5 Eyl 2016

Konu: Etiket Okuma Alışkanlığı

Herkesin hemen hemen her gün yaptığı bir iş olan alışveriş, muhtemelen bu özelliğinden dolayı son zamanlarda pek ciddiye alınmaz oldu. Hatta yapacak çok fazla işi olan şehir insanları, artık alışverişe zaman ayırmak bile istemiyor. Her işini hallettiği gibi alışverişini de bilgisayar başında halletmek isteyenlerin imdadına da online alışveriş siteleri ve online süpermarketler yetişiyor. Bunları tercih etmeyip yine eski usûl marketlere gidenler ise zamandan kazanmak adına hiçbir şeye bakmadan alacağını alıp çıkıyor. Ancak yeme, içme gibi hayati ihtiyaçlarımızı almak için bile uyguladığımız bu baştan savmacı yöntem hem sağlığımıza hem de cebimize zarar veriyor.

Ürünleri Satın Alırken Üstünü Okuyor Musunuz?

Bilinçli tüketici olmanın ilk şartı, alışverişte bilinçli olmaktır. Çünkü daha alışverişini yaparken doğru ve bilinçli hareket eden tüketici, sonradan karşılaşabileceği sorunları minimuma indirmiş olur. Bu nedenle bakanlıkların denetimden geçer not alamamış firmaları açıkladığı listeler oturup beklenmemeli, Bilinçli Sağlık Platformu'nun bu konudaki bir yazısında da belirttiği üzere "en iyi denetleyicinin hiç şüphesiz tüketicinin kendisi" olduğu asla unutulmamalıdır.

Yapılan araştırmalar markaya duyulan güvenin etiket okuma alışkanlığının önüne geçtiğini gösteriyor. Ancak çok tanınmış markalar bile kimi zaman kelime oyunları yapmaktan çekinmiyor.

Örneğin; bu alışkanlık sayesinde, üzerinde "Trans Yağ Yoktur / İçermez" yazan bazı cipslerin besin değerlerini inceleyerek trans yağ içerdiklerini görüp şaşırabilirsiniz. Yine başka bazı ürünlerin içindekiler kısmını okuduğunuzda ise "hidrojene nebati (bitkisel) yağ" ibaresini görüp bunun çok masum bir şey olduğunu düşünebilirsiniz, ancak araştırdığınızda bunun trans yağdan farklı olmadığını göreceksiniz. Firmalar etikete kamuoyunda son derece kötü şöhretli "trans yağ" ibaresini yazmak yerine bunu başka adlar altında gizlemeyi tercih etmekteler.

Başka bir örnek de piyasada bolca bulunan "Nar Ekşili Sos" aldatmacasıdır. Halk arasında "Nar Ekşisi" olarak adlandırılan, satın alınan, kullanılan bu ürünlerin pek çoğunun üzeri okunduğunda gerçek nar ekşisi değil, nar ekşili sos olduğu görülecektir. Tıpkı "Limon Sosu" denen üründe olduğu gibi. Bilindiği üzere şişelerde satılan bu ürün, halk arasında "Limon Suyu" olarak adlandırılsa da gerçek limon ile alakası olmayıp limon aromalı bir kimyasaldır.

"Diyet ürünü" olduğu iddia edilen pek çok kek, bisküvi ve krakere bakıldığında ise yapılan o kadar reklama rağmen sıradan kek, bisküvi ve krakerden farklı olmadığı görülür. Bu ürünler çok küçük gramajlarla, üzerinde küçük puntolarla "2 porsiyondur" yazan ibarelerle veya kalorileri küçük gramlar için hesaplanarak satışa sunulurlar.

Sadece bu sayılı örneklerden bile anlaşılabileceği üzere, etiket konusu, tüketiciler için aldatılmaya, manipüle edilmeye son derece müsait bir konu. Beslenme, hayatımızın kalitesini ve sağlığımızı doğrudan doğruya etkileyen bir durum olduğuna göre, "son kullanma tarihi", "üretim tarihi", "raf ömrü", "içindekiler" gibi kısımlar ile obezitenin önlenmesi adına önemli olan "besin değeri" bilgilerinin mutlaka okunması gerekir.

Bütün bunlara ek olarak marketlerdeki fiyat etiketlerini okumak ev ekonomisi açısından da son derece önemlidir. Burada yalnızca alınan ürünün fiyatına bakmayı kastetmiyorum! Fiyat etiketinde yazan "birim fiyat"a da dikkat edilmesi gerektiğinden bahsediyorum. Örneğin; aynı markanın aynı ürünü farklı ambalaj veya gramajlarla satışa sunulmuş ise bazen marketin yaptığı indirim nedeniyle; ucuz gibi duran ürün pahalı, pahalı gibi duran ürün ucuz olabilir. Bunu anlayabilmek için ikisinin de aynı gramaja sahip oldukları durum, örneğin 1 kilogram veya 1 litre, varsayılarak hesaplanan fiyata bakılmalıdır. İşte, fiyat etiketinde birim fiyat olarak anılan bu rakama dikkat edersek, ürünlerden hangisinin daha ucuza geldiğini öğrenmiş oluruz.

Görüldüğü gibi, etiket okumak, doğru beslenmeden tutun da tasarruf yapmaya kadar pek çok yönden faydalı bir alışkanlık. Lütfen biz de bilinçli bir tüketici olmak için bu alışkanlığı kazanalım, geleceğimiz olan çocuklarımıza da şimdiden kazandıralım!

------------------------------------SON------------------------------------

27 Haz 2016

'Özgür İletişim' Vaadi ve Sonrasında Yaşananlar

Bugünlerde hemen hemen bütün sosyal mecralarda yayınlanmakta olan reklamlarından adeta zehirlendiğimiz "Turknet Özgür İletişim" İnternet Kampanyası, ilk bakışta son derece cazip bir teklif izlenimi veriyor. Ancak, Müşteri Hizmetleri personeliyle, internetteki başvuru formuyla, sözleşmesiyle, hizmet formuyla tam bir çelişkiler yumağı olan firmanın, tabiri caizse, dışı sizi içi bizi yakıyor. 

Gelin, öncelikle kampanyanın kapsamına şöyle bir bakalım: "Taahhütsüz abonelik + 150 GB AKN'li limitsiz ve hızlı internet + Her Yöne 1000 dk konuşma = Aylık 59,99 TL"


Vaat edilenler, görünüşe göre, ne kadar da cazip değil mi?

Binlerce kişi abonelik başlatma kararını sadece bunları göz önüne alarak veriyor. Ancak bunun ne kadar yanlış bir karar olduğunu çok geç de olsa anlıyor. Bu bahsedilen firmanın işleyişini ve kurumsal yapısını kısaca şöyle özetleyebiliriz: Hiçbir şubeleri yok. Tüm işlemleri internet üzerinden siz yapıyorsunuz. Sonra da bu evrakları çıktı alıp imzalayıp kargoyla "merkeze" gönderiyorsunuz. Gönderdiğiniz evrakları alınca onlar da icabına bakıyorlar. Yani gönderdikten sonra işiniz artık onların insafına kalıyor. Ne bir muhatap ne bir doğru bilgi...

Meseleyi somut şekilde en baştan anlatmak gerekirse,
Daha işlemlere başlamadan önce bilgi almak için aradığımız TurkNet Müşteri Hizmetlerine, Türk Telekom'da bulunan bir numaranın aboneliğini, TurkNet'e aktarmak ve de bu esnada aboneliğin başka bir kişiye devrini gerçekleştirmek istediğimizi açıkladığımızda, "Sizin yerinize hat geçiş ve abone değişikliği işlemini biz yapacağız. Siz uğraşmayacaksınız." denmişti. Biz de bu bilgiye dayanarak TurkNet'in sunduğu Özgür İletişim Kampanyası’na geçmek üzere https://turk.net internet adresindeki Abonelik Formunu doldurduk, sistem tarafından oluşturulan dosyayı indirerek çıktı alıp imzalayarak ve hattın yasal sahibine de imzalatarak (ikisinin ayrı ayrı Nüfus Cüzdanı Fotokopilerini de ekleyerek) kargoyla gönderdik, firmadan e-posta yoluyla evrakların ulaştığı ve işlemlere başlandığı teyidini aldık.

Bu olayların akabinde, iki hafta sonra arayarak eksik evrak olduğu bilgisini ilettiler. Eksiklikle ilgili olarak da belgelerden birine ad-soyad yazılmadan yalnızca imza atılması olduğu söylendi. Öncelikle, tüm evraklar, abonelik formuna girilen bilgilerin sistem tarafından doldurulması ile oluşturulmuş olup eksik evrak gönderilmesi zaten mümkün değildir. Ad-soyadın yazılmaması konusunda da ("Abonenin İşletmeci Değiştirmesi için Talep Formu"nda da görüleceği üzere) belgede yalnızca İMZA bölümü mevcut olup ad-soyad bölümü yukarıda sistem tarafından otomatik olarak doldurulmaktadır. Eğer imza ile birlikte el yazısıyla ad-soyad yazılması da gerekli ise bunun kurum tarafından belgede açıklıkla “AD SOYAD – İMZA” şeklinde belirtilmesi gerekmekteydi. (Nitekim asıl sözleşmenin sonunda açıkça hem imza atılacağı hem de ad-soyad yazılacağı belirtildiği halde talep formunda belirtilmemiş olması kafa karıştıran noktaların en başında geliyor.)

Bunun sonucunda eksikliğin tamamlanması için yapılması gerekenleri bildirmeleri lazımdı. Çalışma saatlerinde bize ulaşmaları zor olduğu için daha uygun saatler kendilerine bildirildiği halde, her nedense, 7/24 çalıştığına dair reklam yapan TurkNet Müşteri Hizmetleri, özellikle iş saatlerinde ulaşmaya çalıştı. Ayrıca başka önemsiz (reklam, anket vs.) bildirimleri e-posta yoluyla yapmalarına rağmen, bu kadar önemli bir şeyle ilgili ise hiçbir bilgi e-postası göndermediler. Biz onları telefonla aradığımızda ise görevliler, "Yetkili arkadaşımız sizi yarın dediğiniz saatte arayacak. Ben notunuzu aldım." diyerek bilgi vermekten kaçınmış, ertesi gün ise o saatte arayan soran olmamıştır.

Nihayetinde birkaç hafta sonra ulaştıklarında ise hayret verici bir şekilde, önceden dediklerinin aksine, evraklarımızın tam olduğu belirtilerek bu sefer de başvuruyu yanlış yapmış olduğumuz söylendi. Arayan kişi tarafından, başvuruyu hattın yasal sahibinin yapması gerektiği ifade edildi. Hâlbuki aboneliği başlatmadan defalarca aradığımız firma bize böyle bilgi vermemişti. Bundan da öte, internet sitesindeki başvuru formunda [eğer bu link çalışmazsa şuradaki 3. sayfadan da inceleyebilirsiniz] zaten seçilebilir kutucuk şeklinde "Hattın yasal sahibi değilim." bölümü bulunmakta ve tıklayınca açılan pencerede yasal sahibe ait bilgilerin girilmesi istenmektedir. Bu girilen bilgiler neticesinde de abonelik evrakları oluşturulmaktadır. Hatta ve hatta bu abonelik evraklarından "Özgür İletişim Hizmet Formu"nda ve "Özgür İletişim Abonelik Sözleşmesi"nin son sayfasında "ABONE" ve "TELEFON HATTI SAHİBİ" ayrı ayrı belirtilerek her ikisinden de taahhüt, ad-soyad ve imza istenmektedir. Zaten dikkat edilirse, "Hizmet Formu"nda adların ve soyadların dahi otomatik olarak doldurulması için sisteme kod tanımlanmış olduğu görülecektir. Dolayısıyla, yanlış bir başvuru söz konusu değildir. Eğer dedikleri gibi başvuruyu sadece hattın yasal sahibi yapabiliyor ise başvuru formu ve diğer evraklardaki bu çelişkili ayrım nasıl izah edilebilir? Hem "Abone" sıfatıyla devralanın, hem de "Hat Sahibi" sıfatıyla devredenin imzası, talebi, kimlik fotokopisi kuruma ulaştırılmıştır. Yani eksik evrak da söz konusu değildir, söz konusu olsa bile yukarıda izah edildiği üzere asla bizden kaynaklanmamaktadır.

İşte bu bakımdan maddi külfetin bize yüklenmemesi gerektiğini açıklayarak, "Başvuru yanlışsa tekrardan başlatalım, eksik evrak varsa tamamlayalım. Ancak kargoyu size alıcı ödemeli gönderelim." şeklinde taleplerimizi ilettik. Problemin kurumdan kaynaklandığı bu kadar açıkken, bizi mağdur etmeyecek bir çözüm üretmek yerine taleplerimizi reddettiler.

Bunun yanında, abonelik evrakları arasında, TurkNet'i yazılı olarak açıkça "Türk Telekom aboneliğimize ilişkin sözleşmelerinin iptaline/feshine yönelik işlemlerin şahsım adına yürütülmesi" konusunda yetkilendiren bir belge olduğu halde işlemler geciktirilmiş, aboneliğimiz vaktinde sonlandırılmadığı için de Türk Telekom tarafından, sözleşme süremiz dolduğu gerekçesiyle taahhütsüz tarife üzerinden yüksek bir fatura kesilmiştir. Yani yükümlülüklerini tamamen kendi kusuruyla yerine getirmeyen TurkNet, sözleşme kurulacağı vaadiyle yaptığımız masrafların yanı sıra bir de ekstra maddi zarara sebep olmuştur.

Netice itibariyle, hem geç haber vererek hem de birbirinden farklı iki bahane ileri sürerek aboneliği başlatmayan, oyalayan, hiçbir çözüm de sunmayan TurkNet Müşteri Hizmetleri bununla da kalmamış, sorun bizden kaynaklanmadığı halde bizi suçlayıcı tavır takınmış, ayrıca kendilerinin sanki hiç bilgi verme yükümlülükleri yokmuş gibi, "İşlemleri takip etmek müşterilerin yükümlülüğüdür. Siz arayıp ilgilenmelisiniz." demiştir.

Bütün bu konuşmalardaki beyanlar ve yanıtlar, TurkNet Müşteri Hizmetleri tarafından zaten kayıt altındadır.

Bir müddet daha "Arkadaşlarımız size geri dönecek!" vaadiyle süren bu oyalama taktiklerinden usanarak başvurumuzu sonlandırmak durumunda kaldık.

Kısacası, kurumun kendi Müşteri Hizmetlerinin verdiği bilgi doğrultusunda, kendi resmî internet sitelerinde bulunan formda yer alan "Hattın yasal sahibi değilim." seçeneğini kullanmak suretiyle doldurulan bilgiler neticesinde kendi sistemleri tarafından oluşturulan evraklarda, hem "Abone" hem "Telefon Hattı Sahibi" şeklinde olmak üzere ayrı ayrı iki adet imza yeri olduğu halde ve usulüne uygun doldurulup gönderildiği halde, TurkNet adlı firma, tüm masraf ve giderleri üzerimize yıkarak bizi başvuruyu sonlandırmak zorunda bırakmıştır.

Henüz hizmet dahi vermeden sebep oldukları zararımızı karşılamak şöyle dursun, son derece lakayıt bir tavırla, gönderdiğimiz evrakları bile iade etmeyeceklerini, yasal hak arama yollarının açık olduğunu söylediler. Halbuki göndermiş olduğumuz evrakların, özellikle nüfus cüzdanı fotokopilerinin, objektif olarak sorumsuzluğu açık olan bu firmada kalmamasını istemekten daha doğal bir şey olamaz! Üstelik başvuru esnasında mecburen verdiğiniz kredi kartı bilgilerinizin de onların elinde olması insanı daha da korkutuyor!

Sonuç olarak, sorumsuzca geç haber vermelerinin yanında anlaşılmaz şekilde yapılan açıklamalar ve hepsinden de önemlisi beyanlarıyla evraklar ve formlar arasında kafa karıştırıcı biçimde çelişkiler, "… bir hüküm açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır." şeklindeki emredici kanun maddesi uyarınca şahsım lehine yorumlanmalı idi. Çünkü aksi halde tüm kurumlar sözleşmelerine birtakım muğlak ifadeler koyarak ve bunları kendi lehlerine yorumlayarak haksız menfaat elde ederler. Burada kanun koyucu, sözleşme hazırlayanlara açık ve net olmalarını emretmiş, olmazlarsa da aleyhlerine yorum şeklinde bir yaptırımla karşılaşacaklarını öngörmüştür. Yukarıda linkler de verilerek detaylıca açıklandığı üzere kurum, sözleşme ve formlarını, bu kanun hükmünün aksine, açık ve net hazırlamamış, yorumunu da kendi personelinin keyfiyetine bırakmıştır.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki bir kurumun şubesi yoksa sizin zaten reelde de bir muhatabınız bulunmamış oluyor. Bu durumda sorununuz telefonda çözülmeyince -ki genellikle çözülmez- nereye başvuracaksınız? Aslında telefonda net ve müşteri odaklı bir hizmet verseler şubelerinin olmaması hiçbir sorun yaratmaz. Ancak, bugün "A" dediklerine yarın "B" derlerse; işleminizi canları istediğinde yapıp istemediğinde yapmazlarsa; saat verip o saatte aramazlarsa; aradıklarında da problem çözme kabiliyetleri sıfır olursa, maalesef ki devasa bir sorun yaratıyor. Siz hem nakden hem de vakten zararınızla ortada kalıyorsunuz ve hiçbir muhatap da bulamıyorsunuz.

NOT: Bu yazı, kişisel tecrübelerin birebir metne aktarılmasından ibaret olup hiçbir kişi veya kurumu doğrudan kötüleme, karalama, hedef alma amacı taşımamaktadır.

16 May 2016

"Velev ki Tüketicisin!"

Bu ayki yazımızda, okurunu bazen kahkahalarla güldüren bazen de acı acı gülümseten Gülse Birsel'in, yayınlanmasının üzerinden neredeyse yedi yıl geçen ama hala taze "Velev ki ciddiyim!" adlı kitabından "tüketici olmak"la ilgili kısa alıntılar paylaşacağız. Ara sıra gülmek de gerekiyor. Kitabın arka kapağında da denildiği gibi "Mizah en iyi silah, en iyi ilaç..." Ayrıca, yalnız bu bölümleri değil, kitabın tamamını okumanızı tavsiye ederiz.

Kitabın Ön Kapağı

Sayfa 136'dan:
     Ambalaj konusundaki dâhice fikirlerden biri sürpriz yumurtadır. Düşünsenize, aslında sattığın plastik, saçma sapan bir oyuncak, ama ambalajın saf çikolatadan yapılmış! Kim hayır diyebilir? Tek ve dev bir hatayla: Ürünün ismi! "Sürpriz yumurta" büyükler için cazip olabilir ama ya hedef kitle, yani çocuklar?
     Çocuğun hayal dünyasında sınır yoktur ki. Hayatı masallar, oyuncaklar, bilimkurgu diziler ve çizgi filmlerle geçen çocuk "sürpriz yumurta" dendiğinde yumurtanın içinden dev, peri, uçan araba, yüzen şato, en kötü ihtimalle hazine sandığı çıkmasını bekler haklı olarak! Bunların yerine plastik kamyon çıktığında sabaha kadar ağlarsa hiç şaşırmayın, ambalaj hatasından!
Sayfa 140'tan:
    Üçüncü denediğim markanın sedan tipi otomobili, beklentilerimi karşıladı. Tam iş ciddiye bindi ki, istediğim "gece karanlığında istridye gölgesi mavisi" renginden bulunmadığı, getirtilmesinin ise birkaç ay süreceği ortaya çıktı! Her şeyden vazgeçebilirdim ama istediğim renkten asla! Bir arabanın benzin deposu olmayabilir, ama rengi kötüyse, orada dur!
    Derken, yarı cip olan modelde karar kıldım!
    Konuşmalar yapıldı, teklif geldi.
    Faksta "120.000 euro" yazıyordu! Yazıyla yüz yirmi bin avro!
    Yarı Cipimle olan ilişkimi o an bitirdim ve o parayla araba yerine yazlık ev alabileceğimi iddia eden söylenmelerle faksı buruşturup attım!
    Ertesi gün bir sanatçı arkadaşımın o arabadan aldığı haberi çıktı gazetede!
    Gerçekten cimri miyim şeklinde düşüncelere gark olmuşken ve başka markaların sitelerine girip araba beğenmeye çalışırken, tiptronik, quattro, önden çekişli, arkadan itişli, cruise control, navigasyon filan gibi kelimelerin arasında boğulmuş, çığlık atmak üzereyken, dedim ki kendi kendime, "Param cebimde kalsın!"
    Beğendiğim arabanın tam onda biri fiyatına aldığım mütevazı otomobilim var. Klimalı, dizel, gaza basınca yürüyor, frene basınca duruyor, ferah, ayrıca park ederken bir arabaya çok yaklaştığında "biiip biiip" diye uyarıyor, ki, bu özelliğin de havalı bir ismi vardır kesin!
    Ona ihanet etmeyeceğim.
    Cimri miyim? Otomotiv konusunda evet!
    Yoksa gönlüm zengindir!
Sayfa 150'den:
     Yatırım konusundaki makus talihim peşimi bu defa da bırakmadı!
     Daha önce bir kere yazmıştım: "Köşeyi dönmek isteyen benim ekonomik seçimlerimi, paramı nereye yatırdığımı takip eder ve hemen tam aksini yapar," diye!
     Ben dolara mı yatırım yapıyorum? Bilin ki Amerikan ekonomisi tarihinin en acılı günleriyle karşılaşacak, dolar dramatik biçimde düşecektir!
     Haddim olmayarak borsada bir şirkete yatırım mı yaptım, o şirket geleceğinden endişe etsin!
     Avrolarımı bozup mevduat faizine mi girdim? Bilin ki avro füze gibi yükselecektir birkaç gün içinde!
     Hatta son krizde avro ve altının sebebi anlaşılamayan biçimde artmasının ve dünya borsalarının çökmesinin nedeni de ben olabilirim diye düşünüyorum! Zira iki gün önce var olan bütün dolar ve altınımı bozup, nedense, sanki çok anlarmışım gibi borsaya girmiştim!
     Teorim, ünlü ekonomist Murat Sertel'in ruhunun benimle dalga geçtiğidir!

NOT: Referans gösterilen sayfa numaraları, aşağıda künyesi verilen baskıya atıf yapmaktadır.
  • KİTABIN KÜNYESİ: Turkuvaz Kitap, Aralık 2009, 214 sf.

18 Nis 2016

Soru 9: Hakem Heyetine Başvurmadan İcra Takibi Yapılabilir Mi?

Tüketici Hakem Heyetlerinin verdiği kararlar, aynen bir mahkeme kararı gibi ilâmlı icraya konu olabilmektedir. Ancak hukukumuzda bir de herhangi bir ilâma veya ilâm niteliğinde bir belgeye dayanmadan gidilebilen ilâmsız (adi) icra yolu vardır. İşte buradaki soru da hakem heyetine başvurmadan söz konusu bu ilâmsız icra (adi takip) yolunun kullanılıp kullanılamayacağı ile ilgilidir.

Yargıtay'ın, 2015 yılında verdiği bir kararında "icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaat edilmesinin zorunlu olduğunu" belirtmesi üzerine, 2017 yılı Aralık ayında Tüketici Kanunu'nun 68. maddesinin 1. fıkrasına “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla” ibaresi eklendi.

Bu kanun değişikliğiyle amaçlanan, tüketici hukukunda Yargıtay'ın kısmen tıkadığı ilâmsız icra yolunu açmaktı. Görünüşe göre, söz konusu kanun değişikliği ile bu yol açılmış oldu. Yani artık tüketici hakem heyetine başvuru yapmadan icra takibi YAPILABİLMEKTEDİR!

İcra takibi BAŞLATILMASININ önünde hukuki bir engel yoktur! ANCAK yapılan bir ilamsız icra takibine, karşı tarafın itiraz etmesi halinde bu itirazı hükümden düşürerek takibe devam etmek çok uğraştırıcı bir süreçtir. Mevcut duruma göre; Tüketici Kanunu kapsamına giren bir uyuşmazlıkla ilgili olarak taraflardan biri ilamsız icra takibi başlatmış ve karşı taraf bu takibe tebliğden itibaren 7 gün içinde itiraz etmiş ise icra takibi durur. İcra takibini başlatan tarafın takibe devam edebilmek için itirazın iptali davası açması gerekir. İcra takibindeki uyuşmazlık miktarı Tüketici Hakem Heyeti parasal sınırları dahilinde olsa bile, adından da anlaşılacağı üzere bu bir “dava” olduğu için artık Hakem Heyetine gidilemez. Dolayısıyla itirazın iptali davası, uyuşmazlık miktarına bakılmaksızın Tüketici Mahkemesinin görev alanındadır. Temmuz 2020’de yapılan düzenleme ile Tüketici Mahkemesinde görülecek davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak bir dava şartı haline getirilmiştir. Bu bakımdan Tüketici Mahkemesinde bir dava açmak için öncelikle arabulucuya başvurulmalıdır. Arabuluculuk yöntemiyle anlaşma sağlanamazsa süreç sonunda düzenlenen son tutanak ile birlikte Tüketici Mahkemesinde dava açılabilir. İtirazın iptali davası da aynı şartlara tabidir. Özetle, “Yargıtay’ın tıkadığı ilamsız icra yolunu açan” söz konusu kanun değişikliği uyarınca eğer bir ilamsız icra takibi başlatılmış ve itiraz sonucu takip durmuşsa o zaman artık uyuşmazlık miktarına bakılmaksızın Tüketici Mahkemesinde itirazın iptali davası açılması gerekir ancak bu davayı açmak için de öncelikle arabulucuya başvurulması şarttır.

Esasen bu hukuki olarak da problemli bir konudur! Çünkü; her yıl yeniden belirlenmekte olan parasal sınırların yani hakem heyeti görev sınırlarının ] altında kalan uyuşmazlıklar için doğrudan mahkemeye gidilemez, fakat hakem heyetlerinin de icra takibine yapılan itirazları kaldırma veya iptal etme yetkisi yoktur! Bu durum Hakem Heyeti parasal sınırları içinde kalan uyuşmazlıklarda bir çelişki yaratmaktadır. Sorunu yukarıda özetlendiği şekilde çözmeye çalıştığımızda ufak miktarlı alacaklarda bile icraya yapılan itirazları kaldırmak için Tüketici Mahkemesinde dava açılması gerekmekte, dava açmak için de arabulucuya başvurmak zorunlu olduğundan süreç gereksizce uzamaktadır. Hatta sırf bu yüzden o icra takibini ortada bırakıp sanki hiç icra takibi yapmamış gibi en baştan hakem heyetine başvurmak bile insana neredeyse daha kolay gelebilir!

İşte bu nedenle biz, hakem heyeti görev sınırları içinde kalan uyuşmazlıklarla alakalı olarak, bu ilamsız icra yolunu kimseye TAVSİYE ETMİYORUZ!  Şu aşamada, doğrudan icra takibi başlatmak yerine yine eskisi gibi hakem heyetine başvuru yapmak, en azından tüketici hukukunda ilamsız icra takibine itiraz meselesi çözülünceye kadar çok daha garantili bir yöntemdir! Aksi halde tüketiciler, hakem heyetlerinde haksız dahi çıksalar ödemedikleri/ödemeyecekleri parayı icra masrafları için vermek zorunda kalabilir, kendilerini bilmedikleri süreçlerin içinde bulabilir, aynı zamanda bir hayli vakit de kaybedebilirler.

Şirketler tarafından haklarında icra takibi başlatılan tüketiciler de borçlu olmadıklarını düşünüyor iseler mutlaka ödeme emrinin kendilerine tebliğinden itibaren 7 gün içinde ilgili icra dairesine giderek takibe itiraz etmelidirler.

SONUÇ OLARAK, mevcut durumda hakem heyetine başvurmadan da hukuken icra takibi BAŞLATILABİLİR! Ancak biz yine de, her yıl yeniden belirlenen parasal sınırların altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurmadan icra takibi başlatılmasını yukarıda sayılan riskleri ve zorlukları nedeniyle şu an için tavsiye etmiyoruz.



(!) DİKKAT: ALTTAKİ AÇIKLAMA, ARALIK 2017'DEKİ KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCEKİ DURUMU DAHA DETAYLI ŞEKİLDE AÇIKLAMAKTA OLUP YALNIZCA GEÇMİŞE DAİR ARŞİV NİTELİĞİNDE BİR EK BİLGİ VERME VE YENİ DÜZENLEMENİN OLUMSUZ YÖNLERİNİ ETRAFLICA GÖZLER ÖNÜNE SERME AMACI TAŞIMAKTADIR. BAŞLIKTAKİ SORUNUN MEVCUT DURUMDAKİ GÜNCEL CEVABI İSE YUKARIDA İFADE EDİLENDEN İBARETTİR!

Oysa bu konu, daha öncesinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 18.03.2015 tarihli, 2015/10571 esas, 2015/8738 karar sayılı içtihadıyla hem akla hem de hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde açıklığa kavuşturulmuştu.
(Kararı indirmek için buraya tıklayabilirsiniz.)

Anılan karara göre; her yıl yeniden belirlenmekte olan hakem heyeti görev sınırlarının altında kalan uyuşmazlıklar için, icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaat edilmesi zorunluydu.  Bu kararın gerekçesi ise özetle şöyle açıklanmıştı:
"6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68. maddesi uyarınca, belirlenen miktarın altında kalan uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuru zorunludur. Yüksek yargı kararlarına göre tüketici hakem heyetleri 'mahkeme' niteliği taşımamaktadır. Buna rağmen TKHK m.70'in 2. fıkrası, tüketici hakem heyeti kararlarının tarafları bağlayacağını ve de İcra ve İflas Kanunu'nun ilâmların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirileceğini hükme bağlamıştır. Buna göre, kararları ilamlı icra yoluyla takip edilebilen Tüketici Hakem Heyetine müracaat etmeden ilamsız icra takibi yapmakta tüketicinin hukuki yararı yoktur. Bu durumda tüketici hakem heyetine müracaat edilip uyuşmazlıkla ilgili olarak bir karar almadan icra takibi yapılamayacağı gibi, Tüketici mahkemesinde de dava açılamaz. Buna karşın ilamsız icra takibi yapılır ve bu icra takibine itiraz edilir ise, itirazın iptali istemiyle tüketici hakem heyetine müracaat edilemez. Bu halde de, kanunun açık hükmü nedeniyle tüketici mahkemesinin, uyuşmazlığın esasıyla ilgili karar verme yetkisi bulunmamaktadır."
Görüleceği üzere, Aralık 2017'de kanuna sonradan eklenen ibare, bu kararda icraya itiraz söz konusu olduğunda doğacağı öngörülen sorunların hiçbirini çözmemektedir. Dolayısıyla bu örnekten de hukukta bir başvuru yolunun önünü açmanın sorun çözmek için tek başına yeterli olmayacağı, hatta -bununla mevcut sorunu çözmek şöyle dursun- başka tür sorunlara bizzat kaynak yaratılabileceği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Değişikliği yapanlar, tüketici hakem heyetlerinin iş yükünü azaltmayı amaçlarken icra dairelerinin iş yükünü artıracaklarını her nedense düşünmemişlerdir. Hâlbuki değişiklik öncesinde, mevcut iş yükü uyuşmazlık miktarına göre heyetler ve daireler arasında paylaşılmış durumdaydı.

Bununla beraber, esas olarak tüketiciyi korumak amacıyla çıkarılan bir kanun tüketicinin bu kadar aleyhine olacak şekilde değiştirilmemeliydi. Çünkü bu değişiklik sonrasında tüketiciler, en ufak bir borç için bile her an icraya verilebilecekler! Ayrıca önceden tüketiciler bu borçları için heyetlerde herhangi bir masraf ödemek zorunda da kalmıyorlardı şimdi ise tüm icra masrafları tüketicinin sırtına yüklenmiş olacak! Yaşanacak tüm hukuki karışıklık da cabası! Kısacası, her açıdan sayılamayacak kadar çok sakıncası olan bu değişikliğin bir an önce geri alınmasını temenni ederek konuyla ilgili yazılmış bir köşe yazısını alıntıladığım yazının bağlantısını buraya ekliyorum.

(!) DİKKAT (SON): KAFA KARIŞIKLIĞI YAŞAMAMAK İÇİN ÖNCE L
ÜTFEN YUKARIDAKİ "DİKKAT" YAZISINI OKUYUNUZ!




11 Nis 2016

Soru 8: Lehime Verilen Karara Karşı Taraf İtiraz Ederse Ne Yapacağım?

Hakem heyeti kararının her şeyin sonu olmadığı, karara itiraz imkanı bulunduğu önceki yanıtlarımızda belirtilmişti. O halde hakem heyeti sizi haklı bulmuş olsa dahi itiraz sonrası mahkeme aşamasında haksız çıkabilirsiniz. Bu nedenle karşı taraf karara itiraz ettiğinde süreci titizlikle takip etmeli, karşı tarafın iddialarına cevap dilekçenizle yanıt vermelisiniz.

Cevap dilekçesi vermek son derece önemlidir. Zira bu size tanınmış bir hukuki dinlenilme ve savunma hakkıdır. Neticede davayı kaybederseniz vekalet ücreti, yargılama gideri vb. adlar altında paralar ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bununla karşılaşmamak adına, hakimi haklı olduğunuza davanın henüz başında inandırmanız sizin lehinizedir. Ayrıca çoğu zaman evrak / dosya üzerinden inceleme yapıldığı için cevap dilekçesini de vermezseniz kendinizi savunacak başkaca bir ortam bulamayabilirsiniz.

Süreç hakkındaki bilgilere geçersek; eğer karşı taraf itiraz etmişse mahkemeden size bir "Tensip Zaptı / Tensip Tutanağı" tebliğ edilir. Bu tutanakta, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde sizden mahkemeye bir cevap dilekçesi vermeniz istenir. Bu iki haftalık sürenin hak düşürücü süre olduğu unutulmamalıdır. Bu bakımdan süreyi geçirirseniz cevap dilekçesi verme hakkınız düşer ve karşı tarafın, dava dilekçesinde savunduğu tüm iddiaları inkâr ettiğiniz varsayılır.

Ayrıca posta memuru geldiği zaman evde kimseyi bulamayıp tebligatı muhtara bırakmışsa, sizin muhtardan teslim aldığınız gün değil, tebligatın muhtara bırakıldığı gün tebliğ tarihi olarak kabul edilir. İki haftalık hak düşürücü süre de muhtara bırakıldığı bu tarihten itibaren başlar.

Ancak tensip tutanağının ekinde karşı tarafın dava dilekçesi mutlaka bulunmalıdır. Çünkü sizden, bu dava dilekçesindeki iddialara bir dilekçeyle cevap vermeniz beklenmektedir. Eğer dava dilekçesi size gönderilmediyse bu usûlsüz tebligat sayılır. Bu durumda ilgili mahkeme kalemine ulaşıp dava dilekçesinin size tebliğ edilmesini istemelisiniz. Düzgün şekilde çıkarılan bu ikinci bildirimin tarafınıza tebliğ edilmesiyle birlikte iki haftalık süreniz başlar.

Bu aşamada nasıl bir cevap dilekçesi verilmesi gerektiği hemen hemen herkesin aklına takılacaktır. Önemle belirtmeliyiz ki internetten bulunan dilekçeler okunmadan mahkemeye asla verilmemeli. İnternetten boş dilekçe örnekleri yahut form dilekçeler bulunabilir ve bunlardan yararlanılabilir. Nitekim sitemizde de şuradaki yazı içerisinde bir dilekçe örneği paylaşılmıştır. Ancak her ne olursa olsun internetten bulunan dilekçenin üzerinde bir yazı varsa titizlikle okunmalıdır. Yalan yanlış beyan ve bilgiler içeren dilekçeyle mahkemeleri yanıltmak suçtur! Bu bakımdan olayla ilgisi bulunan ve doğru ifadeler içeren dilekçeler kullanılmalıdır.

Cevap dilekçenizi baştan sona kendiniz de oluşturabilirsiniz. İnternetten bulduğunuz ve sitemizden de paylaşılmış örnek dilekçelere benzer bilgileri içeren bir metin oluşturabilirsiniz. Karşı tarafın itirazda bulunurken verdiği dava dilekçesi, tensip tutanağıyla birlikte size tebliğ edilir. Burada karşı tarafın iddialarını detaylarıyla öğrenip ona göre savunmanızı yapabilirsiniz. Yine buradaki dilekçenizde de uyuşmazlıkla ilgili olayları ve hukuki dayanaklarınızı açıkladıktan sonra delillerinizi de eklediğiniz dilekçenizi ilgili mahkeme kalemine teslim etmelisiniz.

Bunu yaptıktan sonra size ulaşacak ikinci mektubu bekliyorsunuz. Bu ikinci mektup, bazen sizi sözlü duruşmaya çağırabilse de çoğunlukla davanın sonucunu size bildirmektedir.


______________________________________________________________________

BU BİR REKLAMDIR.
BU BİR REKLAMDIR.