ön söz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ön söz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şub 2018

Av. Hakan Tokbaş: "Evet, o deli benim!"

Tüketici Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular başlıklı konumuzda yanıtladığımız sorulardan birisi de "Hakem Heyetine Başvurmadan İcra Takibi Yapılabilir Mi?" sorusu idi. Hatırlayacağınız üzere o cevabımızda tüketiciler açısından çok önemli bir Yargıtay kararından bahsetmiştik.

Geçtiğimiz yılın Aralık ayında ise kanun-yapıcılar, işte o mahkeme kararını boşa çıkarmak için ilgili kanun maddesini değiştirdiler. Böylece 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68. maddesinin 1. fıkrasında yapılan söz konusu değişiklikle birlikte, yüksek mahkemenin tüketicilere sağladığı bir koruma meclis tarafından kaldırılmış oldu!

Öte yandan bu değişiklik, hâlihazırda neredeyse çalışamaz durumda olan icra dairelerinin iş yükünün daha da artmasına sebep olacağı ve ayrıca hukuki prosedürün de daha belirsiz hale gelmesine hizmet edeceği için bile son derece sakıncalıdır.

Avukat Hakan Tokbaş

Her yıl gerçekleştirdikleri Tüketici Hukuku Kongreleri ile tanınan Tüketici Hukuku Enstitüsü Derneği'nin başkanlığını yürütmekte olan Avukat Hakan Tokbaş da Posta Gazetesi'nde yayınlanan 30 Ocak 2018 tarihli yazısında bu hukuki düzenlemenin hiçbir yaraya merhem olmayacağını, tam tersine kendi başına bir sorun teşkil ettiğini ciddi tespitlerle açık seçik anlatıyor. Hukuki karışıklık yaratmaktan başka bir işe yaramayacak bu "hata"dan bir an önce dönülmesini dileyerek ilgili yazıyı dikkatinize sunuyorum:

     Evet, o deli benim!
   
     Bir deli bir kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış derler ya hani…

     İşte öyle bir şey aslında, aşağıda anlatacaklarım.

     Ben deliliğimle gurur duyarım elbette, ancak “40 akıllılar” benden fazla karıştırıyor ortalığı.

     Durum şöyle efendim:

     Enstitüyü takip edenler bilir; 2015 Nisan tarihlerinde, Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararı yorumlayarak basın açıklaması yolu ile kamuoyuna duyurmuştum.
Sanırım çıkan haberlerin başlığı daha çok “Tüketiciye İcra Müjdesi” şeklinde idi.

     Evet, hani o zamanlar, “3300 TL nin altında olan tüketici alacakları doğrudan ilamsız icra takibine konu edilemez” şeklinde özetlenebilecek meşhur karar.
Ben kararı alan avukat değil, yorumlayan ve ilan edenim. Kararı alan meslektaşımı da ayrıca tebrik etmek lazım.

     O zamanlar, kararı yorumlama tarzım oldukça tepki almıştı. Karar, ilk başta tüketici aleyhine gibi gözükse de, hukuk her iki tarafa da aynen uygulanacağı için esasen tüketicinin lehine olacağını, özellikle bankacılık, telekomünikasyon ve enerji şirketlerinin bu karardan çok etkileneceklerini belirtmiştim. Zira piyasada tüketiciden en fazla alacağı olan sektörler bunlardı ve alacaklarının çoğu 3300 TL nin altında idi.

     Her delinin akıbeti gibi ben de alkışlanmadım elbette, hatta kararı yorumlama tarzımdan dolayı sektör trolleri tarafından işitmediğim küfür kalmadı. Angaralı olmama rağmen, benim dahi hiç bilmediğim küfürleri okudum ve işittim inanır mısınız?

     Ancak, uygulama aynen yorumladığımız şekilde gelişti ve yanlış yönlendiriyorsun diyenlere inat, ne yorum yaptık ise kelimesi kelimesine uygulandı.

     Bu karar, hukuki tartışması bir tarafa, pratikte İcra Dairelerinin iş yükünü olabildiğince azaltmak ve şirketlerin, takibe geçmeden önce tüketici ile bir şekilde uzlaşma yolunu seçmesi bakımından epey önemli idi. Ayrıca çok daha karmaşık bir hukuki düzenin önüne geçmişti.

     Şimdi ne mi oldu?

     Kanunun 68. Maddesine “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla” şeklinde bir ifade konuldu. (Benim gibi bir deliye ön almak için de ancak kanun değişikliği lazımdı zaten, gurur duyuyorum bununla.)

     Yani birileri, sektörün tıkanıklığını çözmüş oldu kendince. Böylelikle, nadide şirketlerimiz, Hakem Heyetine başvurmak zorunda kalmadan doğrudan icra takibi açabilecekler. Yukarıda benim açıklamamla basının attığı başlık örneğini vermiştim; o başlık bu sefer şuna dönüştü: “Tüketiciye icra yağacak” veya “faturasını ödemeyen tüketici yandı”.

     Kamuoyunun algısı bakımından aradaki fark bariz değil mi?

     Peki, sektörün bu büyük sorununa çözüm bulduğunu sananlara bazı sorularım olacak:

     Bankacılık sektöründe: hesap işletim ücreti, kartel faizi vs; telekomünikasyon sektöründe: taahhüt iptal cezası, cihaz bedeli vs; enerji sektöründe: haksız gecikme faizleri, kesme açma bedelleri vs. konularında tüketiciler, doğrudan icra takibi açmaya yönlenirse ne olacak? Yeni bir kanun çalışması mı gelecek? “Yanlış yapmışız, bu dediğimiz tüketiciler için geçerli değildir” mi denilecek? Sektör her istediğinde oyun oynar gibi kanunlarla ve haklarla mı oynayacağız?

     2018 yılı parasal sınırları için, 6860 TL’nin altındaki icra takipleri için, tüketici takibe itiraz ederse, alacaklı şirket ne yapacak? Kanuna bu cümleyi koyduranlar uygulamayı ve hukuku pekiyi bilmedikleri için ben söyleyeyim: HİÇBİR ŞEY! İcra takibi yine kilitlenecek, şirket yine sıfırdan THH’ye başvurmak zorunda kalacak. Neden mi? E orasını da bir zahmet araştırın bakalım, neler bulacağınızı ben de merak ediyorum.

     Madem kanunda böyle bir düzenleme yapılacaktı, THH parasal sınırları yakın zamanda neden fahiş bir şekilde artırıldı? Ayrıca “Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun” gibi absürt bir kanun çalışması neden yapılıyor? Hepsi, İcra Dairelerinin iş yükünü hafifletmek, çalışamaz durumda olan İcra Dairelerinin işlevini, garip bir yöntemle de olsa, artırmak için değil miydi? E doktor bu ne peki?

     ÇÖZÜM:

     Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, uzun zamandır Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın elinde oyuncak oldu. Görevi, tüketici şikâyetlerini ölçmek, tüketici isteklerini raporlaştırmak, piyasa denetimi yapmak olan bakanlık, hukuk eğitimi almamış kişiler eliyle kanun yapıyor, yönetmelik yazıyor. Yanlış yapıyor, yanlış yazıyor. Eleştirince küsüyor, eleştirmezsen yanlışını görmüyor. Yaptığı yanlışlar hem devleti hem tüketicileri sıkıntıya sokuyor. Hem hukuku hem ekonominin işleyişini bozuyor.

     Hâlbuki Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın, sektörlerle içli dışlı olması gerekir. Tüketicilerin şikâyetlerini derleyip, piyasa denetimini yapıp, yine sektörlerin iyileşmesi için raporlar oluşturması, bu raporlar gereği gerekli kanuni düzenlemenin yapılması için uzman kişilere iletmesi gerekir.

     Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun artık bir ana kanundur. Öyle ki, uygulamasının genişliği içerisinde Türk Borçlar Kanunu neredeyse yedeklenmiştir. O halde, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Borçlar Kanununa ve diğer özel kanunlara uygun olarak, o kanunlarla uyumlu çalışacak şekilde, uzman hukukçular ve akademisyenler eli ile düzenlenmelidir.

     Bunu yapabilecek tek kurum ise ADALET BAKANLIĞI’DIR. Tüketici hukuku ile ilgili bütün mevzuat çalışmalarının acilen Gümrük ve Ticaret Bakanlığı elinden alınıp, Adalet Bakanlığı’na teslim edilmesi gerekir.

     Aksi takdirde ortalık, daha çoook karışır. Dönemine göre, güçlü olan sektörse sektörün, tüketici örgütleri ise örgütlerin elinde kalır. Kimin elinde kalırsa kalsın, sırf elde kaldığı için doğru bir şey çıkmaz.

     Bir Angaralı sanırım şöyle tepki verirdi: Yeter la bebeler! Bi salın artık!

KAYNAK:  Bu yazı, Posta Gazetesi'nin internet sitesinden alıntılanmıştır; aşağıdaki bağlantıya tıklayarak orijinal metne ulaşabilirsiniz.

13 Şub 2017

Bir Yargıtay Üyesinin Yargıyla İmtihanı

Yargıtay Üyesi Abdullah Yaman, bir GSM firmasıyla başından geçen dava sürecini mizahi bir dille kendi sosyal medya hesabından paylaştı.

Sürece dahil olan karakterlerden tutun da mahkemelerimizin mevcut vaziyetine kadar tam teşekküllü bir komedi filmi senaryosu olabilecek bu olay, yazıda da belirtildiği gibi Kemal Sunal'ın meşhur Davacı filmini hatırlatıyor.

Davacı Film Afişi (1986)

Aradan geçen onca yıla rağmen düzelmeyen hukuk uygulamamızdaki acziyetin kısa bir özeti sayılabilecek bu yazıyı, üzülerek söylüyorum ki kederli bir tebessümle okuyacaksınız! İşte o paylaşım:

     DAVACI
   
     AVEA, yeni adıyla Türk Telekom…
     Zamanında internet paketine abone olmuşum...
     Sözleşmeye yerleştirdikleri tuzak bir madde ile bir yılda ödemem gereken tutardan fazlasını bir aylık faturaya yansıtarak ödememi istediler…
   
     Haksız olduklarını bildiğim için muhtelif uyarılara rağmen ödemedim…
     Adamlar dosyayı avukata vererek icra takibi başlattı…
     Derhal itirazda bulunmam üzerine takip durdu…
     Ama AVEA'nın avukatı durmak nedir bilmiyor... İcra Memurunun e-imzasını temin ederek oradan arabama haciz koyduruyor… Yetmedi evime icra gönderiyor... Kapıcı mesleğimi söyleyip direnmese kimsenin bulunmadığı evin kapısını çilingir vasıtasıyla kırarak haciz yapacaklar…
   
     Olayı öğrenir öğrenmez avukatlarına ulaşmaya çalıştım… Mesleki sıfatımı bile söylememe rağmen karşıma kendisi değil, çırağı çıktı…
   
     Bekliyorum ki, özür dilerler, iş tatlıya bağlanır, diye…
     Ama ne gezer... Avukata ulaşmak ne mümkün…
   
     Baktım olmayacak avukat hakkında “duran takibe rağmen haciz başlattığı için” baroya disiplin duyurusunda bulundum…
   
     Ancak bir sürü caydırıcı sebep ileri süren Baro yetkilileri dilekçemi almak istemedi…
     Son çare, avukat ve İcra memurları hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunmak oldu… Nitekim hepsi yargılanıp ceza aldılar...
   
     Bu arada AVEA firması aleyhine de haksız haciz nedeniyle manevi tazminat davası açtım…
   
     AVEA vekili ne cevap verse iyi: “Benzer yanlışlıkları başka kişilere de yapıyoruz, davacı belli ki Yargıtay üyeliğinden dolayı kendini ayrıcalıklı zannedip mahkeme üzerinde vesayet kurup tazminat koparma derdinde” diyerek aklı sıra hakime mektup yazıyor...
   
     Bu cevabı, mizahtan başkası paklamaz diye herifin anlayacağı dilden mizahi bir karşı dilekçe yazıyorum... Ta ki, hakim de okuyup eğlensin... Ama ne gezer... Taraflardan etkilenmemek için dilekçe okumaktan sarfınazar eden bir hakime düşmüşüz...
   
     Nihayet ilk duruşmadayız... Kurum avukatı seri dosyaların davalısı olarak lakayt bir şekilde koltuğuna yayılmışken, ben askerlikte öğrendiğim "esas duruş" vaziyetinde ayakta bekliyorum...
   
     Hakim bana kimsin necisin diye diye bile sormadan tutanağa geçiyor: “davacı söz alarak dilekçemi aynen tekrar ediyorum, dosyanın bilirkişiye tevdii için gerekli masrafı ödemek üzere mehil istiyorum” diye...
   
     Hemen devreye girip; "hakim bey, bu dosyada bilirkişilik bir şey yok karşı taraf da eylemini zaten ikrar ediyor" dememe fırsat kalmadan tutanağı yazıcıdan çıkartmasıyla bize uzatması bir oluyor…
   
     Duruşmadan sonra vakit geçirmeden bir dilekçeyle mahkemeye başvurup gereksiz ara kararından vazgeçilmesini istiyorum. Heyhat kitap yazmaktan dilekçe okumaya fırsat bulamamış bir hakime düştüğümden dilekçeyi okumadan dosyaya havale ediyor...
   
     Müteakip duruşmada talebimle ilgili olumlu olumsuz bir karar verilmesini beklerken yine bana sormadan ve benim ağzımdan: "parayı denkleştiremediğim için bilirkişi masrafını yatıramadım, yeniden mehil verilsin” diyerek ikinci kez kesin mehil veriyor…
   
     Derhal araya girerek: “hakim bey bilirkişi benim ne kadar üzüldüğümü mü ölçecek, konuyu değerlendirecek olan mahkemenin bizatihi kendisidir. Kaldı ki celse arasında bu hususta size dilekçe bile verdim okuduysanız gerekçelerini orada yazmıştım" deyince, hukukçu olduğumu idrak ederek: Telaşla dosyayı üstün körü karıştırıp tamam icra dosyasını isteyelim diyerek daha önceden gelmiş dosyayı yeniden isteyerek zaman kazanıyor...
   
     Sözü uzatmayayım hakimle kavga edip basının diline düşmemek için üçüncü duruşmadan sonra kendimi vekil marifetiyle temsil ediyorum. Nihayet sonunda hakim dosyayı okumaya vakit bulmuş olsa gerek ki 5000 TL manevi tazminata karar vermiş…
   
     Daha fazlası AVEA yı iflasa götürebilir veya hakim maaşıyla geçinen bir insanı yoldan çıkarabilir diye 5000 TL yi münasip görmüş…
   
     AVEA yaptığı hukuksuzluğun bedelini bu kadar ucuza kapatınca derhal benimle temasa geçerek uzlaşma teklifinde bulundu… Ama bunca keyfiliğin firmaya ibretlik bir maliyeti olmalı ki bir daha aynı cesareti kendilerinde bulmasınlar diye kararı temyiz ettim.. Adamlar ise temyize cevap bile vermediler...
   
     Dosyayı inceleyen ilgili daire “tamam durduk yere bir Yargıtay Üyesinin evine haciz götürülüp konu komşuya rezil edilmesi yanlış olmuş ama miktardan bozma yaparsak meslektaşlarını kayırdılar şeklinde bir kanaat uyanır" endişesiyle tazminatı münasip görerek oyçokluğuyla onuyorlar... Karar düzeltme talebim de aynı tartışmalar neticesinde reddedilmiş...
   
     Bilin bakayım sonunda ne oldu… Yıllar süren cedelleşme neticesinde uyuşmazlık sona erdi derken aynı firma adı geçen faturayı yeni bir avukatlık bürosuna vererek tekrardan öde diye habire uyarı üzerine uyarı göndermekte...
   
     Adamlara kızamıyorum doğrusu... Olmayan bir borçtan dolayı duran takibe rağmen bir Yargıtay üyesinin evine çilingirle hacze gitmenin tarifesini öğrendiler... En fazla 5000 TL ödeyerek kurtuluyorsun...
   
     "Aman ha meslektaşını koruyorlar demesinler" saikiyle ters motivasyona savrulan "tarafsız" hakimlerimiz olduğu müddetçe bu GSM operatörleri tarafından daha çok öpülürüz...
   
     NOT: Yazı uzamasın diye oldukça özet geçtim... Ama beş yılı aşkın süredir devam eden bu vakıa neredeyse tam 6 ayrı dosyaya konu oldu... Sizlerden ricam bundan böyle Kemal Sunal'ın "DAVACI" filmini komedi niyetiyle değil, belgesel gözüyle izleyin... Valla eksiği var fazlası yok...
KAYNAK:  Bu yazı, aşağıda bağlantıları verilen internet sitelerinde de paylaşılmıştır.

12 Ara 2016

"Herkes Bunu Kullanmalı!"

Resmî adı Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası olan ancak halk arasında Yerli Malı Haftası olarak bilinen hafta bugün itibariyle başlamıştır. Tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve yerli malı kullanmanın öneminin vurgulandığı bu haftada, 'bilinçli tüketici olma' konusunun da üzerinde durulmaktadır.

Bu kapsamda, tüketiciler, bir ürünü sırf yabancı üretim diye veya ünlü bir markanın amblemini taşıyor diye almak yerine daha ucuz yerli alternatiflerini de göz önünde bulundurmalılar. Ancak bunu yaparken asla "Yerli Malı"nı bir saplantı boyutuna vardırıp da bazı sömürgen yerli üreticilerin ekmeğine yağ sürmemeliler. Bu bakımdan, bilinçli tüketici olma düsturunu da içeren Yerli Malı Haftası, asla ve asla tüketicinin kendi zararına dahi olsa Yerli Malı alması şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu hafta, tüketicilerde hem kendi ceplerini hem de ülke menfaatlerini düşünerek alışveriş yapmaları konusunda bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.

Yerli Malı, Yurdun Malı
Bu kısa açıklamadan sonra Gülse Birsel'in sitemizde daha önce de alıntı yaptığımız "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabının 85 ilâ 88. sayfalarındaki bir başka mizahi yazıyı sizlerle paylaşacağız. İyi okumalar...

     Biz küçükken aralık ayında altını çize çize yerli malı haftası kutlanırdı.
     Şimdi çocuklar okula aynı coşkuyla elma portakal götürüyorlar mı bilmiyorum ama, ben kendi yerli malı haftamı, evimde yaptırmakta olduğum tadilatın son dönemine tekabül eden geçtiğimiz hafta gözyaşlarıyla kutladım!
     Ev  tadilatı bir zincirleme reaksiyon. Bunu bilimsel olarak da kanıtlayabilirim arzu edene.
     Dolayısıyla doğramaların yenilenmesi gerektiği gerçeği, beraberinde iki aylık kapsamlı bir inşaat, o da yanında eşya değişimi gereksinimleri getirdi kapıya. Önce bunların hiçbirini içeri almadım! Ancak insan evini kırıp dökerken öğüt veren çok oluyor. Mimardan, eşten dosttan, konu komşudan sürekli duyduğum cümle şuydu: "E bir kere yaptıracaksın, kendi evin, en iyisini yaptır!"
     Onlara, "Madem ısrarlısınız yaptırayım, faturayı da size yollarım," demek geçti içimden hep ama, çiğlik olmasın diye demedim! Bir bildikleri vardır diye düşünüp evdeki beyaz eşya, aydınlatma filan gibi bazı ihtiyaçları "en iyisinden" almaya karar verdim.
     Ne var ki, iç mimar jargonunda "en iyisi" demek, "ısmarladıktan üç ay sonra yanlış parçalarla ele ulaşan Avrupa çıkışlı kazık mallar" demek oluyor!
     O gün, Nişantaşı'nda şık bir ofise konuşlanmış aydınlatma dükkânı aracılığıyla İtalya'dan ısmarladığımız spotların gelemeyişinin ikinci haftasını kutluyorduk!
     Nişantaşı'ndaki dükkânda bir tek lamba bile olmamasından şüphelenmeliydim gerçi. Koskoca, yüksek tavanlı şık ofiste sadece kataloglar vardı.
     Katalogdan göz kararı seçtiğim spotların parasının peşin ödenmesi gerektiği, bir hafta sonra, istediğim boyun aslında İtalya'da bulunmadığı, iki hafta gecikeceği, üç hafta sonra, yanlış geldiği, dört hafta sonra geldiğinde ise parçalarının eksik olduğu ortaya çıkmış, bu travma üzerine, nur yüzlü, mübarek bir insan rüyama girip bana, "Şişhane'ye git, Şişhane'ye giiit!" demişti. Nur yüzlü insan ablamdı ve belki de rüyama girmemişti de biraz erken aramıştı, dolayısıyle uyku sersemi konuşmuştum. O kadar abartma olur, belgeselci değilim herhalde!
     Uzatmayalım, işte bu bağlamda Şişhane'yi keşfettim.
     Haldun Taner'in hikâyesindeki gibi "Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu" o gün, ama buna rağmen yeni keşfettiğim bu güzide mahallenin üzerimde bıraktığı "nurlu" etkinin azalması mümkün değildi.
     Sayısız ve birbirinden harika, yer yer parçaları Çin malı ama genelde yerli üretim klasik kristal avizelerden nefis modern tasarımlara her şeyin, hem de tak diye bulunduğu Şişhane tam anlamıyla kalbimi çaldı.
     İtalya'dan getirtmeye çalıştığım spotların aynısını, dörtte bir fiyatına ve "Abla iki saat sonra getirsek çok geç olur mu?" şartlarında bulduğum gibi, evin diğer tüm aydınlatma ihtiyaçlarını da birkaç saat içinde Türk kahvesi ikramları eşliğinde seçtim!
     Aynı gün evdeki ankastre ocağın değişmesi gerektiği ortaya çıktı.
     Yine "en iyisi", bu defa bir Alman markası, heyecanla arandı.
     Ocak, geçen yüzyılın en bilinen teknolojik prensibiyle, elektrik enerjisini ısı enerjisine dönüştürme kuralıyla çalışıyordu tabiatıyla, buna rağmen aşağı yukarı ikinci el bir araba fiyatındaydı. Ama ne gamdı. En iyisi olsundu!
     Ancak, konuştukça, bu harika ocağı elde etmem için firmanın bazı şartları olduğunu öğrendim.
     Bir kere para peşin ve kırmızı meşindi.
     Tek seçenek mevcuttu, başka model istersem üç ay beklemem gerekiyordu.
     Ha, bir de tabii gelen ocağı beğenmezsem ya da eve uymazsa, paketi açıldıysa asla geri almıyorlar ve değiştirmiyorlardı. "Paketini açmadan eve uymadığını nasıl anlayabiliriz ki?" gibi bir soru karşısında dudak büküyor, ısrarlı tehditkâr bakışlar atınca da, "Yani markanın kendi şeyi olduğu içiiin..." gibi ne beni ne de kendilerini tatmin eden yanıtlar veriyorlardı. Üstelik beni çok seviyorlar ve ailecek seyrediyorlardı!
     Televizyona çıkmayan sıradan vatandaştan nüfus cüzdanı, ikametgâh sureti, aile ağacı, kan sayımı, efor testi ve kolonoskopi istediklerini tahmin ediyorum!
     Tepem iyice atınca, gelişigüzel bir yerli beyaz eşya üreticisini aradım. Yedide bir, abartmıyorum, yedide bir fiyatına, tıpatıp aynı ocağı, ertesi gün getirebileceklerini söylediler ve paradan bahsedince, "Aşkolsun, getirince alırız, siz beğenin de..." şeklinde konuştular!
     Gerisini mutluluk gözyaşlarıma eşlik eden hıçkırıklar yüzünden duyamadım!
     Kapalı ekonomilerden yana değilim, yanlış anlamayın, prensip olarak enayiliğe karşıyım sadece!
     Yerli malı haftanızı hararetle kutlar, ciddi anlamda her konuda "ecnebi marka" hava cıvasını bırakıp, Türk ithalatçısını kızdırmak pahasına yerli malına dönmenizi tavsiye ederim.
     Hem memnun kalırsınız hem de banka hesabınız ve ülke ekonomisi açısından gayet faydalı olur!
     Arz ederim!

NOT: Referans gösterilen sayfa numarası, aşağıda künyesi verilen baskıya atıf yapmaktadır.
  • KİTABIN KÜNYESİ: Turkuvaz Kitap, Aralık 2009, 214 sf.

5 Eyl 2016

Konu: Etiket Okuma Alışkanlığı

Herkesin hemen hemen her gün yaptığı bir iş olan alışveriş, muhtemelen bu özelliğinden dolayı son zamanlarda pek ciddiye alınmaz oldu. Hatta yapacak çok fazla işi olan şehir insanları, artık alışverişe zaman ayırmak bile istemiyor. Her işini hallettiği gibi alışverişini de bilgisayar başında halletmek isteyenlerin imdadına da online alışveriş siteleri ve online süpermarketler yetişiyor. Bunları tercih etmeyip yine eski usûl marketlere gidenler ise zamandan kazanmak adına hiçbir şeye bakmadan alacağını alıp çıkıyor. Ancak yeme, içme gibi hayati ihtiyaçlarımızı almak için bile uyguladığımız bu baştan savmacı yöntem hem sağlığımıza hem de cebimize zarar veriyor.

Ürünleri Satın Alırken Üstünü Okuyor Musunuz?

Bilinçli tüketici olmanın ilk şartı, alışverişte bilinçli olmaktır. Çünkü daha alışverişini yaparken doğru ve bilinçli hareket eden tüketici, sonradan karşılaşabileceği sorunları minimuma indirmiş olur. Bu nedenle bakanlıkların denetimden geçer not alamamış firmaları açıkladığı listeler oturup beklenmemeli, Bilinçli Sağlık Platformu'nun bu konudaki bir yazısında da belirttiği üzere "en iyi denetleyicinin hiç şüphesiz tüketicinin kendisi" olduğu asla unutulmamalıdır.

Yapılan araştırmalar markaya duyulan güvenin etiket okuma alışkanlığının önüne geçtiğini gösteriyor. Ancak çok tanınmış markalar bile kimi zaman kelime oyunları yapmaktan çekinmiyor.

Örneğin; bu alışkanlık sayesinde, üzerinde "Trans Yağ Yoktur / İçermez" yazan bazı cipslerin besin değerlerini inceleyerek trans yağ içerdiklerini görüp şaşırabilirsiniz. Yine başka bazı ürünlerin içindekiler kısmını okuduğunuzda ise "hidrojene nebati (bitkisel) yağ" ibaresini görüp bunun çok masum bir şey olduğunu düşünebilirsiniz, ancak araştırdığınızda bunun trans yağdan farklı olmadığını göreceksiniz. Firmalar etikete kamuoyunda son derece kötü şöhretli "trans yağ" ibaresini yazmak yerine bunu başka adlar altında gizlemeyi tercih etmekteler.

Başka bir örnek de piyasada bolca bulunan "Nar Ekşili Sos" aldatmacasıdır. Halk arasında "Nar Ekşisi" olarak adlandırılan, satın alınan, kullanılan bu ürünlerin pek çoğunun üzeri okunduğunda gerçek nar ekşisi değil, nar ekşili sos olduğu görülecektir. Tıpkı "Limon Sosu" denen üründe olduğu gibi. Bilindiği üzere şişelerde satılan bu ürün, halk arasında "Limon Suyu" olarak adlandırılsa da gerçek limon ile alakası olmayıp limon aromalı bir kimyasaldır.

"Diyet ürünü" olduğu iddia edilen pek çok kek, bisküvi ve krakere bakıldığında ise yapılan o kadar reklama rağmen sıradan kek, bisküvi ve krakerden farklı olmadığı görülür. Bu ürünler çok küçük gramajlarla, üzerinde küçük puntolarla "2 porsiyondur" yazan ibarelerle veya kalorileri küçük gramlar için hesaplanarak satışa sunulurlar.

Sadece bu sayılı örneklerden bile anlaşılabileceği üzere, etiket konusu, tüketiciler için aldatılmaya, manipüle edilmeye son derece müsait bir konu. Beslenme, hayatımızın kalitesini ve sağlığımızı doğrudan doğruya etkileyen bir durum olduğuna göre, "son kullanma tarihi", "üretim tarihi", "raf ömrü", "içindekiler" gibi kısımlar ile obezitenin önlenmesi adına önemli olan "besin değeri" bilgilerinin mutlaka okunması gerekir.

Bütün bunlara ek olarak marketlerdeki fiyat etiketlerini okumak ev ekonomisi açısından da son derece önemlidir. Burada yalnızca alınan ürünün fiyatına bakmayı kastetmiyorum! Fiyat etiketinde yazan "birim fiyat"a da dikkat edilmesi gerektiğinden bahsediyorum. Örneğin; aynı markanın aynı ürünü farklı ambalaj veya gramajlarla satışa sunulmuş ise bazen marketin yaptığı indirim nedeniyle; ucuz gibi duran ürün pahalı, pahalı gibi duran ürün ucuz olabilir. Bunu anlayabilmek için ikisinin de aynı gramaja sahip oldukları durum, örneğin 1 kilogram veya 1 litre, varsayılarak hesaplanan fiyata bakılmalıdır. İşte, fiyat etiketinde birim fiyat olarak anılan bu rakama dikkat edersek, ürünlerden hangisinin daha ucuza geldiğini öğrenmiş oluruz.

Görüldüğü gibi, etiket okumak, doğru beslenmeden tutun da tasarruf yapmaya kadar pek çok yönden faydalı bir alışkanlık. Lütfen biz de bilinçli bir tüketici olmak için bu alışkanlığı kazanalım, geleceğimiz olan çocuklarımıza da şimdiden kazandıralım!

------------------------------------SON------------------------------------

27 Haz 2016

'Özgür İletişim' Vaadi ve Sonrasında Yaşananlar

Bugünlerde hemen hemen bütün sosyal mecralarda yayınlanmakta olan reklamlarından adeta zehirlendiğimiz "Turknet Özgür İletişim" İnternet Kampanyası, ilk bakışta son derece cazip bir teklif izlenimi veriyor. Ancak, Müşteri Hizmetleri personeliyle, internetteki başvuru formuyla, sözleşmesiyle, hizmet formuyla tam bir çelişkiler yumağı olan firmanın, tabiri caizse, dışı sizi içi bizi yakıyor. 

Gelin, öncelikle kampanyanın kapsamına şöyle bir bakalım: "Taahhütsüz abonelik + 150 GB AKN'li limitsiz ve hızlı internet + Her Yöne 1000 dk konuşma = Aylık 59,99 TL"


Vaat edilenler, görünüşe göre, ne kadar da cazip değil mi?

Binlerce kişi abonelik başlatma kararını sadece bunları göz önüne alarak veriyor. Ancak bunun ne kadar yanlış bir karar olduğunu çok geç de olsa anlıyor. Bu bahsedilen firmanın işleyişini ve kurumsal yapısını kısaca şöyle özetleyebiliriz: Hiçbir şubeleri yok. Tüm işlemleri internet üzerinden siz yapıyorsunuz. Sonra da bu evrakları çıktı alıp imzalayıp kargoyla "merkeze" gönderiyorsunuz. Gönderdiğiniz evrakları alınca onlar da icabına bakıyorlar. Yani gönderdikten sonra işiniz artık onların insafına kalıyor. Ne bir muhatap ne bir doğru bilgi...

Meseleyi somut şekilde en baştan anlatmak gerekirse,
Daha işlemlere başlamadan önce bilgi almak için aradığımız TurkNet Müşteri Hizmetlerine, Türk Telekom'da bulunan bir numaranın aboneliğini, TurkNet'e aktarmak ve de bu esnada aboneliğin başka bir kişiye devrini gerçekleştirmek istediğimizi açıkladığımızda, "Sizin yerinize hat geçiş ve abone değişikliği işlemini biz yapacağız. Siz uğraşmayacaksınız." denmişti. Biz de bu bilgiye dayanarak TurkNet'in sunduğu Özgür İletişim Kampanyası’na geçmek üzere https://turk.net internet adresindeki Abonelik Formunu doldurduk, sistem tarafından oluşturulan dosyayı indirerek çıktı alıp imzalayarak ve hattın yasal sahibine de imzalatarak (ikisinin ayrı ayrı Nüfus Cüzdanı Fotokopilerini de ekleyerek) kargoyla gönderdik, firmadan e-posta yoluyla evrakların ulaştığı ve işlemlere başlandığı teyidini aldık.

Bu olayların akabinde, iki hafta sonra arayarak eksik evrak olduğu bilgisini ilettiler. Eksiklikle ilgili olarak da belgelerden birine ad-soyad yazılmadan yalnızca imza atılması olduğu söylendi. Öncelikle, tüm evraklar, abonelik formuna girilen bilgilerin sistem tarafından doldurulması ile oluşturulmuş olup eksik evrak gönderilmesi zaten mümkün değildir. Ad-soyadın yazılmaması konusunda da ("Abonenin İşletmeci Değiştirmesi için Talep Formu"nda da görüleceği üzere) belgede yalnızca İMZA bölümü mevcut olup ad-soyad bölümü yukarıda sistem tarafından otomatik olarak doldurulmaktadır. Eğer imza ile birlikte el yazısıyla ad-soyad yazılması da gerekli ise bunun kurum tarafından belgede açıklıkla “AD SOYAD – İMZA” şeklinde belirtilmesi gerekmekteydi. (Nitekim asıl sözleşmenin sonunda açıkça hem imza atılacağı hem de ad-soyad yazılacağı belirtildiği halde talep formunda belirtilmemiş olması kafa karıştıran noktaların en başında geliyor.)

Bunun sonucunda eksikliğin tamamlanması için yapılması gerekenleri bildirmeleri lazımdı. Çalışma saatlerinde bize ulaşmaları zor olduğu için daha uygun saatler kendilerine bildirildiği halde, her nedense, 7/24 çalıştığına dair reklam yapan TurkNet Müşteri Hizmetleri, özellikle iş saatlerinde ulaşmaya çalıştı. Ayrıca başka önemsiz (reklam, anket vs.) bildirimleri e-posta yoluyla yapmalarına rağmen, bu kadar önemli bir şeyle ilgili ise hiçbir bilgi e-postası göndermediler. Biz onları telefonla aradığımızda ise görevliler, "Yetkili arkadaşımız sizi yarın dediğiniz saatte arayacak. Ben notunuzu aldım." diyerek bilgi vermekten kaçınmış, ertesi gün ise o saatte arayan soran olmamıştır.

Nihayetinde birkaç hafta sonra ulaştıklarında ise hayret verici bir şekilde, önceden dediklerinin aksine, evraklarımızın tam olduğu belirtilerek bu sefer de başvuruyu yanlış yapmış olduğumuz söylendi. Arayan kişi tarafından, başvuruyu hattın yasal sahibinin yapması gerektiği ifade edildi. Hâlbuki aboneliği başlatmadan defalarca aradığımız firma bize böyle bilgi vermemişti. Bundan da öte, internet sitesindeki başvuru formunda [eğer bu link çalışmazsa şuradaki 3. sayfadan da inceleyebilirsiniz] zaten seçilebilir kutucuk şeklinde "Hattın yasal sahibi değilim." bölümü bulunmakta ve tıklayınca açılan pencerede yasal sahibe ait bilgilerin girilmesi istenmektedir. Bu girilen bilgiler neticesinde de abonelik evrakları oluşturulmaktadır. Hatta ve hatta bu abonelik evraklarından "Özgür İletişim Hizmet Formu"nda ve "Özgür İletişim Abonelik Sözleşmesi"nin son sayfasında "ABONE" ve "TELEFON HATTI SAHİBİ" ayrı ayrı belirtilerek her ikisinden de taahhüt, ad-soyad ve imza istenmektedir. Zaten dikkat edilirse, "Hizmet Formu"nda adların ve soyadların dahi otomatik olarak doldurulması için sisteme kod tanımlanmış olduğu görülecektir. Dolayısıyla, yanlış bir başvuru söz konusu değildir. Eğer dedikleri gibi başvuruyu sadece hattın yasal sahibi yapabiliyor ise başvuru formu ve diğer evraklardaki bu çelişkili ayrım nasıl izah edilebilir? Hem "Abone" sıfatıyla devralanın, hem de "Hat Sahibi" sıfatıyla devredenin imzası, talebi, kimlik fotokopisi kuruma ulaştırılmıştır. Yani eksik evrak da söz konusu değildir, söz konusu olsa bile yukarıda izah edildiği üzere asla bizden kaynaklanmamaktadır.

İşte bu bakımdan maddi külfetin bize yüklenmemesi gerektiğini açıklayarak, "Başvuru yanlışsa tekrardan başlatalım, eksik evrak varsa tamamlayalım. Ancak kargoyu size alıcı ödemeli gönderelim." şeklinde taleplerimizi ilettik. Problemin kurumdan kaynaklandığı bu kadar açıkken, bizi mağdur etmeyecek bir çözüm üretmek yerine taleplerimizi reddettiler.

Bunun yanında, abonelik evrakları arasında, TurkNet'i yazılı olarak açıkça "Türk Telekom aboneliğimize ilişkin sözleşmelerinin iptaline/feshine yönelik işlemlerin şahsım adına yürütülmesi" konusunda yetkilendiren bir belge olduğu halde işlemler geciktirilmiş, aboneliğimiz vaktinde sonlandırılmadığı için de Türk Telekom tarafından, sözleşme süremiz dolduğu gerekçesiyle taahhütsüz tarife üzerinden yüksek bir fatura kesilmiştir. Yani yükümlülüklerini tamamen kendi kusuruyla yerine getirmeyen TurkNet, sözleşme kurulacağı vaadiyle yaptığımız masrafların yanı sıra bir de ekstra maddi zarara sebep olmuştur.

Netice itibariyle, hem geç haber vererek hem de birbirinden farklı iki bahane ileri sürerek aboneliği başlatmayan, oyalayan, hiçbir çözüm de sunmayan TurkNet Müşteri Hizmetleri bununla da kalmamış, sorun bizden kaynaklanmadığı halde bizi suçlayıcı tavır takınmış, ayrıca kendilerinin sanki hiç bilgi verme yükümlülükleri yokmuş gibi, "İşlemleri takip etmek müşterilerin yükümlülüğüdür. Siz arayıp ilgilenmelisiniz." demiştir.

Bütün bu konuşmalardaki beyanlar ve yanıtlar, TurkNet Müşteri Hizmetleri tarafından zaten kayıt altındadır.

Bir müddet daha "Arkadaşlarımız size geri dönecek!" vaadiyle süren bu oyalama taktiklerinden usanarak başvurumuzu sonlandırmak durumunda kaldık.

Kısacası, kurumun kendi Müşteri Hizmetlerinin verdiği bilgi doğrultusunda, kendi resmî internet sitelerinde bulunan formda yer alan "Hattın yasal sahibi değilim." seçeneğini kullanmak suretiyle doldurulan bilgiler neticesinde kendi sistemleri tarafından oluşturulan evraklarda, hem "Abone" hem "Telefon Hattı Sahibi" şeklinde olmak üzere ayrı ayrı iki adet imza yeri olduğu halde ve usulüne uygun doldurulup gönderildiği halde, TurkNet adlı firma, tüm masraf ve giderleri üzerimize yıkarak bizi başvuruyu sonlandırmak zorunda bırakmıştır.

Henüz hizmet dahi vermeden sebep oldukları zararımızı karşılamak şöyle dursun, son derece lakayıt bir tavırla, gönderdiğimiz evrakları bile iade etmeyeceklerini, yasal hak arama yollarının açık olduğunu söylediler. Halbuki göndermiş olduğumuz evrakların, özellikle nüfus cüzdanı fotokopilerinin, objektif olarak sorumsuzluğu açık olan bu firmada kalmamasını istemekten daha doğal bir şey olamaz! Üstelik başvuru esnasında mecburen verdiğiniz kredi kartı bilgilerinizin de onların elinde olması insanı daha da korkutuyor!

Sonuç olarak, sorumsuzca geç haber vermelerinin yanında anlaşılmaz şekilde yapılan açıklamalar ve hepsinden de önemlisi beyanlarıyla evraklar ve formlar arasında kafa karıştırıcı biçimde çelişkiler, "… bir hüküm açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır." şeklindeki emredici kanun maddesi uyarınca şahsım lehine yorumlanmalı idi. Çünkü aksi halde tüm kurumlar sözleşmelerine birtakım muğlak ifadeler koyarak ve bunları kendi lehlerine yorumlayarak haksız menfaat elde ederler. Burada kanun koyucu, sözleşme hazırlayanlara açık ve net olmalarını emretmiş, olmazlarsa da aleyhlerine yorum şeklinde bir yaptırımla karşılaşacaklarını öngörmüştür. Yukarıda linkler de verilerek detaylıca açıklandığı üzere kurum, sözleşme ve formlarını, bu kanun hükmünün aksine, açık ve net hazırlamamış, yorumunu da kendi personelinin keyfiyetine bırakmıştır.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki bir kurumun şubesi yoksa sizin zaten reelde de bir muhatabınız bulunmamış oluyor. Bu durumda sorununuz telefonda çözülmeyince -ki genellikle çözülmez- nereye başvuracaksınız? Aslında telefonda net ve müşteri odaklı bir hizmet verseler şubelerinin olmaması hiçbir sorun yaratmaz. Ancak, bugün "A" dediklerine yarın "B" derlerse; işleminizi canları istediğinde yapıp istemediğinde yapmazlarsa; saat verip o saatte aramazlarsa; aradıklarında da problem çözme kabiliyetleri sıfır olursa, maalesef ki devasa bir sorun yaratıyor. Siz hem nakden hem de vakten zararınızla ortada kalıyorsunuz ve hiçbir muhatap da bulamıyorsunuz.

NOT: Bu yazı, kişisel tecrübelerin birebir metne aktarılmasından ibaret olup hiçbir kişi veya kurumu doğrudan kötüleme, karalama, hedef alma amacı taşımamaktadır.

16 May 2016

"Velev ki Tüketicisin!"

Bu ayki yazımızda, okurunu bazen kahkahalarla güldüren bazen de acı acı gülümseten Gülse Birsel'in, yayınlanmasının üzerinden neredeyse yedi yıl geçen ama hala taze "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabından "tüketici olmak"la ilgili kısa alıntılar paylaşacağız. Ara sıra gülmek de gerekiyor. Kitabın arka kapağında da denildiği gibi "Mizah en iyi silah, en iyi ilaç..." Ayrıca, yalnız bu bölümleri değil, kitabın tamamını okumanızı tavsiye ederiz.

Kitabın Ön Kapağı

Sayfa 136'dan:
     Ambalaj konusundaki dâhice fikirlerden biri sürpriz yumurtadır. Düşünsenize, aslında sattığın plastik, saçma sapan bir oyuncak, ama ambalajın saf çikolatadan yapılmış! Kim hayır diyebilir? Tek ve dev bir hatayla: Ürünün ismi! "Sürpriz yumurta" büyükler için cazip olabilir ama ya hedef kitle, yani çocuklar?
     Çocuğun hayal dünyasında sınır yoktur ki. Hayatı masallar, oyuncaklar, bilimkurgu diziler ve çizgi filmlerle geçen çocuk "sürpriz yumurta" dendiğinde yumurtanın içinden dev, peri, uçan araba, yüzen şato, en kötü ihtimalle hazine sandığı çıkmasını bekler haklı olarak! Bunların yerine plastik kamyon çıktığında sabaha kadar ağlarsa hiç şaşırmayın, ambalaj hatasından!
Sayfa 140'tan:
    Üçüncü denediğim markanın sedan tipi otomobili, beklentilerimi karşıladı. Tam iş ciddiye bindi ki, istediğim "gece karanlığında istridye gölgesi mavisi" renginden bulunmadığı, getirtilmesinin ise birkaç ay süreceği ortaya çıktı! Her şeyden vazgeçebilirdim ama istediğim renkten asla! Bir arabanın benzin deposu olmayabilir, ama rengi kötüyse, orada dur!
    Derken, yarı cip olan modelde karar kıldım!
    Konuşmalar yapıldı, teklif geldi.
    Faksta "120.000 euro" yazıyordu! Yazıyla yüz yirmi bin avro!
    Yarı Cipimle olan ilişkimi o an bitirdim ve o parayla araba yerine yazlık ev alabileceğimi iddia eden söylenmelerle faksı buruşturup attım!
    Ertesi gün bir sanatçı arkadaşımın o arabadan aldığı haberi çıktı gazetede!
    Gerçekten cimri miyim şeklinde düşüncelere gark olmuşken ve başka markaların sitelerine girip araba beğenmeye çalışırken, tiptronik, quattro, önden çekişli, arkadan itişli, cruise control, navigasyon filan gibi kelimelerin arasında boğulmuş, çığlık atmak üzereyken, dedim ki kendi kendime, "Param cebimde kalsın!"
    Beğendiğim arabanın tam onda biri fiyatına aldığım mütevazı otomobilim var. Klimalı, dizel, gaza basınca yürüyor, frene basınca duruyor, ferah, ayrıca park ederken bir arabaya çok yaklaştığında "biiip biiip" diye uyarıyor, ki, bu özelliğin de havalı bir ismi vardır kesin!
    Ona ihanet etmeyeceğim.
    Cimri miyim? Otomotiv konusunda evet!
    Yoksa gönlüm zengindir!
Sayfa 150'den:
     Yatırım konusundaki makus talihim peşimi bu defa da bırakmadı!
     Daha önce bir kere yazmıştım: "Köşeyi dönmek isteyen benim ekonomik seçimlerimi, paramı nereye yatırdığımı takip eder ve hemen tam aksini yapar," diye!
     Ben dolara mı yatırım yapıyorum? Bilin ki Amerikan ekonomisi tarihinin en acılı günleriyle karşılaşacak, dolar dramatik biçimde düşecektir!
     Haddim olmayarak borsada bir şirkete yatırım mı yaptım, o şirket geleceğinden endişe etsin!
     Avrolarımı bozup mevduat faizine mi girdim? Bilin ki avro füze gibi yükselecektir birkaç gün içinde!
     Hatta son krizde avro ve altının sebebi anlaşılamayan biçimde artmasının ve dünya borsalarının çökmesinin nedeni de ben olabilirim diye düşünüyorum! Zira iki gün önce var olan bütün dolar ve altınımı bozup, nedense, sanki çok anlarmışım gibi borsaya girmiştim!
     Teorim, ünlü ekonomist Murat Sertel'in ruhunun benimle dalga geçtiğidir!

NOT: Referans gösterilen sayfa numaraları, aşağıda künyesi verilen baskıya atıf yapmaktadır.
  • KİTABIN KÜNYESİ: Turkuvaz Kitap, Aralık 2009, 214 sf.

15 Şub 2016

Konu: Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkes, bir gün bir şekilde haksızlığa uğrayabilir. Bu bakımdan Tüketici Hakem Heyetleri, hepimizin çok iyi bilmesi gereken bir konu. Ne var ki buna ilişkin doğru bilgiler kanun, yönetmelik gibi hukuki metinlerde geçiyor. Dolayısıyla da tüketiciler tarafından pek okunmuyor.

Biz de bu yazı dizisiyle birlikte herkesin aklına takılan soruları mevzattan referanslar vererek yanıtlamaya çalışacağız. Bu yolla tüketiciler kafalarına takılan soruların en azından bir kısmının cevabına kolaylıkla ulaşabilecekler.
Tüketici Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Aşağıdaki listeden cevabını öğrenmek istediğiniz soruya tıkladığınızda cevap sayfasına yönlendirileceksiniz. Bu konuyla ilgili olarak yeni bir soru-cevap hazırladığımızda da yine aşağıdaki listeye ekleyerek tamamına toplu bir şekilde ulaşmanıza imkan sağlayacağız.

Son olarak, burada cevabını bulamadığınız bir konu olduğunda sitemizdeki "Mevzuat Dizini"ni kullanarak mevzuat üzerinden araştırma yapabileceğinizi de hatırlatmak isteriz.

------------------------------------SON------------------------------------

14 Eyl 2015

Konu: Dolandırıcılık Mağduru Olmayın!

Dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenmiş malvarlığına yönelik bir suçtur. Bu suçun temelinde hileli davranışlar vardır. Ancak bir hileli davranışın dolandırıcılık suçu teşkil etmesi için ortaya bir zararın çıkması ve bu zarardan biri veya birilerinin yararlanması gerekmektedir. Bununla beraber kişinin dolandırıldığının ispatlanabilir nitelikte olması da önem taşımaktadır.

Günümüzde teknolojik imkanların çok ilerlemesi yüzünden dolandırıcılık yöntemleri de artmıştır. Telefon, internet gibi kitle iletişim araçları maalesef kötü niyetli kişilerce sıklıkla kullanılmaktadır. Bizim sitemiz de bir tüketici platformu olduğundan bu çok kapsamlı suçun ancak tüketicileri ilgilendiren bir iki noktasına değinebileceğiz.

Birkaç yıldır insanların, "Yıllardır ödediğiniz kredi kartı aidatlarını ve kullandığınız tüketici kredisi kesintilerini geri alıyoruz!" diyen dolandırıcılar tarafından arandıkları sıkça duyuluyor. Bazı kötü niyetli kişiler bu amaçla internet sitesi bile kurmuş durumdalar. İnsanların kendi haklarını ararken bile dolandırılması hiç şüphesiz çok vicdansızca bir harekettir! Tüketiciler tüm hak arama işlemlerini aracısız ve ücretsiz bir şekilde kendi kendilerine yapabileceklerini bilmiyor olabilirler. Bu işlemler onlara çok karışık ve takip edilemez geliyor olabilir. Ancak bu konuda tüketicilere yol gösteren birçok dernek ve birlik var. Biz de siteyi kurarken üzerimize düşen sorumluluk gereği ilk olarak bu alana yöneldik ve tüketicilere bu konuyu adım adım açıkladık. O yazımıza şuradan ulaşabilirsiniz.

Elbette ki tüketici hakem heyetlerinde taraflar, avukatla da temsil edilebilir. Ancak tarafların avukatla temsil edilmesi durumunda, tüketici hakem heyetleri tarafından lehine karar verilen tarafın avukatına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmez. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.70/1'de de bu husus düzenlenmiştir. İşte bu konudaki dolandırıcılığın ortaya çıkışı da buradan olmuştur. Avukatların vekalet ücretine hükmedilemiyor olması nedeniyle pek dahil olmadığı tüketici hakem heyeti sürecine bazı kişiler danışmanlık sıfatıyla dahil olmuşlardır. Halbuki bu alan da yine avukatlara özgü bir alandır. Avukatların sıkça müdahil olmaması bu resmi durumu hukuken ortadan kaldırmaz. Danışmanlık şirketi maskesi altında komisyonculuk yapan bu şirketlerin durumu son zamanlarda Yargıtay'a da taşınmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2015/219, K.2015/4572 numaralı kararında,
Türk hukuk sisteminde hukuki konular itibariyle danışmanlık şirketlerinin kurulmasına olanak bulunmadığı, bu kapsamdaki işlerin avukatlara özgülendiği, davalı şirkete ait internet sitesinde süreç tamamlandığında ne kadar ücret ödeneceği veya tazminattan bu ücretin mahsup edilip edilmeyeceğinin belirsiz ve 3. kişileri yanıltıcı nitelikte olduğu ...
belirtilerek konuya açıklık getirilmiştir. Kısacası, avukatların çalışma alanına giren hukuki konularda her ne adla olursa olsun danışmanlık şirketi kurulamaz. Özellikle son zamanlarda mantardan hızlı türeyen bu şirketler umarım bu karardan sonra birer birer yok olacaklardır. Çünkü danışmanlık hizmeti verdiğini iddia eden şirketlerin büyük kısmı dolandırıcılık yapmaktadır. Özellikle hakem heyetleri konusunda danışmanlık yaptığını iddia eden kişilere itibar edilmemelidir. Nitekim Yargıtay'ın son kararıyla birlikte bu şirketlerin kuruluşunun bile hukuka aykırı olduğu açıkça tespit edilmiştir.

Sizin telefonunuzla size zarar vermelerine izin vermeyin!

Bu şirketlerce mağdur edilen vatandaşlarımızın sayısı korkunç boyutlara ulaşmıştır. İşin üzücü tarafı suçluların hak ettikleri cezaya çarptırılmamasıdır. Burada sizlerle paylaştığım örnekte durumu daha net göreceksiniz. Aşağıda müşteki ifade tutanağından bir bölümü aktarıyoruz:
... numarasından arayan bayan bir şahıs, "Ben ... danışmanlık şirketinden arıyorum, bankalardan kullanılan kredilerdeki kesintilerin yasal yollarla iadesi için danışmanlık hizmeti veriyoruz, sizin de ev kredisi kullandığınızı sistemden görüyoruz, rakama göre 1400 lira civarındaki bir parayı geri alabileceksiniz." diye bana taahhütte bulunması üzerine ne yapmam gerektiğini sordum, "Biz size gerekli evrakları kargo ile göndereceğiz, işlem için herhangi bir para ödemeyeceksiniz ancak gelen evrakları doldurup bulunduğunuz il veya ilçedeki tüketici hakları hakem heyetine vereceksiniz. Eğer siz 1400 lira parayı geri alabilirseniz bunun içinden 100 lirasını hizmet bedeli olarak alacağız." dedi. "Tamam," dedim ve "ne yapayım?" dediğimde "Evrakların size gönderilmesini kabul ediyorsanız iki kez EVET yazıp ...'e mesaj gönderin." demesi üzerine inandım ve bu numaraya iki tane mesaj gönderdim. Sonrasında ise telefonuma gelen mesajı gördüm ve okuduğumda ...'den gelen iki adet, "... web sitesinden 50 tl karşılığı ürün/hizmet satın alma işleminiz başarı ile gerçekleşmiştir tel: ..." içerikli (müştekinin rızası ile teslim alınan ... markalı cep telefonun gelen mesajlar bölümünde görülmüştür) mesajları görmem üzerine dolandırıldığımı anladım çünkü bana taahhüt edilen bu değildi, ödeme işlem sonrası eğer başarılı olunur ve iade edilen miktar olursa onun içinden kesilmesi suretiyle olacaktı. Ben de ...(operatör) müşteri hizmetlerini aradım ve durumu izah ederek sorduğumda kendilerinin bu durumda yapabilecekleri bir şey olmadığını, bu konudan dolayı davacı olmam gerektiğini söylediler. Bunun üzerine yine ... nolu telefonu birçok kez aradım ancak kimse açmadı ve sürekli olarak ulaşılamıyor diye uyarı verdi. Beni 100 lira dolandıran suçun faillerinin tespiti halinde davacı ve şikayetçiyim.
Olayda da gördüğünüz gibi danışmanlık kisvesi altında öyle profesyonelce yapıyorlar ki bu dolandırıcılığı, tüketiciye adlî şikayetten başka yol kalmıyor. Ancak adli makamlar da bu olaya pek bir şey yapamıyorlar. Aşağıda aynı olayla ilgili savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın (diğer bir deyişle takipsizlik kararının) bir bölümünü okuyabilirsiniz:
... müştekinin anlatımı dışında karşıdaki şahsın müştekiye ne dediğinin anlaşılamayacağı, müştekinin rızası ile iki kez ...'e EVET dediğinin kesinleştiği, müştekiye denilen taahhüdün sadece müştekinin beyanı ile tespit edildiği, ... Danışmanlık ile müşteki arasındaki konuşmanın bilinemeyeceğinden, olay hakkında müştekinin dolandırıldığına dair şüpheden uzak delil yokluğu nedeni ile olay hakkında takibata mahal olmadığına ... karar verildi.
Bu bölüm savcılık kararının gerekçesinin açıklandığı bölümdür ve dolandırıcıların nasıl profesyonelce hareket ettiğinin kanıtıdır. Mağdura hiçbir ispat yolu bırakmamış durumdalar. Bu durumda tüketiciye büyük iş düşüyor. Tüketiciler kendilerine ne söylenirse söylensin danışmanlık yapacağını iddia eden bu kişilere itibar etmemeliler. Böylece kişiler önceden ödedikleri paraları geri almak isterken boşu boşuna paralarını kaptırmış olmasınlar. Yukarıdaki olayda meblağ çok yüksek değil ancak dolandırıcılar mağdurun elini kolunu bağlayan yöntemlerle daha yüksek meblağlar da elde edebilirler. Bunun yanında küçük miktarlarla bile olsa birçok kişiyi dolandıran bu kişilerin suç vasıtasıyla kazandıkları paranın miktarını düşünebiliyor musunuz? Ancak netice itibariyle mağdurun cebinden çıkan miktar, suçun oluşmasında etkili değildir. Hileli yollarla ortaya çıkardıkları zarardan menfaat elde eden kişiler mevcuttur. O halde bu olayda suç oluşmuştur ancak ispat sıkıntısı yaşanmıştır.

Bunların yanında tüketicilere yönelik dolandırıcılığın bir çeşidi de kapı kapı dolaşarak yapılmaktadır. Bu yöntemle ürünler, ederinin iki üç katına satılabilmektedir. İnsanlar uzun taksit vaatleri, iade ve memnuniyet garantisi ile kandırılmaktadır. Aşağıda bu konudan mağdur olan kişilerden birinin iznini alarak paylaştığım ifadelerini okuyabilirsiniz:
Annem 1 ...'ta kapılara gelen pazarlamacılardan birini eve almış. Pazarlamacı çeşitli taktikler uygulayarak anneme piyasada 50 liraya dahi bulunabilen sağlık kemeri (tam adıyla: ... sağlık kemeri) ve bir adet ağrıları yok edici tens cihazı almış. (markaları: ..., internet sitesi: ...). Bu ikisine 300 liralık fatura imzalamış, her ay gelip taksidin birini alacaklarmış ama satıcı bayanın dediği gibi olmadı. Annemin ağrıları hiç kesilmedi. Ayın yirmi beşinde taksidi almaya gelen adama memnun olmadığını ve ürünün faydalı olmadığını bildirmiş ama satıcı gülerek "Olur mu öyle şey teyze! Sen almışsın bir kere. Satılan mal geri alınmaz! Eğer kablosunda bir şey varsa ancak onu tamir ederiz." demiş. Annem de "Paramız boşa gitti. Ürün hiç de dedikleri gibi çıkmadı. Boşu boşuna aldık. Hem de çok pahalıya aldık. İyileşeceğiz sandık." gibi laflar söylüyor. Bunun bir çaresi yok mu? 100 liralık ürünü 300 liraya almamızın yanı sıra biz bu üründen hiç memnun değiliz. Açıkçası çok zor durumdayız. Bu devirde 300 lira da az bir para değil.
Okuduğunuz üzere ürünleri satarken kullanılan tatlı dil, sonrasında kayboluyor. Hatta böyle durumlarda genellikle satan kişilerle para toplayan kişiler farklı oluyor. Satış esnasında verdikleri ve her zaman ulaşılabileceği taahhüdünü verdikleri telefon numaralarına da daha sonra ulaşılamıyor. Bu konuda tüketicilere önemle belirtiyoruz ki kapılara gelen satıcılardan hiçbir şey almamalılar. İhtiyaç duydukları ürünleri yetkili bayilerden mutlaka garanti belgesini imzalatarak almalılar. Yarın öbür gün ürünle ilgili bir problem olduğunda muhatap bulamama ihtimaliniz olan hiçbir yerden alışveriş yapmayınız!

Gerek teknolojik imkanların kullanılması ile yapılan gerekse eski usûlde klasik yöntemlerle yapılan dolandırıcılık faaliyetleri her geçen gün artıyor. Bu konuda görev adli makamlara düştüğü kadar tüketiciye de düşüyor.
Herkes haklarının bilincinde olmak zorunda!
Herkes vereceği kararı iki kez düşünmek zorunda!
Herkes güvenilir kişilerden alışveriş yapmak zorunda!
Herkes kötü niyetli kişilerden daha uyanık olmak zorunda!

------------------------------------SON------------------------------------

16 Şub 2015

Konu: Adım Adım Kredi Kartı Üyelik Bedellerinin Geri Alınması


Hatırlıyorum da ilk çıktığı zamanlar evlerde, iş yerlerinde, sokaklarda insanlara kredi kartı satmaya çalışıyorlardı. Aslında bu, insanları kredi kartı kolaylığına alıştırmak için bir yöntemdi. Bunun bir kolaylık değil, kolaycılık olduğu sonradan anlaşılacaktı. İnsanlar onsuz yapamaz hale gelip ekmeklerini bile kartla alma noktasına ulaştıklarında iş işten çoktan geçmişti. Çünkü ilk yıllarda sözleşmenin önemsiz bir maddesi olarak aksettirilen yıllık ücret, bankalara olan bağımlılık arttıkça yıldan yıla çok yüksek oranlarda zamlanarak fahiş miktarlara geldi.

Ancak hukuk düzeni böyle bir durum karşısında bankaların haksız menfaatini değil, vatandaşın cebini korumalıdır!

Son zamanlarda vatandaşlar, birinden çekip öbürünün borcunu ödemek için her bankadan bir kart sahibi olmaya başladılar. Bu durumda zaten harcadıklarını bile ödemekte zorlanırken bir de yıllık üyelik bedeli adı altında alınan haksız kesintiyle bir kez daha vatandaşın beli bükülmekte. Bu bedel, kredi kartından aniden kesildiği için ekstre kontrol etme alışkanlığı olmayan tüketiciler, hiç farkında bile olmadan ödemiş oluyorlar. Doğrusu bundan haberi olan tüketicilerin bile önüne öyle engeller çıkıyor ki kimisi de mecburen bu modern zorbalığa katlanıyor.

Hukuksuzca alınan bu bedele katlanmak zorunda değilsiniz!

Ancak şunu bilmelisiniz ki ekstreye yansıyan bedel için sadece paranızı geri alabilmek amacıyla hukuki yollara başvurabilirsiniz ve para iadesi için de haliyle önce bu haksız bedeli ödemiş olmanız gerekiyor. Yani bu bedelin alınacağı, bir madde halinde sözleşmelerde belirtildiği için gelecekte de yine böyle bir kesinti yapılacak. Ve siz de yine gerekli yollara başvurmak durumunda kalacaksınız. (Bazı sözleşmelerde açıkça böyle bir yıllık kart ücreti hükmü olmayabiliyor. Bu durum zaten hakem heyetinin veya mahkemenin kararında net bir şekilde tespit edilir. Eğer durumunuz bu şekilde ise sizden tekrar bir kesinti yapılmaması gerekir. Kararda da bu durum açıkça belirtilebilir. Belirtilmese bile banka bunu dikkate almalıdır.) Buradaki asıl saçmalık; gerek hakem heyetlerinin gerekse tüketici mahkemelerinin verdikleri kararlarla hukuksuz olduğu tekrar tekrar kanıtlanmasına rağmen kesin bir düzenleme ile bunun ortadan kaldırılmamasıdır. Bu yüzden tüketiciler haksız yere ödedikleri kendi paralarının peşine düşmek durumunda kalmaktalar. Bankalar da bunu bilmeyen veya geri almakla uğraşmayan tüketicilerden aldıkları paralarla güçlerine güç, servetlerine servet katmaktalar.

Son dönemde en azından, bankaların tüketicilere aidatsız kredi kartı sunması zorunlu hale getirildi. Bu tarihten sonrası için tüketicilerin aidatsız kartlara geçmeleri kendi menfaatlerine olduğundan bu haklarını kullanmalarını şiddetle tavsiye ediyoruz. Hatta tüm bankacılık işlemlerinizi, masrafsız bankacılık taahhüdü ile hizmet veren kurumlar vasıtasıyla yapmanız sizi öngörülemeyen pek çok kesintiden koruyacaktır.

Konuya bir giriş teşkil eden bu yazıdan sonra, daha önce ödemiş olduğunuz bedelleri pratik bir şekilde nasıl geri alabileceğinizin adım adım anlatılacağı yazı dizisinin ilk bölümüne aşağıdaki linkten ulaşabileceksiniz. Bu okuduğunuz yazı hariç yedi bölümden oluşacak yazı dizisi baştan sona bir bütün halinde değerlendirilmelidir. Tüketicilere faydalı olmasını dilerim.

6 Şub 2015

HAKLI TÜKETİCİ ~ SUNUM YAZISI



Tüketici kelimesi kapsam itibariyle son derece geniş bir kavram. Aslında hepimiz birer tüketiciyiz. Ancak aynı zamanda denklemin öbür tarafında da yer alan bazı kişiler kendilerinin de halihazırda birer tüketici olduklarını unutuyorlar. İşte bu unutmanın sonucunda, “tüketici”yi ezebildikçe ezmeye, sömürebildikçe sömürmeye uğraşıyorlar. İstisnasız hepimiz tüketici olduğumuza göre istisnasız hepimiz bir yerlerde sömürülüyoruz. Ancak devlet, zayıf durumda olan tüketiciyi korumaya yönelik düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Devlete bu yükümlülük, Anayasamızın 172. maddesinde verilmiştir:

T. C. Anayasası - Madde 172 – Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder.                                                                                                                         
Tüketiciyi korumaya yönelik kanunlar, yönetmelikler, tebliğler marifetiyle de bu yükümlülük yerine getirilmeye çalışılmaktadır. Ancak ne yazık ki bu kurallar mevcut olsa da birçok alanda tüketiciler, kendi haklarını aramak için yasal yollara başvurmak durumunda kalmaktadır. Bu bakımdan tüketiciler de haklarını bilmek ve hak arama usullerini öğrenmek zorundadırlar. Sitemizin isminin “Haklı Tüketici”  olmasının sebebi de, mevcuttaki haklarını bilmeyen tüketicilere haklarını bir ölçüde hatırlatmak ve bilinçli tüketici olma yolunda katkı sağlamaktır.

Bu amaçları taşıyan sitemizde ele alacağımız ilk mesele; bugüne kadar milyonlarca tüketicinin mağduriyetine sebep olan kredi kartı üyelik bedeli (aidat) meselesi olacak. Biliyoruz ki pek çok sitede bu konuyla ilgili çeşitli bilgiler var. Ancak biz burada bu konuyu hukuksal açıdan temellendirerek kolay anlaşılır olması için de adım adım ve daha derli toplu bir anlatım izleyeceğiz. Başlangıç olarak bu konuyu seçmemizin bir nedeni de bu konuda son dönemde artan dolandırıcılık vakalarına karşı tüketicinin elini güçlendirme düşüncemizdi. Mutlaka sizlere veya çevrenizdekilere de “Kredi kartı aidatlarını geri almanıza yardımcı olalım!” konulu telefonlar, mesajlar gelmiştir. İşte burada adım adım anlatılanlar sayesinde hiç bu dolandırıcılara para kaptırmadan, kendi kendinize, kolay ve ücretsiz bir şekilde bunları geri alabileceksiniz.

Mevcut düzende tüketicinin sorunları da hızla artıyor. Bu nedenle ilk konumuzdan sonra yazılarımıza hız kesmeden devam ederek sitemizin tüketici sorunları ile ilgilenen geniş bir platform olması için çalışacağız. Bu kapsamda tüketici hukukuyla ilgili mevzuat, faydalı siteler, haberler ve bunların yanında sitemizde sizden gelen şikayetlerin de yayınlanabileceği birer bölüm oluşturmayı düşünüyoruz.

Siz de hem bilinçlenmek hem de bize destek olmak için sağ panelden İzle (Follow) butonuna basarak sitemize takipçi olabilirsiniz. (Blogger bir Google hizmetidir. Blog takibi yapabilmeniz için Google hesabınız ile oturum açmanız istenir.)

Bu ilk yazımızın sitenin kurulma amacını da içeren bir sunuş niteliğinde olmasını istedik. Çok yakında asıl bilgilendirici yazılarımızla görüşmek üzere…

______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.