temyiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
temyiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nis 2016

Soru 9: Hakem Heyetine Başvurmadan İcra Takibi Yapılabilir Mi?

Tüketici Hakem Heyetlerinin verdiği kararlar, aynen bir mahkeme kararı gibi ilâmlı icraya konu olabilmektedir. Ancak hukukumuzda bir de herhangi bir ilâma veya ilâm niteliğinde bir belgeye dayanmadan gidilebilen ilâmsız (adi) icra yolu vardır. İşte buradaki soru da hakem heyetine başvurmadan söz konusu bu ilâmsız icra (adi takip) yolunun kullanılıp kullanılamayacağı ile ilgilidir.

Yargıtay'ın, 2015 yılında verdiği bir kararında "icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaat edilmesinin zorunlu olduğunu" belirtmesi üzerine, 2017 yılı Aralık ayında Tüketici Kanunu'nun 68. maddesinin 1. fıkrasına “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla” ibaresi eklendi.

Bu kanun değişikliğiyle amaçlanan, tüketici hukukunda Yargıtay'ın kısmen tıkadığı ilâmsız icra yolunu açmaktı. Görünüşe göre, söz konusu kanun değişikliği ile bu yol açılmış oldu. Yani artık tüketici hakem heyetine başvuru yapmadan icra takibi YAPILABİLMEKTEDİR!

İcra takibi BAŞLATILMASININ önünde hukuki bir engel yoktur! ANCAK yapılan bir ilamsız icra takibine, karşı tarafın itiraz etmesi halinde bu itirazı hükümden düşürerek takibe devam etmek çok uğraştırıcı bir süreçtir. Mevcut duruma göre; Tüketici Kanunu kapsamına giren bir uyuşmazlıkla ilgili olarak taraflardan biri ilamsız icra takibi başlatmış ve karşı taraf bu takibe tebliğden itibaren 7 gün içinde itiraz etmiş ise icra takibi durur. İcra takibini başlatan tarafın takibe devam edebilmek için itirazın iptali davası açması gerekir. İcra takibindeki uyuşmazlık miktarı Tüketici Hakem Heyeti parasal sınırları dahilinde olsa bile, adından da anlaşılacağı üzere bu bir “dava” olduğu için artık Hakem Heyetine gidilemez. Dolayısıyla itirazın iptali davası, uyuşmazlık miktarına bakılmaksızın Tüketici Mahkemesinin görev alanındadır. Temmuz 2020’de yapılan düzenleme ile Tüketici Mahkemesinde görülecek davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak bir dava şartı haline getirilmiştir. Bu bakımdan Tüketici Mahkemesinde bir dava açmak için öncelikle arabulucuya başvurulmalıdır. Arabuluculuk yöntemiyle anlaşma sağlanamazsa süreç sonunda düzenlenen son tutanak ile birlikte Tüketici Mahkemesinde dava açılabilir. İtirazın iptali davası da aynı şartlara tabidir. Özetle, “Yargıtay’ın tıkadığı ilamsız icra yolunu açan” söz konusu kanun değişikliği uyarınca eğer bir ilamsız icra takibi başlatılmış ve itiraz sonucu takip durmuşsa o zaman artık uyuşmazlık miktarına bakılmaksızın Tüketici Mahkemesinde itirazın iptali davası açılması gerekir ancak bu davayı açmak için de öncelikle arabulucuya başvurulması şarttır.

Esasen bu hukuki olarak da problemli bir konudur! Çünkü; her yıl yeniden belirlenmekte olan parasal sınırların yani hakem heyeti görev sınırlarının ] altında kalan uyuşmazlıklar için doğrudan mahkemeye gidilemez, fakat hakem heyetlerinin de icra takibine yapılan itirazları kaldırma veya iptal etme yetkisi yoktur! Bu durum Hakem Heyeti parasal sınırları içinde kalan uyuşmazlıklarda bir çelişki yaratmaktadır. Sorunu yukarıda özetlendiği şekilde çözmeye çalıştığımızda ufak miktarlı alacaklarda bile icraya yapılan itirazları kaldırmak için Tüketici Mahkemesinde dava açılması gerekmekte, dava açmak için de arabulucuya başvurmak zorunlu olduğundan süreç gereksizce uzamaktadır. Hatta sırf bu yüzden o icra takibini ortada bırakıp sanki hiç icra takibi yapmamış gibi en baştan hakem heyetine başvurmak bile insana neredeyse daha kolay gelebilir!

İşte bu nedenle biz, hakem heyeti görev sınırları içinde kalan uyuşmazlıklarla alakalı olarak, bu ilamsız icra yolunu kimseye TAVSİYE ETMİYORUZ!  Şu aşamada, doğrudan icra takibi başlatmak yerine yine eskisi gibi hakem heyetine başvuru yapmak, en azından tüketici hukukunda ilamsız icra takibine itiraz meselesi çözülünceye kadar çok daha garantili bir yöntemdir! Aksi halde tüketiciler, hakem heyetlerinde haksız dahi çıksalar ödemedikleri/ödemeyecekleri parayı icra masrafları için vermek zorunda kalabilir, kendilerini bilmedikleri süreçlerin içinde bulabilir, aynı zamanda bir hayli vakit de kaybedebilirler.

Şirketler tarafından haklarında icra takibi başlatılan tüketiciler de borçlu olmadıklarını düşünüyor iseler mutlaka ödeme emrinin kendilerine tebliğinden itibaren 7 gün içinde ilgili icra dairesine giderek takibe itiraz etmelidirler.

SONUÇ OLARAK, mevcut durumda hakem heyetine başvurmadan da hukuken icra takibi BAŞLATILABİLİR! Ancak biz yine de, her yıl yeniden belirlenen parasal sınırların altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurmadan icra takibi başlatılmasını yukarıda sayılan riskleri ve zorlukları nedeniyle şu an için tavsiye etmiyoruz.



(!) DİKKAT: ALTTAKİ AÇIKLAMA, ARALIK 2017'DEKİ KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCEKİ DURUMU DAHA DETAYLI ŞEKİLDE AÇIKLAMAKTA OLUP YALNIZCA GEÇMİŞE DAİR ARŞİV NİTELİĞİNDE BİR EK BİLGİ VERME VE YENİ DÜZENLEMENİN OLUMSUZ YÖNLERİNİ ETRAFLICA GÖZLER ÖNÜNE SERME AMACI TAŞIMAKTADIR. BAŞLIKTAKİ SORUNUN MEVCUT DURUMDAKİ GÜNCEL CEVABI İSE YUKARIDA İFADE EDİLENDEN İBARETTİR!

Oysa bu konu, daha öncesinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 18.03.2015 tarihli, 2015/10571 esas, 2015/8738 karar sayılı içtihadıyla hem akla hem de hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde açıklığa kavuşturulmuştu.
(Kararı indirmek için buraya tıklayabilirsiniz.)

Anılan karara göre; her yıl yeniden belirlenmekte olan hakem heyeti görev sınırlarının altında kalan uyuşmazlıklar için, icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaat edilmesi zorunluydu.  Bu kararın gerekçesi ise özetle şöyle açıklanmıştı:
"6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68. maddesi uyarınca, belirlenen miktarın altında kalan uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuru zorunludur. Yüksek yargı kararlarına göre tüketici hakem heyetleri 'mahkeme' niteliği taşımamaktadır. Buna rağmen TKHK m.70'in 2. fıkrası, tüketici hakem heyeti kararlarının tarafları bağlayacağını ve de İcra ve İflas Kanunu'nun ilâmların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirileceğini hükme bağlamıştır. Buna göre, kararları ilamlı icra yoluyla takip edilebilen Tüketici Hakem Heyetine müracaat etmeden ilamsız icra takibi yapmakta tüketicinin hukuki yararı yoktur. Bu durumda tüketici hakem heyetine müracaat edilip uyuşmazlıkla ilgili olarak bir karar almadan icra takibi yapılamayacağı gibi, Tüketici mahkemesinde de dava açılamaz. Buna karşın ilamsız icra takibi yapılır ve bu icra takibine itiraz edilir ise, itirazın iptali istemiyle tüketici hakem heyetine müracaat edilemez. Bu halde de, kanunun açık hükmü nedeniyle tüketici mahkemesinin, uyuşmazlığın esasıyla ilgili karar verme yetkisi bulunmamaktadır."
Görüleceği üzere, Aralık 2017'de kanuna sonradan eklenen ibare, bu kararda icraya itiraz söz konusu olduğunda doğacağı öngörülen sorunların hiçbirini çözmemektedir. Dolayısıyla bu örnekten de hukukta bir başvuru yolunun önünü açmanın sorun çözmek için tek başına yeterli olmayacağı, hatta -bununla mevcut sorunu çözmek şöyle dursun- başka tür sorunlara bizzat kaynak yaratılabileceği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Değişikliği yapanlar, tüketici hakem heyetlerinin iş yükünü azaltmayı amaçlarken icra dairelerinin iş yükünü artıracaklarını her nedense düşünmemişlerdir. Hâlbuki değişiklik öncesinde, mevcut iş yükü uyuşmazlık miktarına göre heyetler ve daireler arasında paylaşılmış durumdaydı.

Bununla beraber, esas olarak tüketiciyi korumak amacıyla çıkarılan bir kanun tüketicinin bu kadar aleyhine olacak şekilde değiştirilmemeliydi. Çünkü bu değişiklik sonrasında tüketiciler, en ufak bir borç için bile her an icraya verilebilecekler! Ayrıca önceden tüketiciler bu borçları için heyetlerde herhangi bir masraf ödemek zorunda da kalmıyorlardı şimdi ise tüm icra masrafları tüketicinin sırtına yüklenmiş olacak! Yaşanacak tüm hukuki karışıklık da cabası! Kısacası, her açıdan sayılamayacak kadar çok sakıncası olan bu değişikliğin bir an önce geri alınmasını temenni ederek konuyla ilgili yazılmış bir köşe yazısını alıntıladığım yazının bağlantısını buraya ekliyorum.

(!) DİKKAT (SON): KAFA KARIŞIKLIĞI YAŞAMAMAK İÇİN ÖNCE L
ÜTFEN YUKARIDAKİ "DİKKAT" YAZISINI OKUYUNUZ!




4 Nis 2016

Soru 7: Heyetin Kararına Nasıl İtiraz Edilir?

Tüketici Hakem Heyetinin verdiği karar her ne kadar uygulanması zorunlu kararlardan olsa da bu karara itiraz edilebilir. Taraflar, kararın kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde itirazlarını yapabilirler. Bu süre, hak düşürücü süredir. Yani bu süre geçtikten sonra artık itiraz edilemez ve karar kesinleşir. Bu nedenle sürelere titizlikle dikkat edilmelidir.

Ayrıca posta memuru geldiği zaman evde kimseyi bulamayıp tebligatı muhtara bırakmışsa, sizin muhtardan teslim aldığınız gün değil, tebligatın muhtara bırakıldığı gün tebliğ tarihi olarak kabul edilir. On beş günlük hak düşürücü süre de muhtara bırakıldığı bu tarihten itibaren başlar.

Tüketici Hakem Heyetinin kararına karşı itiraz, Tüketici Mahkemesinde yapılır. Yetkili mahkeme, tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesidir. Ancak o yerde bir Tüketici Mahkemesi bulunmuyorsa; Asliye Hukuk Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bu davaya bakar. Bunun için dava dilekçesinde mahkeme "Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)" şeklinde belirtilmelidir.

Mahkemeye itiraz bir dilekçeyle yapılır. Dilekçenizde olayları ve hukuki açıklamalarınızı belirttikten sonra delil olarak gösterdiğiniz evrakları da ekleyerek adliyedeki tevzi bürosuna teslim etmelisiniz. Tüketici olarak tüketici mahkemelerinde açacağınız davalar harçtan muaf tutulmuştur. Bu nedenle dava açarken sadece masraflar için gider avansı yatırırsınız. Dava sonunda haklı çıkmanız durumunda bu yatırdığınız avansı da davalıdan geri alırsınız.

Bir karara itiraz edilmiş olması, o kararın icrasını durdurmaz. Ancak talep edilmesi şartıyla hâkim, hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Bunun için dava açılırken dilekçe, "ihtiyati tedbir talepli" olarak verilebilir.

İnceleme, çoğu zaman evrak üzerinden yapılır. Dolayısıyla taraflar duruşmaya dahi çağrılmadan kendilerine nihai karar tebliğ edilir. Ancak mahkemeye sunulan dava dilekçesinde duruşma talep edilebilir.

Hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir. Yani temyiz edilemez. Mahkeme, itiraz edenin lehine de karar verse aleyhine de karar verse başka bir başvuru merci artık kalmamıştır. Mahkeme kararı, kararı veren mahkeme tarafından ilgili tüketici hakem heyetine de gönderilir.

Hakem heyetinin tüketiciyi haklı bulduğu bir karara karşı itiraz edilmiş ve mahkeme bu itirazı kabul ederek tüketiciyi haksız bulmuş ise, tüketici aleyhine, avukatlık asgari ücret tarifesine göre nispi tarife üzerinden vekâlet ücretine hükmedilir ve ödenecek tutar mahkeme kararında belirtilir. Ne yazık ki bazen bu durum, gerçekte haklı olan tüketicinin hakkına kavuşamamasının yanı sıra bir de zarara uğramasına yol açmaktadır.


18 May 2015

Bölüm 4: Tüketici Mahkemesinde İtiraz


Önceki yazımızda tüketici hakem heyetinin kararı detaylıca açıklanmıştı.

Bu karardan sonra başvurusu olumsuz sonuçlanan tüketiciler isterlerse basit bir dava dilekçesiyle mahkemede bu karara itiraz edebilirler. ("Heyetin kararına nasıl itiraz edilir?" başlıklı yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.) Neticede hakem heyetinin kararı her şeyin sonu değil. Heyete başvuru yalnızca yasal bir zorunluluktur, asıl mercî ise tüketici mahkemeleridir. Bu yazıların devamında doğrudan doğruya bu konudan bahsedilmeyecek olsa da bu bedelin hukukî mesnetsizliğine ilişkin buradaki teorik bilgilerden ve açıklamalardan yararlanarak dava dilekçenizi oluşturabilirsiniz. Bu şekilde yapılan itiraz sonucunda verilmiş bir gerekçeli kararı örnek olması için burada paylaşıyoruz. Dava dilekçenize emsal karar olarak ekleyebilirsiniz. Ancak itiraz ederken sizin hakkınızda verilecek mahkeme kararının kesin yani temyiz yolu kapalı olduğunu lütfen unutmayınız.

Başvurunuz olumlu sonuçlandığında ise iki ihtimalden bahsetmiştik. İyi ihtimal: banka itiraz etmeden karara uyarsa paranıza hemen kavuşacaksınız ve bu yazı dizisini okumaya devam etmenize de gerek kalmayacak! Ancak kötü ihtimal olursa yani elinize bankanın karara itiraz ettiğini söyleyen bir kağıt ulaşırsa kendinizi bir anda davalı konumunda bulabilirsiniz. İşte bu yazıda mahkeme aşamasına dair bilgilere ulaşacaksınız.

Ama önce şu soruyu soralım:
Bankalar müşterilerini neden mahkemeye veriyor?
Cevaplayalım:
Çünkü onlar her halükarda kârlı çıkıyorlar da ondan.
Şöyle açıklayalım:
Hakem heyetine bu konuyla ilgili hiç şikayette bulunmayan bir müşteri üzerinden bankalar doğrudan doğruya haksız kazanç elde ediyorlar. Ancak heyete başvuran ve başvurusu olumlu sonuçlanan bir müşteri, hakkını aramakla bankaları bir külfete sokmuş oluyor. Bankalara tanınan itiraz yolu ise somut olayı bir üst merciye taşımak suretiyle onlara yeni bir kurtuluş şansı tanımış oluyor. Eğer davayı kazanırlarsa heyetin kararına göre ödemekle yükümlü oldukları borçtan kurtulmuş olacaklar; davayı kaybederlerse de zaten ödemek zorunda oldukları bir parayı ödeyecekler! Yani dava açıp kaybettiler diye ek bir ödeme yapmayacaklar, heyet kararını aynen uygulayacaklar. Anlayacağınız bu, bankalar için tam bir "taş atıp kolu yorulmama" durumu! Aynı zamanda dava açmak onlara ek zaman da kazandırmakta. Türkiye'de yargının ağır işlemesi, davaların geç sonuçlanması göz önüne alındığında bu ek zamanın hiç de küçümsenmeyecek bir süre olduğunu da belirtelim. Kısacası; siz hakkınız olan parayı hem daha geç alacaksınız, hem de bankayla davalık olmanın stresini yaşayacaksınız ancak banka itirazı sonucunda sadece "zaten uygulaması gereken" heyet kararını uygulamaya mahkum edilecek. O da mahkeme bankayı haklı bulup heyetin kararını iptal etmezse! Artık bu sistem, bankaların tek taraflı olarak borç kaydedip bunu müşterilerinden tahsil edip ses çıkarmayanların paralarına konarak, ses çıkaran milyonlarca insanın paralarını da aylarca karşılıksız şekilde değerlendirdikten sonra istemeye istemeye iade etmek zorunda kalmasına döndü. Bunun adaletle, akılla, mantıkla bağdaşır yanı yok!

Lafı daha fazla uzatmadan davanın gidişatına geçersek;
Tensip tutanağının tarafınıza tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde sizden bir cevap dilekçesi yazmanız istenir. Olaya dair açıklamalarınızın olduğu, daha çok bu bedelin hukukî dayanaksızlığına ilişkin görüşlerinizi dile getirdiğiniz ve varsa delillerinizi de eklediğiniz bir dilekçe, cevap dilekçesi yerine geçecektir. Aslında bu dilekçeyi vermek zorunlu değil! Ancak daha sonra pişmanlık yaşamamak için size tanınan kendinizi ifade etme hakkını kullanmanız önemli. Bir sonraki yazımızda sizin de apaçık göreceğiniz gibi bankaların iddiaları çarpıtmalarla ve yanlışlarla dolu. Bu yanlışları ve çarpıtmaları tespit edip mahkemeye sunmazsanız haklıyken haksız duruma düşebilirsiniz. Ayrıca davanızı görecek hakim açısından da dilekçeniz önemli olabilir. Çünkü hakim, sizin konuyu umursamadığınızı düşünürse bu davayı aleyhinize sonuçlandırabilir. Bu aşamada size verilen iki haftalık süre, kesin süredir. Yani verilen süre içinde gerekeni yapmazsanız daha sonra delil ve cevap sunma hakkınız olmayacak!

Tutanağın elinize geçmesiyle birlikte e-devlet adlı resmî siteden adınıza açılmış bu davayı kontrol edebilirsiniz. Siteye şifre kullanarak girmeniz halinde yalnızca davanın taraflarını ve varsa duruşma tarihlerini takip edebiliyorsunuz. Ancak mobil imza veya e-imza gibi gelişmiş güvenlik seçenekleriyle girdiğiniz takdirde dava dosyasının tamamına ulaşabilmektesiniz. Her ne kadar bu dava için gerek olmasa da başka önemli davalarınızda dosyanın içeriğini görmek isterseniz bu seçenekleri kullanabilirsiniz.

Mahkemeden gelen tensip tutanağının ekinde bankanın dava dilekçesi de bulunacaktır. Bu tür dava dilekçelerinin bir örneğine şuradan ulaşabilirsiniz. Muhtemelen size gelen dilekçede de benzer ifadeler olacaktır. Banka avukatları ne kadar savunursa savunsun bu bedelin hukuken dayanaksız olduğunu yazıların devamında açıklayacağız. Bu açıklamalarımızda mümkün olduğu kadar teorik, sistematik bilgiler vermeye çalışacağız.

➤ Okuyucular açıklamaları okuyup BURADAN indireceği boş dava cevap dilekçesini kendine uygun bilgiler ve açıklamalarla doldurmalıdır. Örnek dilekçede size yazılmış "NOT"lar ve sizin doldurmanız için bırakılmış boşluklar mevcut. Dilekçeyi baştan sona okuyun ve daha sonra bu not ve açıklamaları silin. Dilekçenizi sadece kendi somut olayınıza uygun şekilde doldurunuz. Sizinle ilgili olmayan ifade ve açıklamaları dilekçeden çıkartın. Unutmayınız ki okumadan mahkemeye sunduğunuz her ifade, daha sonra sizi zor durumda bırakabilir. Bu yazı dizisinde sizin olayınıza uygun açıklamalar mutlaka bulacaksınız. Dilekçenizi işte bu uygun açıklamalarla doldurmalısınız. Dilekçenizde tensip tutanağından ulaşabileceğiniz şu iki bilgiyi belirtmeyi özellikle unutmayınız:
- Dilekçenin en üstüne mahkemenin tam adını yazınız.
- Dosyanın esas numarasını ilgili bölüme yazınız. Bu numara davanın açıldığı yıl ile başlayan ve sizin davanıza özel olarak verilen bir numaradır.

Dilekçedeki olaylar ve açıklamalar kısımlarına kendi olayınıza uygun başka yazılar da ekleyebilirsiniz. Örneğin benim tanık olduğum bir olayda banka, on yıllık aidatların iadesini içeren karara itiraz ederken; sadece bir yıllık aidatın iadesini içeren bir başka kararı ise derhal yerine getirdi. Tarafları ve konusu aynı olan, aynı hükme bağlanan kararların birinde haksız olduğunu kabul edip diğerinde ise etmeyerek direnen bankanın tutarlı bir davranış sergilediğini söylemek mümkün değildir. Bu nedenle dava devam ederken ikinci karar gereğince bankanın yaptığı ödemeyi gösteren ibranamenin bir fotokopisi mahkemeye delil olarak sunuldu. Bu delil, aynı bankanın aynı konuyla ilgili tüketici lehine verilen bir diğer kararı hiç itiraz etmeden yerine getirdiğini mahkemeye göstermiştir.

Deliller kısmına yazdığınız her şeyi dilekçe ekinde sunmayabilirsiniz. Zira mahkeme de hakem heyetinden ilgili dosyanın bir bütün halinde celbini isteyecektir. Yahut da o delil sizden önce davacı tarafından zaten mahkemeye sunulmuş olabilir. Mesela, söz konusu hakem heyeti kararı bankanın itiraz dilekçesi ile birlikte zaten mahkeme dosyasına girmiş olacaktır. Aynı belgeyi dosyaya tekrar koymak gereksizdir. Ancak bu kararın sizin delilleriniz arasında da ismen sayılması önemlidir.

Bankaya başvuru yaptığınıza dair elinizde bulunan bir belgeyi ekleyebilirsiniz. Çünkü banka sizi bu bedele daha önce hiç itiraz etmemekle suçlayacaktır. Sunacağınız posta alındısı, faks gönderildi raporu gibi evraklar bu ithama bir cevap niteliğindedir.

Dilekçeye bazı emsal kararları ekleyebilirsiniz. Fakat dilekçenize örnek vermek amacıyla yazdığınız her kararın bir örneğini eklemek son derece lüzumsuzdur. Yukarıda da paylaştığım örnek bir mahkeme kararına şuradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca on yıllık bedel iadesi almak istiyorsanız buradaki  Yargıtay kararını da eklemeniz yerinde olacaktır.

Tüm bu işlemleri tamamladıktan sonra davaya cevap dilekçesi ve eklerini, davalı olduğunuz mahkemenin kalemine ya da adliyede bu iş için görevlendirilmiş büroya elden teslim etmelisiniz. Bunu da yaptıktan sonra beklemekten başka yapacak bir işiniz kalmıyor. Davanız duruşma yapılmaksızın evrak üzerinden incelenecekse karar, evinize tebligat olarak gönderilecektir. Mahkemenin gerekçeli kararının hüküm (son) kısmında, "davacı banka tarafından açılan davanın (yapılan itirazın) reddine"  veya "tüketici hakem heyeti kararının onanmasına" şeklinde ifadelerin olması artık bu davanın kesin (yani yargı yolu kapalı) olarak sizin lehinize sonuçlandığını anlatmaktadır. Dava lehinize sonuçlandıysa hemen banka şubesine gidip paranızı talep edebilirsiniz. Paranın iade süreciyle ve bu süreçte imzalayacağınız ibranameyle veya ilamlı icrayla ilgili olarak bir önceki yazıda yaptığım açıklamalar işinize yarayabilir.

Bundan sonraki yazılar, kredi kartı üyelik bedelinin hukuken hiçbir dayanağı olmadığını açık kanıtlarla ifade edecektir. Bankaların iddiaları tek tek yanıtlanacaktır. Bir sonraki yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.