirttiği üzere "en iyi denetleyicinin hiç şüphesiz tüketicinin kendisi" olduğu asla unutulmamalıdır.

Yapılan araştırmalar markaya duyulan güvenin etiket okuma alışkanlığının önüne geçtiğini gösteriyor. Ancak çok tanınmış markalar bile kimi zaman kelime oyunları yapmaktan çekinmiyor.

Örneğin; bu alışkanlık sayesinde, üzerinde "Trans Yağ Yoktur / İçermez" yazan bazı cipslerin besin değerlerini inceleyerek trans yağ içerdiklerini görüp şaşırabilirsiniz. Yine başka bazı ürünlerin içindekiler kısmını okuduğunuzda ise "hidrojene nebati (bitkisel) yağ" ibaresini görüp bunun çok masum bir şey olduğunu düşünebilirsiniz, ancak araştırdığınızda bunun trans yağdan farklı olmadığını göreceksiniz. Firmalar etikete kamuoyunda son derece kötü şöhretli "trans yağ" ibaresini yazmak yerine bunu başka adlar altında gizlemeyi tercih etmekteler.

Başka bir örnek de piyasada bolca bulunan "Nar Ekşili Sos" aldatmacasıdır. Halk arasında "Nar Ekşisi" olarak adlandırılan, satın alınan, kullanılan bu ürünlerin pek çoğunun üzeri okunduğunda gerçek nar ekşisi değil, nar ekşili sos olduğu görülecektir. Tıpkı "Limon Sosu" denen üründe olduğu gibi. Bilindiği üzere şişelerde satılan bu ürün, halk arasında "Limon Suyu" olarak adlandırılsa da gerçek limon ile alakası olmayıp limon aromalı bir kimyasaldır.

"Diyet ürünü" olduğu iddia edilen pek çok kek, bisküvi ve krakere bakıldığında ise yapılan o kadar reklama rağmen sıradan kek, bisküvi ve krakerden farklı olmadığı görülür. Bu ürünler çok küçük gramajlarla, üzerinde küçük puntolarla "2 porsiyondur" yazan ibarelerle veya kalorileri küçük gramlar için hesaplanarak satışa sunulurlar.

Sadece bu sayılı örneklerden bile anlaşılabileceği üzere, etiket konusu, tüketiciler için aldatılmaya, manipüle edilmeye son derece müsait bir konu. Beslenme, hayatımızın kalitesini ve sağlığımızı doğrudan doğruya etkileyen bir durum olduğuna göre, "son kullanma tarihi", "üretim tarihi", "raf ömrü", "içindekiler" gibi kısımlar ile obezitenin önlenmesi adına önemli olan "besin değeri" bilgilerinin mutlaka okunması gerekir.

Bütün bunlara ek olarak marketlerdeki fiyat etiketlerini okumak ev ekonomisi açısından da son derece önemlidir. Burada yalnızca alınan ürünün fiyatına bakmayı kastetmiyorum! Fiyat etiketinde yazan "birim fiyat"a da dikkat edilmesi gerektiğinden bahsediyorum. Örneğin; aynı markanın aynı ürünü farklı ambalaj veya gramajlarla satışa sunulmuş ise bazen marketin yaptığı indirim nedeniyle; ucuz gibi duran ürün pahalı, pahalı gibi duran ürün ucuz olabilir. Bunu anlayabilmek için ikisinin de aynı gramaja sahip oldukları durum, örneğin 1 kilogram veya 1 litre, varsayılarak hesaplanan fiyata bakılmalıdır. İşte, fiyat etiketinde birim fiyat olarak anılan bu rakama dikkat edersek, ürünlerden hangisinin daha ucuza geldiğini öğrenmiş oluruz.

Görüldüğü gibi, etiket okumak, doğru beslenmeden tutun da tasarruf yapmaya kadar pek çok yönden faydalı bir alışkanlık. Lütfen biz de bilinçli bir tüketici olmak için bu alışkanlığı kazanalım, geleceğimiz olan çocuklarımıza da şimdiden kazandıralım!

------------------------------------SON------------------------------------

27 Haz 2016

'Özgür İletişim' Vaadi ve Sonrasında Yaşananlar

Bugünlerde hemen hemen bütün sosyal mecralarda yayınlanmakta olan reklamlarından adeta zehirlendiğimiz "Turknet Özgür İletişim" İnternet Kampanyası, ilk bakışta son derece cazip bir teklif izlenimi veriyor. Ancak, Müşteri Hizmetleri personeliyle, internetteki başvuru formuyla, sözleşmesiyle, hizmet formuyla tam bir çelişkiler yumağı olan firmanın, tabiri caizse, dışı sizi içi bizi yakıyor. 

Gelin, öncelikle kampanyanın kapsamına şöyle bir bakalım: "Taahhütsüz abonelik + 150 GB AKN'li limitsiz ve hızlı internet + Her Yöne 1000 dk konuşma = Aylık 59,99 TL"


Vaat edilenler, görünüşe göre, ne kadar da cazip değil mi?

Binlerce kişi abonelik başlatma kararını sadece bunları göz önüne alarak veriyor. Ancak bunun ne kadar yanlış bir karar olduğunu çok geç de olsa anlıyor. Bu bahsedilen firmanın işleyişini ve kurumsal yapısını kısaca şöyle özetleyebiliriz: Hiçbir şubeleri yok. Tüm işlemleri internet üzerinden siz yapıyorsunuz. Sonra da bu evrakları çıktı alıp imzalayıp kargoyla "merkeze" gönderiyorsunuz. Gönderdiğiniz evrakları alınca onlar da icabına bakıyorlar. Yani gönderdikten sonra işiniz artık onların insafına kalıyor. Ne bir muhatap ne bir doğru bilgi...

Meseleyi somut şekilde en baştan anlatmak gerekirse,
Daha işlemlere başlamadan önce bilgi almak için aradığımız TurkNet Müşteri Hizmetlerine, Türk Telekom'da bulunan bir numaranın aboneliğini, TurkNet'e aktarmak ve de bu esnada aboneliğin başka bir kişiye devrini gerçekleştirmek istediğimizi açıkladığımızda, "Sizin yerinize hat geçiş ve abone değişikliği işlemini biz yapacağız. Siz uğraşmayacaksınız." denmişti. Biz de bu bilgiye dayanarak TurkNet'in sunduğu Özgür İletişim Kampanyası’na geçmek üzere https://turk.net internet adresindeki Abonelik Formunu doldurduk, sistem tarafından oluşturulan dosyayı indirerek çıktı alıp imzalayarak ve hattın yasal sahibine de imzalatarak (ikisinin ayrı ayrı Nüfus Cüzdanı Fotokopilerini de ekleyerek) kargoyla gönderdik, firmadan e-posta yoluyla evrakların ulaştığı ve işlemlere başlandığı teyidini aldık.

Bu olayların akabinde, iki hafta sonra arayarak eksik evrak olduğu bilgisini ilettiler. Eksiklikle ilgili olarak da belgelerden birine ad-soyad yazılmadan yalnızca imza atılması olduğu söylendi. Öncelikle, tüm evraklar, abonelik formuna girilen bilgilerin sistem tarafından doldurulması ile oluşturulmuş olup eksik evrak gönderilmesi zaten mümkün değildir. Ad-soyadın yazılmaması konusunda da ("Abonenin İşletmeci Değiştirmesi için Talep Formu"nda da görüleceği üzere) belgede yalnızca İMZA bölümü mevcut olup ad-soyad bölümü yukarıda sistem tarafından otomatik olarak doldurulmaktadır. Eğer imza ile birlikte el yazısıyla ad-soyad yazılması da gerekli ise bunun kurum tarafından belgede açıklıkla “AD SOYAD – İMZA” şeklinde belirtilmesi gerekmekteydi. (Nitekim asıl sözleşmenin sonunda açıkça hem imza atılacağı hem de ad-soyad yazılacağı belirtildiği halde talep formunda belirtilmemiş olması kafa karıştıran noktaların en başında geliyor.)

Bunun sonucunda eksikliğin tamamlanması için yapılması gerekenleri bildirmeleri lazımdı. Çalışma saatlerinde bize ulaşmaları zor olduğu için daha uygun saatler kendilerine bildirildiği halde, her nedense, 7/24 çalıştığına dair reklam yapan TurkNet Müşteri Hizmetleri, özellikle iş saatlerinde ulaşmaya çalıştı. Ayrıca başka önemsiz (reklam, anket vs.) bildirimleri e-posta yoluyla yapmalarına rağmen, bu kadar önemli bir şeyle ilgili ise hiçbir bilgi e-postası göndermediler. Biz onları telefonla aradığımızda ise görevliler, "Yetkili arkadaşımız sizi yarın dediğiniz saatte arayacak. Ben notunuzu aldım." diyerek bilgi vermekten kaçınmış, ertesi gün ise o saatte arayan soran olmamıştır.

Nihayetinde birkaç hafta sonra ulaştıklarında ise hayret verici bir şekilde, önceden dediklerinin aksine, evraklarımızın tam olduğu belirtilerek bu sefer de başvuruyu yanlış yapmış olduğumuz söylendi. Arayan kişi tarafından, başvuruyu hattın yasal sahibinin yapması gerektiği ifade edildi. Hâlbuki aboneliği başlatmadan defalarca aradığımız firma bize böyle bilgi vermemişti. Bundan da öte, internet sitesindeki başvuru formunda [eğer bu link çalışmazsa şuradaki 3. sayfadan da inceleyebilirsiniz] zaten seçilebilir kutucuk şeklinde "Hattın yasal sahibi değilim." bölümü bulunmakta ve tıklayınca açılan pencerede yasal sahibe ait bilgilerin girilmesi istenmektedir. Bu girilen bilgiler neticesinde de abonelik evrakları oluşturulmaktadır. Hatta ve hatta bu abonelik evraklarından "Özgür İletişim Hizmet Formu"nda ve "Özgür İletişim Abonelik Sözleşmesi"nin son sayfasında "ABONE" ve "TELEFON HATTI SAHİBİ" ayrı ayrı belirtilerek her ikisinden de taahhüt, ad-soyad ve imza istenmektedir. Zaten dikkat edilirse, "Hizmet Formu"nda adların ve soyadların dahi otomatik olarak doldurulması için sisteme kod tanımlanmış olduğu görülecektir. Dolayısıyla, yanlış bir başvuru söz konusu değildir. Eğer dedikleri gibi başvuruyu sadece hattın yasal sahibi yapabiliyor ise başvuru formu ve diğer evraklardaki bu çelişkili ayrım nasıl izah edilebilir? Hem "Abone" sıfatıyla devralanın, hem de "Hat Sahibi" sıfatıyla devredenin imzası, talebi, kimlik fotokopisi kuruma ulaştırılmıştır. Yani eksik evrak da söz konusu değildir, söz konusu olsa bile yukarıda izah edildiği üzere asla bizden kaynaklanmamaktadır.

İşte bu bakımdan maddi külfetin bize yüklenmemesi gerektiğini açıklayarak, "Başvuru yanlışsa tekrardan başlatalım, eksik evrak varsa tamamlayalım. Ancak kargoyu size alıcı ödemeli gönderelim." şeklinde taleplerimizi ilettik. Problemin kurumdan kaynaklandığı bu kadar açıkken, bizi mağdur etmeyecek bir çözüm üretmek yerine taleplerimizi reddettiler.

Bunun yanında, abonelik evrakları arasında, TurkNet'i yazılı olarak açıkça "Türk Telekom aboneliğimize ilişkin sözleşmelerinin iptaline/feshine yönelik işlemlerin şahsım adına yürütülmesi" konusunda yetkilendiren bir belge olduğu halde işlemler geciktirilmiş, aboneliğimiz vaktinde sonlandırılmadığı için de Türk Telekom tarafından, sözleşme süremiz dolduğu gerekçesiyle taahhütsüz tarife üzerinden yüksek bir fatura kesilmiştir. Yani yükümlülüklerini tamamen kendi kusuruyla yerine getirmeyen TurkNet, sözleşme kurulacağı vaadiyle yaptığımız masrafların yanı sıra bir de ekstra maddi zarara sebep olmuştur.

Netice itibariyle, hem geç haber vererek hem de birbirinden farklı iki bahane ileri sürerek aboneliği başlatmayan, oyalayan, hiçbir çözüm de sunmayan TurkNet Müşteri Hizmetleri bununla da kalmamış, sorun bizden kaynaklanmadığı halde bizi suçlayıcı tavır takınmış, ayrıca kendilerinin sanki hiç bilgi verme yükümlülükleri yokmuş gibi, "İşlemleri takip etmek müşterilerin yükümlülüğüdür. Siz arayıp ilgilenmelisiniz." demiştir.

Bütün bu konuşmalardaki beyanlar ve yanıtlar, TurkNet Müşteri Hizmetleri tarafından zaten kayıt altındadır.

Bir müddet daha "Arkadaşlarımız size geri dönecek!" vaadiyle süren bu oyalama taktiklerinden usanarak başvurumuzu sonlandırmak durumunda kaldık.

Kısacası, kurumun kendi Müşteri Hizmetlerinin verdiği bilgi doğrultusunda, kendi resmî internet sitelerinde bulunan formda yer alan "Hattın yasal sahibi değilim." seçeneğini kullanmak suretiyle doldurulan bilgiler neticesinde kendi sistemleri tarafından oluşturulan evraklarda, hem "Abone" hem "Telefon Hattı Sahibi" şeklinde olmak üzere ayrı ayrı iki adet imza yeri olduğu halde ve usulüne uygun doldurulup gönderildiği halde, TurkNet adlı firma, tüm masraf ve giderleri üzerimize yıkarak bizi başvuruyu sonlandırmak zorunda bırakmıştır.

Henüz hizmet dahi vermeden sebep oldukları zararımızı karşılamak şöyle dursun, son derece lakayıt bir tavırla, gönderdiğimiz evrakları bile iade etmeyeceklerini, yasal hak arama yollarının açık olduğunu söylediler. Halbuki göndermiş olduğumuz evrakların, özellikle nüfus cüzdanı fotokopilerinin, objektif olarak sorumsuzluğu açık olan bu firmada kalmamasını istemekten daha doğal bir şey olamaz! Üstelik başvuru esnasında mecburen verdiğiniz kredi kartı bilgilerinizin de onların elinde olması insanı daha da korkutuyor!

Sonuç olarak, sorumsuzca geç haber vermelerinin yanında anlaşılmaz şekilde yapılan açıklamalar ve hepsinden de önemlisi beyanlarıyla evraklar ve formlar arasında kafa karıştırıcı biçimde çelişkiler, "… bir hüküm açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır." şeklindeki emredici kanun maddesi uyarınca şahsım lehine yorumlanmalı idi. Çünkü aksi halde tüm kurumlar sözleşmelerine birtakım muğlak ifadeler koyarak ve bunları kendi lehlerine yorumlayarak haksız menfaat elde ederler. Burada kanun koyucu, sözleşme hazırlayanlara açık ve net olmalarını emretmiş, olmazlarsa da aleyhlerine yorum şeklinde bir yaptırımla karşılaşacaklarını öngörmüştür. Yukarıda linkler de verilerek detaylıca açıklandığı üzere kurum, sözleşme ve formlarını, bu kanun hükmünün aksine, açık ve net hazırlamamış, yorumunu da kendi personelinin keyfiyetine bırakmıştır.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki bir kurumun şubesi yoksa sizin zaten reelde de bir muhatabınız bulunmamış oluyor. Bu durumda sorununuz telefonda çözülmeyince -ki genellikle çözülmez- nereye başvuracaksınız? Aslında telefonda net ve müşteri odaklı bir hizmet verseler şubelerinin olmaması hiçbir sorun yaratmaz. Ancak, bugün "A" dediklerine yarın "B" derlerse; işleminizi canları istediğinde yapıp istemediğinde yapmazlarsa; saat verip o saatte aramazlarsa; aradıklarında da problem çözme kabiliyetleri sıfır olursa, maalesef ki devasa bir sorun yaratıyor. Siz hem nakden hem de vakten zararınızla ortada kalıyorsunuz ve hiçbir muhatap da bulamıyorsunuz.

NOT: Bu yazı, kişisel tecrübelerin birebir metne aktarılmasından ibaret olup hiçbir kişi veya kurumu doğrudan kötüleme, karalama, hedef alma amacı taşımamaktadır.

16 May 2016

"Velev ki Tüketicisin!"

Bu ayki yazımızda, okurunu bazen kahkahalarla güldüren bazen de acı acı gülümseten Gülse Birsel'in, yayınlanmasının üzerinden neredeyse yedi yıl geçen ama hala taze "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabından "tüketici olmak"la ilgili kısa alıntılar paylaşacağız. Ara sıra gülmek de gerekiyor. Kitabın arka kapağında da denildiği gibi "Mizah en iyi silah, en iyi ilaç..." Ayrıca, yalnız bu bölümleri değil, kitabın tamamını okumanızı tavsiye ederiz.

Kitabın Ön Kapağı

Sayfa 136'dan:
     Ambalaj konusundaki dâhice fikirlerden biri sürpriz yumurtadır. Düşünsenize, aslında sattığın plastik, saçma sapan bir oyuncak, ama ambalajın saf çikolatadan yapılmış! Kim hayır diyebilir? Tek ve dev bir hatayla: Ürünün ismi! "Sürpriz yumurta" büyükler için cazip olabilir ama ya hedef kitle, yani çocuklar?
     Çocuğun hayal dünyasında sınır yoktur ki. Hayatı masallar, oyuncaklar, bilimkurgu diziler ve çizgi filmlerle geçen çocuk "sürpriz yumurta" dendiğinde yumurtanın içinden dev, peri, uçan araba, yüzen şato, en kötü ihtimalle hazine sandığı çıkmasını bekler haklı olarak! Bunların yerine plastik kamyon çıktığında sabaha kadar ağlarsa hiç şaşırmayın, ambalaj hatasından!
Sayfa 140'tan:
    Üçüncü denediğim markanın sedan tipi otomobili, beklentilerimi karşıladı. Tam iş ciddiye bindi ki, istediğim "gece karanlığında istridye gölgesi mavisi" renginden bulunmadığı, getirtilmesinin ise birkaç ay süreceği ortaya çıktı! Her şeyden vazgeçebilirdim ama istediğim renkten asla! Bir arabanın benzin deposu olmayabilir, ama rengi kötüyse, orada dur!
    Derken, yarı cip olan modelde karar kıldım!
    Konuşmalar yapıldı, teklif geldi.
    Faksta "120.000 euro" yazıyordu! Yazıyla yüz yirmi bin avro!
    Yarı Cipimle olan ilişkimi o an bitirdim ve o parayla araba yerine yazlık ev alabileceğimi iddia eden söylenmelerle faksı buruşturup attım!
    Ertesi gün bir sanatçı arkadaşımın o arabadan aldığı haberi çıktı gazetede!
    Gerçekten cimri miyim şeklinde düşüncelere gark olmuşken ve başka markaların sitelerine girip araba beğenmeye çalışırken, tiptronik, quattro, önden çekişli, arkadan itişli, cruise control, navigasyon filan gibi kelimelerin arasında boğulmuş, çığlık atmak üzereyken, dedim ki kendi kendime, "Param cebimde kalsın!"
    Beğendiğim arabanın tam onda biri fiyatına aldığım mütevazı otomobilim var. Klimalı, dizel, gaza basınca yürüyor, frene basınca duruyor, ferah, ayrıca park ederken bir arabaya çok yaklaştığında "biiip biiip" diye uyarıyor, ki, bu özelliğin de havalı bir ismi vardır kesin!
    Ona ihanet etmeyeceğim.
    Cimri miyim? Otomotiv konusunda evet!
    Yoksa gönlüm zengindir!
Sayfa 150'den:
     Yatırım konusundaki makus talihim peşimi bu defa da bırakmadı!
     Daha önce bir kere yazmıştım: "Köşeyi dönmek isteyen benim ekonomik seçimlerimi, paramı nereye yatırdığımı takip eder ve hemen tam aksini yapar," diye!
     Ben dolara mı yatırım yapıyorum? Bilin ki Amerikan ekonomisi tarihinin en acılı günleriyle karşılaşacak, dolar dramatik biçimde düşecektir!
     Haddim olmayarak borsada bir şirkete yatırım mı yaptım, o şirket geleceğinden endişe etsin!
     Avrolarımı bozup mevduat faizine mi girdim? Bilin ki avro füze gibi yükselecektir birkaç gün içinde!
     Hatta son krizde avro ve altının sebebi anlaşılamayan biçimde artmasının ve dünya borsalarının çökmesinin nedeni de ben olabilirim diye düşünüyorum! Zira iki gün önce var olan bütün dolar ve altınımı bozup, nedense, sanki çok anlarmışım gibi borsaya girmiştim!
     Teorim, ünlü ekonomist Murat Sertel'in ruhunun benimle dalga geçtiğidir!

NOT: Referans gösterilen sayfa numaraları, aşağıda künyesi verilen baskıya atıf yapmaktadır.
  • KİTABIN KÜNYESİ: Turkuvaz Kitap, Aralık 2009, 214 sf.

15 Şub 2016

Konu: Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkes, bir gün bir şekilde haksızlığa uğrayabilir. Bu bakımdan Tüketici Hakem Heyetleri, hepimizin çok iyi bilmesi gereken bir konu. Ne var ki buna ilişkin doğru bilgiler kanun, yönetmelik gibi hukuki metinlerde geçiyor. Dolayısıyla da tüketiciler tarafından pek okunmuyor.

Biz de bu yazı dizisiyle birlikte herkesin aklına takılan soruları mevzattan referanslar vererek yanıtlamaya çalışacağız. Bu yolla tüketiciler kafalarına takılan soruların en azından bir kısmının cevabına kolaylıkla ulaşabilecekler.
Tüketici Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Aşağıdaki listeden cevabını öğrenmek istediğiniz soruya tıkladığınızda cevap sayfasına yönlendirileceksiniz. Bu konuyla ilgili olarak yeni bir soru-cevap hazırladığımızda da yine aşağıdaki listeye ekleyerek tamamına toplu bir şekilde ulaşmanıza imkan sağlayacağız.

Son olarak, burada cevabını bulamadığınız bir konu olduğunda sitemizdeki "Mevzuat Dizini"ni kullanarak mevzuat üzerinden araştırma yapabileceğinizi de hatırlatmak isteriz.

------------------------------------SON------------------------------------

17 Ağu 2015

Bölüm 7: Kredi Kartı Aidatları Hakkındaki Yazılarımızı Bitirirken...

Bundan önceki yazımızda kart bedelleri hakkında Yargıtay'ın görüşünü öğrenmeye çalıştık. Ancak görüldüğü üzere Yargıtay, henüz bu konuda net bir karar verebilmiş değil! Yılda farklı farklı görüşleri savunduğu çeşitli kararlara imza atarak her iki tarafa da tabiri caizse göz kırpıyor Yargıtay. Maalesef bankaları cesaretlendiren de işte bu durum!

Aslına bakılırsa Yargıtay'ın net bir görüş bildirmemesinin bir sebebi de kanun koyucu otoritenin konuyla ilgili açık düzenleme yapmamasıdır. Bankaların sundukları kredi kartı hizmetleri hakkında tüketiciyi koruyan açık bir yasal düzenlemeye acil ihtiyaç var.

Ancak yine de mevcut hukuki göstergeler, bankaların herhangi bir ad altında kredi kartı ücreti almasına engel teşkil ediyor. Neticede bankaların müşteriden tahsil edebilecekleri ücretler kalem kalem bellidir. Yâni böyle bir bedele açıkça yasal dayanak verilmediyse o para müşteriden hiçbir surette alınmamalıdır. Umarım Yargıtay bir daha bankaların müşteri aleyhinde kullanabilecekleri hiçbir karara imza atmaz ve böylece tüketiciyi sömürenlerin eline bir koz vermiş olmaz.

Bankalar da, oksimoron bir ifadeyle açıklamak gerekirse, yasal hırsız olmaktan vazgeçmek zorundalar. Müşterilerini artırmak için türlü türlü reklamlar, alışveriş kampanyaları, karşılıksız puan hediyeleri vs. yapan bankalar her nedense mevcut müşterilerini çantada keklik olarak görüyorlar ve onları sömürmekten geri kalmıyorlar. Bu sömürüye bir son vermek için hakkını arayanları ise kendi parasının peşinde süründürmeyi tercih ediyorlar.

Hatta bu işleri kendi kendine takip edemeyeceğini düşünen kişiler, bir de sözde danışmanlık şirketlerinin dolandırıcılığına maruz kalıyorlar. Ne yazık ki son zamanlarda bu konuda dolandırıcılık çok artmış durumda. Bu vesileyle şu anki yazı dizisinden sonra dolandırıcılık konusuyla ilgili bir yazı kaleme alacağız. Ancak konu itibariyle farklı olduğundan bu diziden bağımsız olacak. Yazıyı okumak isteyenler buraya tıklayarak ulaşabilirler.

Burada da tekrar belirtelim ki bu konuda hiçbir danışmana veya danışmanlık şirketine ihtiyacınız yok. Tüm işlerinizi burada anlatılanlar rehberliğinde kendiniz takip edebilirsiniz. Haksız yere sizden alınan kredi kartı bedellerini tüm kişi ve kurumlardan bağımsız, kendi kendinize ücretsiz bir şekilde alabilirsiniz.

Yazı dizisi boyunca detaylıca açıklanan tüm gerekçeler doğrultusunda haksız şart kabul edilmesi gereken ve hiçbir hizmet karşılığı olmaksızın alınan bu bedeller hukuken batıldır. Yani geçersizdir. Gelinen aşamada, çeşitli tüketici mahkemeleri ve Yargıtay kararıyla da "kredi kartı aidat ücretlerinin haksız şart niteliğinde ve tüketiciden tahsilinin haksız olduğu sabitlenmiştir." Bu nedenle Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin tüketici lehine karar vermesi ve bu kararlara yapılan itirazların mahkemelerce reddedilmesi gerekmektedir.

Unutmayın ki bu yazı dizisi sadece kredi kartlarıyla ilgilidir. Yazıların içinde geçen tüm kart terimleri, kredi kartı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla burada geri alınabileceği iddia edilen aidatlar, kredi kartlarından yapılan kesintilerdir. Vadesiz hesaplara ait bankamatik kartlarından alınan hesap işletim ücreti, bu yazı dizisinin kapsamı dışındadır.

Son olarak yapmamız gereken zorunlu hukuki açıklama şudur: Burada yazılanlar tüketicilere yalnızca yol gösterme amacı taşımaktadır. Açıklananları uygulayıp uygulamamak tüketiciye/okuyucuya kalmıştır. Sitemiz, yazılanların uygulanmasıyla elde edilecek kazançlarla ilgilenmediği gibi doğabilecek maddi zararlardan da sorumlu tutulamaz.

------------------------------------SON------------------------------------

______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.