22 Şub 2016

Soru 1: Hakem Heyetine Başvurmak Zorunlu Mu?

Bu sorunun asıl cevabı doğrudan doğruya sizin uyuşmazlığınıza konu olan değerle alakalıdır. Çünkü belli bir miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hemen mahkemeye gidemezsiniz! (Bu uyuşmazlıklar için hakem heyetine başvurmadan icra takibi yapılıp yapılamayacağı ile ilgili ayrıntılı cevap ve açıklama için tıklayınız.)
İşte bu durumda sizin için, heyete başvuru zorunlu hale gelir.

Altında kalan miktarlar için heyete başvurunun zorunlu olduğu sınır, her yılın sonunda, yeni yılın başından itibaren geçerli olmak üzere yeniden belirlenir. Dolayısıyla görevli heyetin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır. Yani başvuru hangi yıl yapılacaksa o yıl için çıkarılmış tebliğe bakılmalıdır. Bu yıl için başvurularda uygulanacak sınırları sitemizdeki "mevzuat" başlığı altından "teğliğler" altbaşlığına tıklayarak buradan öğrenebilirsiniz.

Bu sınırın üzerindeki uyuşmazlıklar için kural olarak heyete başvuru yapılamaz. Ancak eğer başvurunuz, tek bir uyuşmazlıkla ilgiliyse sınırları aşan kısımdan feragat ederek tüketici hakem heyetine müracaat edebilirsiniz. Unutmayın ki bu durumda, parasal sınırları aşan kısım için tekrar tüketici hakem heyetine başvuru yapılamaz!

Bunun dışında, tüketiciler, arabulucu, ombudsman ve nadiren de tahkim gibi alternatif uyuşmazlık çözüm mercilerine de kendi mevzuatlarına göre başvuru yapabilirler.


15 Şub 2016

Konu: Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkes, bir gün bir şekilde haksızlığa uğrayabilir. Bu bakımdan Tüketici Hakem Heyetleri, hepimizin çok iyi bilmesi gereken bir konu. Ne var ki buna ilişkin doğru bilgiler kanun, yönetmelik gibi hukuki metinlerde geçiyor. Dolayısıyla da tüketiciler tarafından pek okunmuyor.

Biz de bu yazı dizisiyle birlikte herkesin aklına takılan soruları mevzattan referanslar vererek yanıtlamaya çalışacağız. Bu yolla tüketiciler kafalarına takılan soruların en azından bir kısmının cevabına kolaylıkla ulaşabilecekler.
Tüketici Hakem Heyetleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Aşağıdaki listeden cevabını öğrenmek istediğiniz soruya tıkladığınızda cevap sayfasına yönlendirileceksiniz. Bu konuyla ilgili olarak yeni bir soru-cevap hazırladığımızda da yine aşağıdaki listeye ekleyerek tamamına toplu bir şekilde ulaşmanıza imkan sağlayacağız.

Son olarak, burada cevabını bulamadığınız bir konu olduğunda sitemizdeki "Mevzuat Dizini"ni kullanarak mevzuat üzerinden araştırma yapabileceğinizi de hatırlatmak isteriz.

------------------------------------SON------------------------------------

14 Eyl 2015

Konu: Dolandırıcılık Mağduru Olmayın!

Dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenmiş malvarlığına yönelik bir suçtur. Bu suçun temelinde hileli davranışlar vardır. Ancak bir hileli davranışın dolandırıcılık suçu teşkil etmesi için ortaya bir zararın çıkması ve bu zarardan biri veya birilerinin yararlanması gerekmektedir. Bununla beraber kişinin dolandırıldığının ispatlanabilir nitelikte olması da önem taşımaktadır.

Günümüzde teknolojik imkanların çok ilerlemesi yüzünden dolandırıcılık yöntemleri de artmıştır. Telefon, internet gibi kitle iletişim araçları maalesef kötü niyetli kişilerce sıklıkla kullanılmaktadır. Bizim sitemiz de bir tüketici platformu olduğundan bu çok kapsamlı suçun ancak tüketicileri ilgilendiren bir iki noktasına değinebileceğiz.

Birkaç yıldır insanların, "Yıllardır ödediğiniz kredi kartı aidatlarını ve kullandığınız tüketici kredisi kesintilerini geri alıyoruz!" diyen dolandırıcılar tarafından arandıkları sıkça duyuluyor. Bazı kötü niyetli kişiler bu amaçla internet sitesi bile kurmuş durumdalar. İnsanların kendi haklarını ararken bile dolandırılması hiç şüphesiz çok vicdansızca bir harekettir! Tüketiciler tüm hak arama işlemlerini aracısız ve ücretsiz bir şekilde kendi kendilerine yapabileceklerini bilmiyor olabilirler. Bu işlemler onlara çok karışık ve takip edilemez geliyor olabilir. Ancak bu konuda tüketicilere yol gösteren birçok dernek ve birlik var. Biz de siteyi kurarken üzerimize düşen sorumluluk gereği ilk olarak bu alana yöneldik ve tüketicilere bu konuyu adım adım açıkladık. O yazımıza şuradan ulaşabilirsiniz.

Elbette ki tüketici hakem heyetlerinde taraflar, avukatla da temsil edilebilir. Ancak tarafların avukatla temsil edilmesi durumunda, tüketici hakem heyetleri tarafından lehine karar verilen tarafın avukatına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmez. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.70/1'de de bu husus düzenlenmiştir. İşte bu konudaki dolandırıcılığın ortaya çıkışı da buradan olmuştur. Avukatların vekalet ücretine hükmedilemiyor olması nedeniyle pek dahil olmadığı tüketici hakem heyeti sürecine bazı kişiler danışmanlık sıfatıyla dahil olmuşlardır. Halbuki bu alan da yine avukatlara özgü bir alandır. Avukatların sıkça müdahil olmaması bu resmi durumu hukuken ortadan kaldırmaz. Danışmanlık şirketi maskesi altında komisyonculuk yapan bu şirketlerin durumu son zamanlarda Yargıtay'a da taşınmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2015/219, K.2015/4572 numaralı kararında,
Türk hukuk sisteminde hukuki konular itibariyle danışmanlık şirketlerinin kurulmasına olanak bulunmadığı, bu kapsamdaki işlerin avukatlara özgülendiği, davalı şirkete ait internet sitesinde süreç tamamlandığında ne kadar ücret ödeneceği veya tazminattan bu ücretin mahsup edilip edilmeyeceğinin belirsiz ve 3. kişileri yanıltıcı nitelikte olduğu ...
belirtilerek konuya açıklık getirilmiştir. Kısacası, avukatların çalışma alanına giren hukuki konularda her ne adla olursa olsun danışmanlık şirketi kurulamaz. Özellikle son zamanlarda mantardan hızlı türeyen bu şirketler umarım bu karardan sonra birer birer yok olacaklardır. Çünkü danışmanlık hizmeti verdiğini iddia eden şirketlerin büyük kısmı dolandırıcılık yapmaktadır. Özellikle hakem heyetleri konusunda danışmanlık yaptığını iddia eden kişilere itibar edilmemelidir. Nitekim Yargıtay'ın son kararıyla birlikte bu şirketlerin kuruluşunun bile hukuka aykırı olduğu açıkça tespit edilmiştir.

Sizin telefonunuzla size zarar vermelerine izin vermeyin!

Bu şirketlerce mağdur edilen vatandaşlarımızın sayısı korkunç boyutlara ulaşmıştır. İşin üzücü tarafı suçluların hak ettikleri cezaya çarptırılmamasıdır. Burada sizlerle paylaştığım örnekte durumu daha net göreceksiniz. Aşağıda müşteki ifade tutanağından bir bölümü aktarıyoruz:
... numarasından arayan bayan bir şahıs, "Ben ... danışmanlık şirketinden arıyorum, bankalardan kullanılan kredilerdeki kesintilerin yasal yollarla iadesi için danışmanlık hizmeti veriyoruz, sizin de ev kredisi kullandığınızı sistemden görüyoruz, rakama göre 1400 lira civarındaki bir parayı geri alabileceksiniz." diye bana taahhütte bulunması üzerine ne yapmam gerektiğini sordum, "Biz size gerekli evrakları kargo ile göndereceğiz, işlem için herhangi bir para ödemeyeceksiniz ancak gelen evrakları doldurup bulunduğunuz il veya ilçedeki tüketici hakları hakem heyetine vereceksiniz. Eğer siz 1400 lira parayı geri alabilirseniz bunun içinden 100 lirasını hizmet bedeli olarak alacağız." dedi. "Tamam," dedim ve "ne yapayım?" dediğimde "Evrakların size gönderilmesini kabul ediyorsanız iki kez EVET yazıp ...'e mesaj gönderin." demesi üzerine inandım ve bu numaraya iki tane mesaj gönderdim. Sonrasında ise telefonuma gelen mesajı gördüm ve okuduğumda ...'den gelen iki adet, "... web sitesinden 50 tl karşılığı ürün/hizmet satın alma işleminiz başarı ile gerçekleşmiştir tel: ..." içerikli (müştekinin rızası ile teslim alınan ... markalı cep telefonun gelen mesajlar bölümünde görülmüştür) mesajları görmem üzerine dolandırıldığımı anladım çünkü bana taahhüt edilen bu değildi, ödeme işlem sonrası eğer başarılı olunur ve iade edilen miktar olursa onun içinden kesilmesi suretiyle olacaktı. Ben de ...(operatör) müşteri hizmetlerini aradım ve durumu izah ederek sorduğumda kendilerinin bu durumda yapabilecekleri bir şey olmadığını, bu konudan dolayı davacı olmam gerektiğini söylediler. Bunun üzerine yine ... nolu telefonu birçok kez aradım ancak kimse açmadı ve sürekli olarak ulaşılamıyor diye uyarı verdi. Beni 100 lira dolandıran suçun faillerinin tespiti halinde davacı ve şikayetçiyim.
Olayda da gördüğünüz gibi danışmanlık kisvesi altında öyle profesyonelce yapıyorlar ki bu dolandırıcılığı, tüketiciye adlî şikayetten başka yol kalmıyor. Ancak adli makamlar da bu olaya pek bir şey yapamıyorlar. Aşağıda aynı olayla ilgili savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın (diğer bir deyişle takipsizlik kararının) bir bölümünü okuyabilirsiniz:
... müştekinin anlatımı dışında karşıdaki şahsın müştekiye ne dediğinin anlaşılamayacağı, müştekinin rızası ile iki kez ...'e EVET dediğinin kesinleştiği, müştekiye denilen taahhüdün sadece müştekinin beyanı ile tespit edildiği, ... Danışmanlık ile müşteki arasındaki konuşmanın bilinemeyeceğinden, olay hakkında müştekinin dolandırıldığına dair şüpheden uzak delil yokluğu nedeni ile olay hakkında takibata mahal olmadığına ... karar verildi.
Bu bölüm savcılık kararının gerekçesinin açıklandığı bölümdür ve dolandırıcıların nasıl profesyonelce hareket ettiğinin kanıtıdır. Mağdura hiçbir ispat yolu bırakmamış durumdalar. Bu durumda tüketiciye büyük iş düşüyor. Tüketiciler kendilerine ne söylenirse söylensin danışmanlık yapacağını iddia eden bu kişilere itibar etmemeliler. Böylece kişiler önceden ödedikleri paraları geri almak isterken boşu boşuna paralarını kaptırmış olmasınlar. Yukarıdaki olayda meblağ çok yüksek değil ancak dolandırıcılar mağdurun elini kolunu bağlayan yöntemlerle daha yüksek meblağlar da elde edebilirler. Bunun yanında küçük miktarlarla bile olsa birçok kişiyi dolandıran bu kişilerin suç vasıtasıyla kazandıkları paranın miktarını düşünebiliyor musunuz? Ancak netice itibariyle mağdurun cebinden çıkan miktar, suçun oluşmasında etkili değildir. Hileli yollarla ortaya çıkardıkları zarardan menfaat elde eden kişiler mevcuttur. O halde bu olayda suç oluşmuştur ancak ispat sıkıntısı yaşanmıştır.

Bunların yanında tüketicilere yönelik dolandırıcılığın bir çeşidi de kapı kapı dolaşarak yapılmaktadır. Bu yöntemle ürünler, ederinin iki üç katına satılabilmektedir. İnsanlar uzun taksit vaatleri, iade ve memnuniyet garantisi ile kandırılmaktadır. Aşağıda bu konudan mağdur olan kişilerden birinin iznini alarak paylaştığım ifadelerini okuyabilirsiniz:
Annem 1 ...'ta kapılara gelen pazarlamacılardan birini eve almış. Pazarlamacı çeşitli taktikler uygulayarak anneme piyasada 50 liraya dahi bulunabilen sağlık kemeri (tam adıyla: ... sağlık kemeri) ve bir adet ağrıları yok edici tens cihazı almış. (markaları: ..., internet sitesi: ...). Bu ikisine 300 liralık fatura imzalamış, her ay gelip taksidin birini alacaklarmış ama satıcı bayanın dediği gibi olmadı. Annemin ağrıları hiç kesilmedi. Ayın yirmi beşinde taksidi almaya gelen adama memnun olmadığını ve ürünün faydalı olmadığını bildirmiş ama satıcı gülerek "Olur mu öyle şey teyze! Sen almışsın bir kere. Satılan mal geri alınmaz! Eğer kablosunda bir şey varsa ancak onu tamir ederiz." demiş. Annem de "Paramız boşa gitti. Ürün hiç de dedikleri gibi çıkmadı. Boşu boşuna aldık. Hem de çok pahalıya aldık. İyileşeceğiz sandık." gibi laflar söylüyor. Bunun bir çaresi yok mu? 100 liralık ürünü 300 liraya almamızın yanı sıra biz bu üründen hiç memnun değiliz. Açıkçası çok zor durumdayız. Bu devirde 300 lira da az bir para değil.
Okuduğunuz üzere ürünleri satarken kullanılan tatlı dil, sonrasında kayboluyor. Hatta böyle durumlarda genellikle satan kişilerle para toplayan kişiler farklı oluyor. Satış esnasında verdikleri ve her zaman ulaşılabileceği taahhüdünü verdikleri telefon numaralarına da daha sonra ulaşılamıyor. Bu konuda tüketicilere önemle belirtiyoruz ki kapılara gelen satıcılardan hiçbir şey almamalılar. İhtiyaç duydukları ürünleri yetkili bayilerden mutlaka garanti belgesini imzalatarak almalılar. Yarın öbür gün ürünle ilgili bir problem olduğunda muhatap bulamama ihtimaliniz olan hiçbir yerden alışveriş yapmayınız!

Gerek teknolojik imkanların kullanılması ile yapılan gerekse eski usûlde klasik yöntemlerle yapılan dolandırıcılık faaliyetleri her geçen gün artıyor. Bu konuda görev adli makamlara düştüğü kadar tüketiciye de düşüyor.
Herkes haklarının bilincinde olmak zorunda!
Herkes vereceği kararı iki kez düşünmek zorunda!
Herkes güvenilir kişilerden alışveriş yapmak zorunda!
Herkes kötü niyetli kişilerden daha uyanık olmak zorunda!

------------------------------------SON------------------------------------

17 Ağu 2015

Bölüm 7: Kredi Kartı Aidatları Hakkındaki Yazılarımızı Bitirirken...

Bundan önceki yazımızda kart bedelleri hakkında Yargıtay'ın görüşünü öğrenmeye çalıştık. Ancak görüldüğü üzere Yargıtay, henüz bu konuda net bir karar verebilmiş değil! Yılda farklı farklı görüşleri savunduğu çeşitli kararlara imza atarak her iki tarafa da tabiri caizse göz kırpıyor Yargıtay. Maalesef bankaları cesaretlendiren de işte bu durum!

Aslına bakılırsa Yargıtay'ın net bir görüş bildirmemesinin bir sebebi de kanun koyucu otoritenin konuyla ilgili açık düzenleme yapmamasıdır. Bankaların sundukları kredi kartı hizmetleri hakkında tüketiciyi koruyan açık bir yasal düzenlemeye acil ihtiyaç var.

Ancak yine de mevcut hukuki göstergeler, bankaların herhangi bir ad altında kredi kartı ücreti almasına engel teşkil ediyor. Neticede bankaların müşteriden tahsil edebilecekleri ücretler kalem kalem bellidir. Yâni böyle bir bedele açıkça yasal dayanak verilmediyse o para müşteriden hiçbir surette alınmamalıdır. Umarım Yargıtay bir daha bankaların müşteri aleyhinde kullanabilecekleri hiçbir karara imza atmaz ve böylece tüketiciyi sömürenlerin eline bir koz vermiş olmaz.

Bankalar da, oksimoron bir ifadeyle açıklamak gerekirse, yasal hırsız olmaktan vazgeçmek zorundalar. Müşterilerini artırmak için türlü türlü reklamlar, alışveriş kampanyaları, karşılıksız puan hediyeleri vs. yapan bankalar her nedense mevcut müşterilerini çantada keklik olarak görüyorlar ve onları sömürmekten geri kalmıyorlar. Bu sömürüye bir son vermek için hakkını arayanları ise kendi parasının peşinde süründürmeyi tercih ediyorlar.

Hatta bu işleri kendi kendine takip edemeyeceğini düşünen kişiler, bir de sözde danışmanlık şirketlerinin dolandırıcılığına maruz kalıyorlar. Ne yazık ki son zamanlarda bu konuda dolandırıcılık çok artmış durumda. Bu vesileyle şu anki yazı dizisinden sonra dolandırıcılık konusuyla ilgili bir yazı kaleme alacağız. Ancak konu itibariyle farklı olduğundan bu diziden bağımsız olacak. Yazıyı okumak isteyenler buraya tıklayarak ulaşabilirler.

Burada da tekrar belirtelim ki bu konuda hiçbir danışmana veya danışmanlık şirketine ihtiyacınız yok. Tüm işlerinizi burada anlatılanlar rehberliğinde kendiniz takip edebilirsiniz. Haksız yere sizden alınan kredi kartı bedellerini tüm kişi ve kurumlardan bağımsız, kendi kendinize ücretsiz bir şekilde alabilirsiniz.

Yazı dizisi boyunca detaylıca açıklanan tüm gerekçeler doğrultusunda haksız şart kabul edilmesi gereken ve hiçbir hizmet karşılığı olmaksızın alınan bu bedeller hukuken batıldır. Yani geçersizdir. Gelinen aşamada, çeşitli tüketici mahkemeleri ve Yargıtay kararıyla da "kredi kartı aidat ücretlerinin haksız şart niteliğinde ve tüketiciden tahsilinin haksız olduğu sabitlenmiştir." Bu nedenle Tüketici Sorunları Hakem Heyetlerinin tüketici lehine karar vermesi ve bu kararlara yapılan itirazların mahkemelerce reddedilmesi gerekmektedir.

Unutmayın ki bu yazı dizisi sadece kredi kartlarıyla ilgilidir. Yazıların içinde geçen tüm kart terimleri, kredi kartı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla burada geri alınabileceği iddia edilen aidatlar, kredi kartlarından yapılan kesintilerdir. Vadesiz hesaplara ait bankamatik kartlarından alınan hesap işletim ücreti, bu yazı dizisinin kapsamı dışındadır.

Son olarak yapmamız gereken zorunlu hukuki açıklama şudur: Burada yazılanlar tüketicilere yalnızca yol gösterme amacı taşımaktadır. Açıklananları uygulayıp uygulamamak tüketiciye/okuyucuya kalmıştır. Sitemiz, yazılanların uygulanmasıyla elde edilecek kazançlarla ilgilenmediği gibi doğabilecek maddi zararlardan da sorumlu tutulamaz.

------------------------------------SON------------------------------------

13 Tem 2015

Bölüm 6: Yargıtay Kararlarında Kredi Kartı Ücreti

Bir önceki yazımızın tamamında bankaların iddialarını mevzuat bakımından tek tek yanıtladık. Ancak bankalar mevzuatın yanında mahkeme içtihatlarını da kullanarak kendilerini haklı çıkarmaya uğraşmaktalar. Burada temas edilmesi gereken iki nokta bulunmaktadır: Bunlardan ilki, içtihatların hukukî niteliği; ikincisi ise bankaların bazı içtihatları bilinçli olarak çarpıtmalarıdır.

Mahkeme kararları hangi mahkeme tarafından verilmiş olursa olsun hukukun yardımcı kaynaklarıdır. Emsal karar olarak bilinen kararlar da adı üstünde örnek kararlardır. Mahkemelerce uygulanma gibi bir zorunluluğu olmayan bu kararlar, yargıda benzer olaylarda aynı kararların verilebilmesine imkân sağlar.

Ancak belirtmemiz gereken önemli bir husus da Yargıtay kararlarının tamamına ulaşabileceğiniz bir platformun olmadığı gerçeğidir. Bu kararlara büyük hukuk kütüphanelerinde bulunan Yargıtay Kararları Dergisi'nin ciltlerini karıştırarak veya ücretli içtihat bilgi bankalarından yararlanarak ulaşabilmektesiniz. Bununla birlikte tüketici dernekleri tüketicileri ilgilendiren kararların numaralarını ve özetlerini paylaşmaya gayret göstermektedirler. Ayrıca Yargıtay'ın kendi internet sitesinde de kelimeyle veya karar numarasıyla arama yapılabilecek sınırlı bir emsal karar arama bölümü mevcuttur. Oradan kendi hukuki durumunuza uygun emsal kararları bulmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir karar Yargıtay tarafından verilmiş bile olsa, ilk derece mahkemelerine karşı kesin bağlayıcılığı yoktur. İlk derece mahkemelerinin uymaları gereken kararlar sadece içtihadı birleştirme kararlarıdır. Çünkü bu kararlar Yargıtay tarafından ilk derece mahkemelerine yol göstermek için alınmış özellikli kararlardır ve yanlış uygulamaları önlemeyi amaçlar.

Ancak mahkemelere hiçbir yükümlülük getirmeyen Yargıtay kararlarının bile mahkemelere emsal olarak sunulmasının sebebi, Yargıtay'ın bir temyiz mahkemesi olmasıdır. Yâni temyiz edildiğinde kararının Yargıtayca bozulmasından çekinen hâkim, kendini önceki Yargıtay kararlarına uymak zorunda hissedebiliyor. Bunun da sıkıntısı şu ki Yargıtay sık sık fikir değiştirebilen bir kurum! Zaten aşağıdaki örneklerden de göreceğiniz bu konuya bir sonraki bitiriş yazımızda da değineceğiz.

Mevzu hukuk bakımından temelsizliği aşikâr olan üyelik bedeli kesintisinin birkaç Yargıtay Kararı ile temellendirilmek istenmesi hukukun yanında akla ve mantığa da aykırıdır. Ancak bu bile, bankaların bu konudaki çaresizliğinin bir dışavurumudur. Bununla birlikte tüketici mahkemelerinin itiraz neticesinde verdiği kararlar kesin olduğundan hakimlerin tüketiciyi koruyan daha cesur kararlar aldıklarını görmek tüketiciler için bir umut vesilesidir.

Kaldı ki gerek eski gerekse yeni tarihli kararlar incelendiğinde Yüksek Yargı’nın yerleşik uygulaması gereğince ekseriyetle kart hamilinin haklı bulunduğu görülecektir. Örneğin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından verilen E.2007/11236, K.2008/2982 sayılı kararına göre,
"Kredi kartı hizmetinin tüketicilere sunulmasında esasen bankanın menfaati ve kârı vardır. Elde edilen menfaatler dışında ayrıca üyelik aidatının alınmasının hukuka ve iyi niyet kurallarına uygun düşmediği, hazırlanan sözleşmelere kullanıcının iştirakinin söz konusu olamayacağından bu sözleşmelerdekinin aksine konulan kurallarla da kredi kart sahiplerinin yükümlü olmasının kabul edilmesi de doğru olamayacağından (kart hamilinin yaptığı) itirazın kabulü gerekir."
Bu kararda kredi kartında asıl menfaatin bankalarda olduğu hatırlatılmıştır. Çünkü bankaların gördükleri hizmetin aslî karşılığı faizdir. Kredi kartında da faiz söz konusu olduğundan verilen hizmet, karşılığını bulmakta ve bankalar kuruluş amaçları olan kârdan yoksun kalmamaktadır. Zaten kendi borcuna işleyen faizi düzenli bir şekilde ödeyen müşteriye bankanın başka herhangi bir bedel tahakkuk ettirmesi mümkün değildir. Bunun yanında bankalar, kart sahibi müşterilerin o kartla yaptığı her alışveriş için alışveriş yapılan yerden belli bir yüzdelik oranda komisyon da almaktadır. Başka bir ifadeyle kredi kartı sahipleri, sırf o kartı kullandıkları için bile bankaya para kazandırmaktadırlar. Bankaların herkesi kredi kartı sahibi yapmaya çalışmalarının, kart kullanmaya özendirmelerinin altında yatan sebep de işte bu komisyon gelirlerini artırmak istemeleridir. Ne kadar çok kredi kartı müşterisi, o kadar çok kredi kartıyla alışveriş ve komisyon geliri demektir. Görüldüğü üzere bankalar, hem kartla ödeme yapanlar üzerinden hem de mağazasında kartla ödeme kabul edenler üzerinden para kazanmaktadır. Ve bu durum, yukarıdaki kararda da belirtildiği gibi bu işten esas karlı çıkanın bankalar olduğunu çok net göstermektedir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2008/5 sayılı genelgesine de konu olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E.2008/4345, K.2008/6088 sayılı kararında şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Sözleşmenin davacı banka tarafından matbu, standart olarak hazırlanıp boş olan kısımların rakam, isim ve adresler yazılarak doldurulduğu, sözleşmenin on iki punto koyu siyah harflerle düzenlenmediği görülmektedir. Davacı (banka), tüketici aleyhine olan ve tüketiciyi kart kullanımı ücreti adı altında bir külfete sokan sözleşme hükmünün tüketici ile ayrıca müzakere edilerek kararlaştırıldığını iddia ve ispat edememiştir. Böyle olunca sözleşmedeki kredi kartı üyelik ücreti alınacağına dair hükmün açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davacı bankanın bu sözleşme hükmüne dayalı olarak kredi kartı kullanıcısı davalıdan ücret istemesi olanaklı değildir."
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin yukarıdaki karar ile aynı doğrultudaki E.2008/15042, K.2009/5386 sayılı ve E.2009/12552, K.2009/11294 sayılı kararları ve sair daha pek çok kararın gerekçeleri incelendiğinde ekseriyetle bankaların haksız bulunduğu görülecektir. Yukarıda alıntılanan karar, bu bedellerin tamamını tartışmasız olarak haksız şart saymıştır. Çünkü bankalarda beş on dakikada düzenlenen sözleşmelerin yukarıdaki kararda açıklandığı şekilde hazırlanıp doldurulduğu herkesçe bilinmektedir.

Bu durum aynı zamanda Türk Borçlar Kanunu m.20 ve devamında düzenlenen genel işlem koşullarıyla özdeştir. Ancak tüketiciler için özel düzenleme, tüketicileri korumayı amaçlayan kanunlarla getirilmiştir. Bu bahsettiğim durum, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 13/10/2011 tarihinde verdiği E.2011/5605, K.2011/14474 sayılı kararda da dile getirilmiştir:
"Görüldüğü gibi mevzuatımızda, sözleşmede bulunan haksız şartlarla ilgili olarak, tüketiciyi bağlamayacağı ve batıl olma gibi hukuki müeyyide getirilmiştir. Tüketicinin bu hakkını kullanması ile ilgili herhangi bir zaman sınırlaması bulunmamaktadır. Tüketici bu hakkını her zaman kullanabilir. Borçlar Kanunundaki düzenlemeler, tüketici hakkını korumaya yeterli olmadığı için Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Yasanın amacı, sağlayıcı ve satıcıya karşı daha zayıf durumda olan tüketiciyi korumaktır. Bu amaçla çıkan yasada yorumun tüketici lehine olması esas olmalıdır."
Burada Yargıtay'ın ilk iki alıntıdaki kararlara nispetle daha yeni tarihli bir kararını görmüş olduk. Kararda açık bir şekilde tüketici lehine yorum tavsiye edilmektedir. Ayrıca bankanın, 5464 sayılı Kanunun 11. maddesine dayanarak müşterinin 10 günlük itiraz süresi olduğu şeklindeki iddiasına cevap verilmiştir. Önceki yazımızda mevzuat çerçevesinde yalanladığımız bu savunma içtihatlarla da kesinkes çürütülmüştür. Bu yukarıda alıntılanan karar aynı zamanda davacı tarafın Medeni Kanun m.2’ye dayanan iddialarına doğrudan doğruya bir yanıt niteliğindedir:
"Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi haksız şart niteliğinde olduğu kabul edilen ve tüketiciden kredi kartı ücreti, kredi kartı aidatı vb. isimler altında alınan bedelleri tüketicinin bir süre ödemesi, sözleşmedeki haksız şarta icazet verdiği ve bundan sonra da ödemeye devam edeceği anlamına gelmez. Kredi kartı hamili belli bir süre ödeme yaptıktan sonra, haksız şart niteliğinde olan sözleşme hükmüne uygulanması gereken "haksız şartın bağlayıcı olmayacağına" ilişkin müeyyide gereği talepte bulunabilir. Hal böyle olunca tüketici haksız şart niteliğinde olan kredi kartı aidatını bir süre ödedikten sonra gelecek dönemler için sözleşmedeki hükmün haksız şart olması nedeniyle ileriye yönelik olarak talepte bulunabileceği gözetilmeksizin aksine düşüncelerle bu talebin iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğine dair mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir."
Görüldüğü üzere bu bedelleri bir süre ödemiş olsanız bile kesinlikle kabul etmiş sayılmıyorsunuz. Size istediğiniz zaman itiraz etme hakkı tanınmış ve bankanın iddia ettiğinin aksine Yargıtay bu itirazı iyi niyet kurallarına aykırı bulmamış.

Peki, bu bedelin hukuksuzluğu bu kadar ortadayken bankaları hâlâ bir hukuki kılıf uydurma çabalarına sevk eden şey ne? Bu sorunun cevabı maalesef yine Yargıtay kararlarında gizli. Çünkü Yargıtay'ın bazı kararlarında öyle ifadeler var ki bu önceki kararlar Yargıtay'dan çıkmamış sanırsınız. Yargıtay üyeleri öyle bazı kararlar almışlar ki bankalar bunları müşterilerini süründürmek için kullanmaya kalkmışlar. Müşterilere ulaşan cevaplarda da mahkemeye sunulan dava dilekçelerinde de bankaların tarafını tutan bu Yargıtay kararları kullanılır olmuş. Örneğin birçok dava dilekçesine alınmış ve sanki bankaları haklıymış gibi gösteren kararlardan biri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'ne ait 22/03/2011 tarihli ve E.2010/14259, K.2011/4306 sayılı kararda şöyle ifadeler bulunmaktadır:
"Bankalar bunun aksine kâr amacıyla kurulan müesseselerdir. Bu yüzden gördükleri hizmetin karşılığını da isteyebilirler. Ayrıca çok sayıda banka bulunduğuna göre de davacı kendi yükümlülüklerini yerine getirmek kaydıyla dilediği bankadan kredi kartı kullanma imkanına da sahiptir. Bu durunda davacı ile davalı banka arasındaki sözleşmenin iltihakı bir sözleşme olmadığının kabulü gerekir. Bankalar gördükleri hizmetin uygun bir karşılığını istemek hakkına sahiptir. Kredi kartı hizmetinin banka için riski bulunduğu gibi bir maliyeti de bulunmaktadır. Bankanın bu maliyeti kredi kartı kullanıcılarına yansıtması doğaldır. Bankaların 5464 sayılı yasanın 25. maddesi gereğince belirledikleri bu ücreti kart kullanıcılarından istediklerinde bunu ödemeye yanaşmayan kişilerle sözleşme yapmaya zorlanamayacakları gibi, mevcut sözleşmelerinde bundan sonra sürdürmeye zorlanamazlar. Taraflar arasında mevcut sözleşme hükümlerine göre davalı bankanın davacıdan üyelik ücreti isteminin kabul edilmemesi nedeniyle sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aralarındaki sözleşmeyi feshetmesi ve kredi kartını kullanıma kapatmasına engel bir hüküm de bulunmamaktadır."
Yukarıdaki kararda vurgulanan "hizmetin uygun bir karşılığı" kavramı çok tartışmalıdır. Çünkü nasıl ve neye göre tespit edildiği belli olmayan bu bedelin hangi hizmet karşılığında istendiği de meçhuldür. Bilindiği üzere hizmetin asıl karşılığı, son yıllarda fahiş miktarlara çıkan kredi kartı üyelik bedeli değil, borcun faizidir. Ayrıca Yargıtay'ın en temel içtihatlarına göre ancak zorunlu, makul ve belgeli masrafların karşılığı tüketiciden istenebilecektir. Bu konuda ispat yükü bankaya aittir. Öte yandan bu bedele itiraz edildiğinde bazı bankaların, müşteri kaybetmemek için bedeli tahsil etmemesi ise uygulamanın keyfiliğini ortaya koymaktadır. Hatta savunmalarında son derece hayatî bir masrafın tahsili şeklinde aksettirmelerine rağmen, çoğu bankanın son zamanlarda müşterilerine sundukları bazı kredi kartlarından yıllık aidat almadıklarını söyleyerek reklam yaptıkları bilinmektedir. Mademki bu bedel zorunlu bir hizmetin karşılığında alınmakta ise uygulamada bu kadar farklılıkla karşılaşılması izah edilmeye fazlasıyla muhtaçtır. Aynı bankaca çıkarılan iki kredi kartından birinden bedel alınıp diğeri için bu bedelden feragat edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden eşitlik prensibine de ters düşmektedir. Buna rağmen yukarıdaki kararın bir benzeri olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2011 tarihli ve E.2010/13722, K.2011/5258 sayılı kararında da şu ifadelere yer verilmiştir:
"Davacının kullandığı kredi kartının, üyelik aidatı olarak ödenen paranın iadesine ilişkin davacı şikayeti üzerine verilen hakem kararı nedeni ile banka tarafından iptal edildiği taraflar arasında ihtilafsızdır. Öte yandan sözleşmede üyelik ücreti alınacağının kararlaştırıldığı da sabittir. Davacı, davalıya ait kredi kartını kullanması nedeniyle, davalı banka tarafından bildirilen ücreti, sözleşmede hüküm olsun ya da olmasın ödemekle yükümlüdür. Bir başka deyişle, davalı banka üyelik ücreti ödenmeden kart verme yükümlülüğünde olmayıp, sözleşmedeki buna dair kararlarında haksız şart niteliğinde bulunmamaktadır."
Yukarıda alıntılanan son iki kararda görüldüğü gibi Yargıtay'ın aynı dairesi, önceki kararlarının tam aksine yorumlanabilecek ifadeler kullanmıştır. Bu kararların tarihlerini mahkemeye sunan banka avukatları, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usûl ve hukuka uygun olduğu" şeklinde savunma yapmaktadırlar.

Ancak bankaların bu kararlarla gerekçelendirdiği dava dilekçesine itiraz ederken tüketicilerin dikkat etmesi gereken en önemli nokta, sunulan emsal kararın somut olayla uyuşup uyuşmadığıdır. Örneğin yukarıdaki ifadelerin geçtiği iki kararın konusu da kart aidatına itiraz ya da hakem heyeti kararına itiraz davası değildir. Söz konusu davalar kart aidatını geri almayı başaran müşterisinin kredi kartını iptal eden bankalara karşı tüketicilerce açılan manevi tazminat davalarıdır. Bankaca alıntı yapılan bütün kararlarda "bankanın bundan sonra mevcut sözleşmeleri sürdürmeye zorlanamayacağına ve sözleşmeyi fesheden bankaya karşı tüketicilerin manevi tazminat davası açamayacağına" ilişkin hükümler bulunmaktadır. Yani söz konusu Yargıtay kararları geçmişe dönük haksız kesintilere meşruiyet kazandırmamaktadır. Aksine bu konuda, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 18/07/2011 tarihinde verilen E.2011/4736, K.2011/11579 sayılı karara göre söz konusu yıllık kart aidatının B.K. m.125 (T.B.K. m.146) ve HGK 2010/1-93-88 sayılı kararı uyarınca on yıl geriye dönük olarak tüketiciler tarafından alınabileceğine ilişkin hükmü de kesinleşmiş bulunmaktadır. Ancak bunlar gibi çoğu Yargıtay Kararı da bankalar tarafından bilinçli şekilde yanlış yorumlanarak mahkemelerde tüketicilere karşı bir üstünlük elde edilmek istenmektedir.

Son olarak her iki tarafça verilen emsal karar tarihleri dikkatlice incelendiğinde, "Yargıtay’ın son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik bedeli/aidat alınmasının usul ve hukuka uygun olduğu" şeklindeki savunmanın geçersiz hale geldiği anlaşılmaktadır.

Zaten bütün bu hukuksuz uygulamalara bir son verebilmek adına kanun koyucu otorite tarafından da 6502 sayılı Kanunla birlikte bankalara yıllık aidat vb. adlarla herhangi bir ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı sunma zorunluluğu getirilmiştir. Aslında yeni kanunun hiçbir karttan ücret alınmayacağına hükmetmesi beklenirken getirilen bu hükmü pek beklentiyi karşılamasa da tüketiciler lehine bir adım sayılabilir.

Bu yazımızda konuyla ilgili bazı Yargıtay kararlarını incelemiş olduk. Maalesef Yargıtay'ın kısa aralıklarla imza attığı bu çelişkili kararlar, tüketicilerden bankalara; hakem heyetlerinden tüketici mahkemelerine kadar pek çok kişi ve kurumun kafasını karıştırıyor. Bir sonraki yazımız hem bu meseleyle ilgili yorumlarımı içeren hem de konunun bütünüyle ilgili bir iki kelime edeceğim bir son söz niteliğinde olacak. Bitiriş yazımızı okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.